Ana Sayfa Sür Manşet, Yazarlar 16.07.2026 70 Görüntüleme

ŞAHLANIŞ HAREKETİ GENEL BAŞKANI

TÜRKİYE’NİN SİYASİ ÇIKMAZLARI VE GERÇEK ŞAHLANIŞIN YOLU

Demokrasi yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Gerçek demokrasi; siyasi partilerin kendi içlerinde hukuku, istişareyi, liyakati ve ortak aklı hâkim kılabildikleri ölçüde güç kazanır.

Uzun yıllar aktif siyasetin içinde bulunmuş ve Şahlanış Partisi Kurucu Genel Başkanı olarak edindiğim tecrübeler, ülkemizde birçok siyasi partinin benzer yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Bu değerlendirmeler herhangi bir siyasi partiyi hedef almak için değil, Türk siyasetinin genel bir muhasebesini yapmak ve geleceğe dair çözüm önerileri sunmak amacıyla kaleme alınmıştır.

Milletler yalnızca ekonomik güçleriyle ayakta kalmazlar. Onları güçlü kılan; inançları, ahlaki değerleri, adalet anlayışları, devlet gelenekleri ve ortak gelecek idealidir. Tarih boyunca Türk milleti de gücünü kadim devlet anlayışından, adaletinden ve millet olma şuurundan almıştır.

Bugün ülkemizin yaşadığı sorunları yalnızca iktidarın veya yalnızca muhalefetin başarısızlığı olarak değerlendirmek eksik bir bakış açısı olur. Asıl mesele; siyasetin, insanı insan yapan ve milleti millet yapan temel değerlerden uzaklaşmasıdır. Günü kurtarmaya yönelik hesapların, makam hırsının ve kişisel çıkarların devlet ve millet menfaatinin önüne geçmesi, siyasete duyulan güveni zedelemektedir.

Bugün siyaset kurumunda en önemli eksikliklerden biri, parti içi istişare kültürünün yeterince işletilememesidir. Farklı fikirler zenginlik olarak görülmesi gerekirken, zaman zaman ayrışmanın ve kişisel rekabetin sebebi hâline gelmektedir. Oysa güçlü kurumlar, farklı görüşleri çatışma nedeni değil, doğru kararın ortaya çıkmasını sağlayan bir fırsat olarak görür.

Siyaset aynı zamanda fedakârlık ister. Sorumluluk almadan yetki istemek, emek vermeden başarı beklemek ve her yükü başkalarının omuzlarına bırakmak sürdürülebilir bir siyaset anlayışı değildir. Maddi ve manevi fedakârlığın doğal karşılanmadığı yapılarda kurumsal gelişim de mümkün değildir.

Son dönemde CHP’de kamuoyuna yansıyan kurultay ve parti içi tartışmalar, seçmen nezdinde çeşitli soru işaretleri oluşturmaktadır. Aynı şekilde geçmişte iktidar partileri ve diğer siyasi partiler de benzer süreçlerden geçmiştir. Dolayısıyla mesele sadece bir partinin değil, Türk siyasetinin kurumsallaşma sorunudur.

Vatandaş doğal olarak şu soruyu sormaktadır: Kendi içinde uzlaşmakta zorlanan bir siyasi yapı, ülke yönetiminde karşılaşacağı daha büyük sorunları nasıl yönetecektir?

Öte yandan yaşanan her olumsuzluğu yalnızca yargıya, iktidar baskısına veya dış etkenlere bağlamak da toplumun tamamını ikna etmeye yetmemektedir. Güçlü siyaset, zor şartlar karşısında mazeret üretmek değil, çözüm üretebilmektir. Devlet yönetimine talip olan kadroların her türlü olumsuz gelişmeye karşı yeni stratejiler geliştirebilecek ferasete sahip olmaları gerekir.

Bütün bu değerlendirmeler beni yıllardır savunduğum bir gerçeğe götürmektedir. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu değişim yalnızca iktidarların veya muhalefetin değişmesi değildir. Asıl ihtiyaç, siyaset anlayışının değişmesidir. Çünkü Türkiye’nin gerçek şahlanışı; vatan ve millet sevgisini önceleyen, adaleti, liyakati, meşvereti ve şeffaflığı ilke edinen, makamı değil hizmeti amaç bilen kadrolarla mümkün olacaktır.

Yaklaşık otuz yılı aşkın bir fikir hareketi olarak başlayan ve daha sonra partileşen Şahlanış Hareketi’nin temelinde de bu anlayış bulunmaktadır. Hareketimizin temel taşı Dayanışmacı Toplumculuk anlayışıdır. Bu anlayış; ayrıştıran değil birleştiren, parçanın değil bütünün menfaatini esas alan, devletin ve milletin haysiyetini her türlü kişisel hesabın üzerinde tutan yerli ve millî bir duruşu ifade etmektedir.

Dayanışmacı Toplumculuk; adaleti, liyakati, meşvereti, şeffaflığı ve hesap verebilirliği vazgeçilmez yönetim ilkeleri olarak kabul eder. Kamu malını emanet bilir; israfa, yolsuzluğa ve her türlü şaibeye karşı tavizsiz bir duruş sergiler.

Bu anlayışın temelinde Üç F olarak ifade ettiğimiz Feraset, Fedakârlık ve Feragat ile Üç S olarak ifade ettiğimiz Sevgi, Saygı ve Sadakat bulunmaktadır. Bunlara ilave ettiğim Vefa ise hem insan ilişkilerinde hem de siyasal ahlakta vazgeçilmez bir değerdir.

Gerçek devlet adamlığı, makamlarla büyümek değil; bulunduğu makamı adaletiyle, dürüstlüğüyle ve hizmet anlayışıyla büyütebilmektir. Hak etmediği göreve talip olmamak, kendisinden daha liyakatli olanlara yol açabilmek de siyasal ahlakın önemli bir göstergesidir.

Yaklaşık otuz yıl önce başlattığımız fikir hareketini daha sonra Şahlanış Partisi çatısı altında siyaset sahnesine taşıdık. Gayemiz hiçbir zaman makam veya kişisel menfaat olmadı. Amacımız, inandığımız ilkeleri milletimizin hizmetine sunmaktı.

Ancak zaman içerisinde Türkiye’nin yeni ayrışmalardan ziyade ortak ilkeler etrafında birleşmeye ihtiyacı olduğunu gördük. Bu anlayışla, hiçbir kişisel beklenti taşımadan, arkadaşlarımızla yaptığımız istişare sonucunda Şahlanış Partisi’nin tüzel kişiliğini sonlandırma kararı aldık. Bugün aktif bir siyasi görevde bulunmuyor olsam da, ülkemizin geleceğine dair düşüncelerimi paylaşmayı bir vatandaşlık ve vicdan görevi olarak görüyorum.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye’nin en büyük ihtiyacı; güçlü demokrasi, güçlü kurumlar ve güçlü toplumsal uzlaşmadır. İktidarıyla muhalefetiyle bütün siyasi aktörler, kısa vadeli siyasi hesaplar yerine devletimizin ve milletimizin uzun vadeli menfaatlerini öncelemelidir.

Temennim odur ki siyaset yeniden ahlakla buluşsun, devlet yeniden adaletle güç kazansın, millet yeniden ortak hedefler etrafında kenetlensin.

İnanıyorum ki Türkiye’nin gerçek şahlanışı kişilerle değil; kurumlarla, adaletle, liyakatle, meşveretle ve Dayanışmacı Toplumculuk anlayışını benimseyen kadrolarla mümkün olacaktır. Çünkü güçlü Türkiye’nin yolu; güçlü ahlaktan, güçlü demokrasiden ve güçlü devlet geleneğinden geçmektedir.

Mehmet Mahmut Yıldız

Şahlanış Partisi Kurucu Genel Başkanı

Yorumlar

Tema Tasarım | AnatoliaWeb