reklam
Ana Sayfa Sür Manşet, Yazarlar 3.06.2026 77 Görüntüleme

İstanbul’un Fethinin Yıldönümünde

İstanbul’u fethederek çağ açıp, çağ kapayan bir ecdadın torunlarıyız. Mirasçısı olduğumuz Osmanlı’nın eski toprakları üzerinde kurulan devletleri hatırlayacak olursak, Balkanlarda ve Orta Avrupa’da (15), Kafkasya’da (4), Ortadoğu’da (15), Afrika’da (15) devlet bugün varlığını sürdürmektedir. Kabaca baktığımızda Himaye edilenler, haraca bağlananlar vs. hariç olmak üzere Osmanlı’dan doğan (49) devlet görülmekte. Yani Atatürk’ün “Türk, Övün, çalış, güven” demesi boş bir gurur değil. Dünyanın en uzun ömürlü üç imparatorluğundan biri olan Osmanlı’nın dağılmasının siyasi, ekonomik, askeri ve idari birçok sebebi olduğu malum, ama konumuz onlar değil.

Uluslararası güç dengeleri ve çıkar ilişkileriyle şekillenen siyasi ve askeri ittifaklar, Haçlı Seferlerinden beri bulunduğumuz coğrafyayı hedef haline getirmiştir. Sen ne yaparsan yap onlar kendilerince bir sebep yaratacaklar ve Türkleri bu topraklardan söküp atmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır. İşin özeti çok kabaca budur. Gazi M. Kemal Paşanın önderliğinde yaptığımız Kurtuluş Savaşını kazanmasaydık, büyük ölçüde hedeflerine ulaşmış olacaklardı. Fakat onlar amaç ve hedeflerinden vazgeçmiş değiller. Gizli veya açık unutmadan, bıkmadan nihai amaçlarını tahakkuk ettirmek için planları dahilinde her fırsatı değerlendiriyorlar. Balkanlardan bizi söküp atmak için 19.yüzyıl boyunca yaşadığımız isyan ve savaşlarda çok büyük bir nüfusumuz katledildi, sağ kalabilenler Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. 1912- 1913 Balkan Savaşlarında koskoca Balkanlar elimizden kayıp gitti. Günümüzde de değişen bir şey yok.

16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa arasında, Orta Doğudaki Osmanlı topraklarının paylaşılmasını öngören gizli Sykes-Picot anlaşmasıyla tasarlanan sınırlar, bugün BOP projesiyle yeniden dizayn ediliyor.

Bush döneminde ortaya atılan Yeni Dünya Düzeni, monarşileri yıkmayı ve dini inançları yok etmeyi, ulus devletleri ve vatanseverliği sonlandırarak sosyal düzeni yok etmeyi planladığı öne sürülen; ancak faaliyeti ya da varlığı kanıtlanamamış olan bir teori olsa da Irak, Libya, Mısır, Suriye gibi ülkelerdeki uygulamalarının sonuçlarını görüyoruz.

Berlin Duvarı’nın 1989 yılında çöküşünün ardından, 1990’lı yıllardan beri hemen her alanda sıkça karşılaştığımız küreselleşme sözcüğü, günümüzde sadece ekonomik bir kavram olarak değil, içinde bulunduğumuz uluslararası sistemi tanımlamak için de kullanılmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin 43. Başkanı George W. Bush tarafından Dünya kamuoyuna duyurulan, kısa adıyla BOP dediğimiz “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık İnisiyatifi” projesinin Ortadoğuda ve Kuzey Afrikada yarattığı yıkımı gördük. Enerji kaynaklarının kontrolü ve uluslararası pazarlara ulaşım hatlarının güvenliğinin sağlanmasını amaçlayan bu proje, demokrasi, özgürlük ve refaha vurgu yapmasına rağmen bölgeye ekonomik, sosyal ve kültürel yıkım ve hatta SOYKIRIM sonucu kan ve göz yaşından başka bir şey getirmedi. “Terörle mücadele” adı altında bölge ülkelerinin ekonomik, askeri ve siyasi gücünün zayıflatılaması, bölgedeki Amerikan nüfusunu yaygınlaştırılmasını sağladı.

2006’da ABD Silâhlı Kuvvetler Dergisi’nde Başkan Bush’un da danışmanı olan Emekli Yarbay Ralph Peters’in “KAN SINIRLARI” (Blood Borders) adlı makalesinde yayınlanmış olan haritayı ve ABD Dış İşleri Bakanı Condoleeza Rice tarafından 22 ülkenin ‘sınırlarını’ ve ‘rejimlerini’ değiştirmek üzere tedavüle sokulan Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedeflerini unutmamak lazım.

Geçtiğimiz yıllarda “Uluslararası Kriz Grubu raportörlerinden Irak uzmanı Joots Hilterman, bir Alman gazetesine yaptığı açıklamada aynen şu ifadeleri kullanıyordu: “Orta Doğu’nun yeni dinamikleri, Türkiye’yi Büyük Kürdistan’ın hâmisi konumuna getirmek gibi bir paradoksal sonuç verebilir.”  Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oluruz… Son günlerde dillendirilen TÜRK-KÜRT-ARAP kardeşliği veya Federasyonu, TÜRK MİLLETİ için hazin bir sonuç veriri. Kendi ülkesinde ikinci sınıf vatandaş konumuna düşer. Kurtuluş Savaşı yaparak, can vererek, kanımızı dökerek sahip olduğumuz bin yıllık vatanımızda hiç kimseye taviz vermeye gerek yok. Vatan uğruna, bağımsızlık uğruna büyük bedeller ödemiş olan Türk Milleti, modern çağın Emperyalistlerinin ve ortaklarının tuzaklarına düşmeyecektir.  

Terörist örgüt sözde açılım sürecinde Türkiye’yi terk edecekti. Çekilmedikleri gibi ise tam tersi oldu. Şimdi de TERÖRSÜZ TÜRKİYE adıyla başlatılan yeni sürecin nasıl bir sonuç vereceği bilinmiyor.

Osmanlı döneminde de Balkanlarda İsyan eden halklara birçok taviz verilmesine rağmen sonuç değişmemiş, vatan kaybedilmiş ama anaların göz yaşı dinmemişti.

Bugün Ortadoğu’da İsrail’in Filistin ve Lübnan’da yaptığı katliam ve SOYKIRIM ile ABD ve İSRAİL’in tüm gözü önünde uluslararası kuralları hiçe sayarak, İran’a saldırıları yeni çağın Haçlı Seferleri değil mi?  

Türkiye’nin geleceği planlanırken siyasi, ekonomik, askeri değişimleri ve gelişmeleri iyi analiz edip, ülkesi ve milletiyle bir ve bütün olan TÜRK MİLLETİNİN hak ve hukukunu koruyup kollayacak iradeyi karşımızdakilere göstermeliyiz.

Süheyl ÇOBANOĞLU

RUBASAM Bşk.

Yorumlar

Tema Tasarım | AnatoliaWeb