Beykoz denildiğinde ilk akla gelen değerlerden biri hiç kuşkusuz ilçenin köklü cam işçiligi geleneği ve bu kültürün ortaya çıkardığı sanatsal mirastır. Osmanlı döneminden bugüne uzanan cam ustalığı, Beykoz’un kimliğinde özel bir yere sahip olmaya devam ediyor.

İstanbul Anadolu Yakası’nın önemli giriş noktalarından biri olan Küçüksu–Göksu bölgesinde yer alan ve ilçe ile özdeşleşen Çeşm-i Bülbül Anıtı da bu mirasın simgesel yansımalarından biri olarak öne çıkıyor.
2012 yılının son aylarında gerçekleştirilen çevre düzenleme çalışmaları kapsamında bölgeye yerleştirilen anıt, Osmanlı cam sanatının en bilinen örneklerinden biri olan Çeşm-i Bülbül’den ilham alınarak hazırlanmıştı. Kavşak düzenlemesiyle birlikte ilçeye kazandırılan çalışma, dönemin dikkat çeken kent estetik uygulamalarından biri olmuştu.

Aradan geçen yıllarla birlikte anıt üzerinde yıpranmalar, yüzey dökülmeleri ve renk solmaları oluşmaya başladı. Bu durum, Beykoz’un simgesel değerlerinden biri olan yapının yeniden ele alınması gerektiği yönündeki beklentileri de beraberinde getirdi.
Her ne kadar Kavacık Döner Kavşak çevresinde farklı düzenlemeler yapılmış olsa da Küçüksu girişindeki bu sokak heykeli tarzındaki çalışma, Beykozlular açısından ayrı bir anlam taşımayı sürdürüyor.
Özellikle hemen yanında bulunan ve yerli–yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Küçüksu Kasrı düşünüldüğünde, Çeşm-i Bülbül Anıtı’nın bakım, restorasyon ve çevre düzenleme çalışmalarıyla yeniden öne çıkarılması; hem ilçe estetiği hem de Beykoz’un tanıtımı açısından önemli bir adım olabilir.
Beykoz’un geçmişini temsil eden bu simgesel yapının, günümüz kent anlayışına uygun bir çevre düzenlemesiyle yeniden değer kazanmasının zamanı geldiği görüşü bölgede sıkça dile getiriliyor.