Beykoz sahilinin en dikkat çekici geleneklerinden biri olan dalyanlar, her yıl nisan ayında Yalıköy açıklarında yeniden kurulurken, ilçede hem nostaljik hem de çevresel yönleriyle tartışılmaya devam ediyor. Kimi için Boğaz’ın eşsiz manzarasını tamamlayan tarihi bir simge olan Beykoz Dalyanı, kimi için ise balıkların üreme ve göç döneminde avlanmasına neden olan bir sistem olarak değerlendiriliyor.
Yüzyıllardır Beykoz kıyılarında kurulan dalyanlar, özellikle gün batımında ortaya çıkardığı görüntülerle fotoğraf tutkunlarının ve sahil sakinlerinin ilgisini çekiyor. Karadeniz’e uzanan Boğaz manzarasının önünde yükselen direkler, ay ışığı ve yakamoz eşliğinde seyir keyfi sunarken, sahildeki kafelerde oturan vatandaşlar için de adeta doğal bir dekor görevi görüyor.
Ancak işin diğer tarafında, yıllarını denizde geçirmiş balıkçılar ve deniz ekosistemine dikkat çeken çevreciler bulunuyor. Bu kesimler, balıkların yumurtlama dönemlerinde Karadeniz’e geçiş güzergâhında kurulan dalyanların av baskısını artırdığını ve bazı türlerin devamlılığı açısından risk oluşturabileceğini savunuyor.
Böylece Beykoz Dalyanı, bir yanda Boğaziçi kültürünün yaşayan mirası olarak görülürken, diğer yanda sürdürülebilir balıkçılık açısından sorgulanan bir uygulama olarak varlığını sürdürüyor.

Dalyan Nedir?
Dalyan; balıkların geçiş yollarına kurulan, sabit ağlar, direkler, çapalar ve yüzdürücülerden oluşan geleneksel av sistemlerine verilen isimdir. Balıkların doğal hareketlerinden yararlanılarak kurulan bu tuzaklar, genellikle kıyıya yakın bölgelerde oluşturulur.
En küçükleri altı, en büyükleri ise on iki direkli ve çift havuzlu olarak inşa edilen dalyanlar, Osmanlı döneminden günümüze kadar gelen önemli balıkçılık yöntemleri arasında yer alıyor.
Evliya Çelebi’nin Gözünden Beykoz Dalyanı
Ünlü seyyah Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde Beykoz’daki dalyanları şu sözlerle anlatıyor:
“İskele önünde, beş altı kadar gemi direğini birbirine bağlayarak denize dikmişler. Direğin tepesinde bir adam bekçi olarak oturur. Karadeniz’in dalgalarından kurtulan kılıç balıkları limana girince, gözcü elindeki taşı denize atar. Balıklar korkuyla limana yönelir ve ağların içine girerler. Gözcü ‘Alâ!’ diye bağırır, avcılar da ağın ağzını kapatıp balıkları avlarlar.”
Evliya Çelebi’nin aktardığı bu anlatım, Beykoz’daki dalyanların yüzlerce yıl önce dahi bölgenin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor.
Boğaz’ın Son Dalyanı
1920’li yıllara kadar İstanbul Boğazı’nın birçok noktasında faaliyet gösteren dalyanlar, zamanla teknolojik değişimler, deniz trafiğinin artması ve balıkçılık yöntemlerinin dönüşmesiyle büyük ölçüde ortadan kalktı.
Bugün ise İstanbul’da geleneksel dalyan kültürünü yaşatan son örneklerden biri hâlâ Beykoz kıyılarında kuruluyor. Bu yönüyle Beykoz Dalyanı, yalnızca bir av sistemi değil; Boğaz’ın denizcilik geçmişini, balıkçılık kültürünü ve ilçenin hafızasını günümüze taşıyan önemli bir kültürel miras olarak da değerlendiriliyor.
Beykoz Dalyanı, tüm tartışmalara rağmen her yıl yeniden kuruluyor; kimileri onu özlemle izliyor, kimileri ise denizlerin geleceği adına endişeyle… Ancak herkes aynı konuda birleşiyor: Dalyanlar, Beykoz’un tarihinin ayrılmaz bir parçası olmayı sürdürüyor.