DOLAR
Alış:
Satış:
EURO
Alış:
Satış:
GBP
Alış:
Satış:
Birlik Zamanı: Ateş Çemberinde Türkiye ve Geçmişten Alınmayan Dersler
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler artık yalnızca bölgesel bir kriz olmanın ötesine geçmiş, doğrudan ülkemizin güvenliğini ve geleceğini ilgilendiren bir boyuta ulaşmıştır. Savaşların, vekâlet çatışmalarının ve küresel güç hesaplarının ortasında bulunan Türkiye, tarihsel olarak olduğu gibi bugün de dikkatli, sağduyulu ve en önemlisi birlik içinde hareket etmek zorundadır.
Ne yazık ki iktidarıyla muhalefetiyle ülke siyasetine hâkim olan sert kutuplaşma dili, bu zor dönemde toplumsal dayanışmayı güçlendirmek yerine zayıflatmaktadır. Oysa yakın tarihimiz bize açık bir gerçeği göstermiştir:
1980’li yıllarda iktidar ve muhalefet arasındaki keskin zıtlaşmanın bedelini bu millet darbelerle, hak kayıplarıyla ve özgürlüklerin askıya alınmasıyla ödemiştir.
Bugün hâlâ karşı karşıya olduğumuz birçok yapısal sorunun temelinde, 1980 darbesinin ardından oluşturulan anayasal ve yasal düzen yatmaktadır. Bu düzen; siyaseti daraltan, toplumu kutuplaştıran ve demokrasiyi vesayet altında tutan bir anlayışın ürünüdür. Aradan geçen onca yıla rağmen, sorunların artarak devam etmesi; siyasi partilerin ve aktörlerin geçmişten yeterince ders çıkarmadığını açıkça göstermektedir.
Toplumun bugün geldiği noktada yaşanan sert kamplaşmalar, yalnızca siyasi rekabetin sonucu değil; aynı zamanda geçmiş hataların ısrarla tekrar edilmesidir. Oysa ülke ateş çemberindeyken, iç cepheyi tahkim etmek her görüşten siyasetçinin ortak sorumluluğudur.
Bu bağlamda muhalefet üzerinde oluşan yargı baskısı algısı, yalnızca muhalefeti değil, demokrasinin kendisini ilgilendiren bir meseledir. Hukukun siyasetin gölgesinde kalması, adalet duygusunu zedeler; adalet duygusunun zedelendiği bir ülkede ise toplumsal barıştan söz etmek mümkün değildir. Bu durum, ülkemiz adına derin bir üzüntü ve ciddi bir endişe kaynağıdır.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; geçmişin rövanşını almak değil, geçmişin hatalarından ders çıkarmaktır. İktidarın da muhalefetin de dili yumuşatması, ortak aklı öncelemesi ve milli meselelerde asgari müştereklerde buluşması bir tercih değil, zorunluluktur.
Bu topraklar çok acılar gördü. Aynı bedelleri yeniden ödememek için, ayrışmayı değil birliği, öfkeyi değil sağduyuyu, baskıyı değil adaleti esas almak zorundayız. Türkiye’nin bekası; tek seslilikte değil, adil ve demokratik bir çoğulculukta mümkündür.
Mehmet Mahmut Yıldız
Şahlanış Partisi Kurucu Genel Başkanı
Yorumlar
Benzer Yazılar
-
Birlik Zamanı: Ateş Çemberinde Türkiye ve Geçmişten Alınmayan Dersler
-
KADIN
-
Türkiye Yanarken Ekranlarda Kısır Parti Tartışmaları
-
HOCALI SOYKIRIMI
-
SANATÇISI İLE BÜTÜNLEŞEN ESERLERİMİZ
-
BU DÜZEN BÖYLE GİTMEZ
-
Teknoloji Çağında Tarımın Stratejik Gücü ve Kenevir Gerçeği
-
BAĞIMSIZ KOSOVA 18 yaşında
-
MANİSA GEZİSİNİN ARDINDAN
-
Önyargıdan Arındırılmış Bir Tarım Politikası Mümkün mü?
-
YENİ SÜREÇ YENİ ANAYASA
-
DEMOKRASİ ve ATATÜRK SEVGİSİNİ İLKOKULDA ÖĞRENDİM