<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazarı &#8211; Beykoz Olay</title>
	<atom:link href="http://www.beykozolay.com/tag/kose-yazari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.beykozolay.com</link>
	<description>Beykoz Olay Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Jun 2026 16:08:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Muhalefet Partilerinin Dikkatine: Erken Seçim Tartışmaları ve Anayasal Riskler</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/16/muhalefet-partilerinin-dikkatine-erken-secim-tartismalari-ve-anayasal-riskler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Mahmut YILDIZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 16:08:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Mahmut Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=68290</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde 14 Mayıs 2028 tarihi üzerinden yürütülen erken seçim tartışmaları, sadece bir siyasi takvim meselesi değildir....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son günlerde 14 Mayıs 2028 tarihi üzerinden yürütülen erken seçim tartışmaları, sadece bir siyasi takvim meselesi değildir. Bu tartışmalar, aynı zamanda anayasal sınırlar, hukuk devleti ilkesi ve Türkiye’nin gelecekte nasıl bir yönetim anlayışıyla yol alacağına dair hayati sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.</p>



<p>Bilindiği üzere, mevcut anayasal düzenlemeye göre Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile normal seçim tarihi arasında yaklaşık bir aylık bir fark bulunmaktadır. Bu kısa zaman aralığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınacak bir erken seçim kararı, bugün “istisna” olarak tartışılan durumları yarın “kalıcı teamül” hâline getirme riski taşımaktadır.</p>



<p>Daha açık bir ifadeyle; Meclis eliyle alınacak bir erken seçim kararı, mevcut Cumhurbaşkanına yeniden aday olma yolunu fiilen açmakta ve bu durum anayasanın ruhunu şeklen değil, özden tartışmalı hâle getirmektedir. Muhalefetin bu noktada sergileyeceği tutum, yalnızca bir seçim kazanma hesabı değil; anayasal düzenin korunması açısından da tarihsel bir sorumluluktur.</p>



<p>Bugün bir kesim tarafından “ucube sistem” olarak eleştirilen mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden kurtulmanın yolu; bu sistemi doğuran ve sürdüren anayasal boşlukları yeniden üretmekten değil, tam tersine bu boşlukları kapatmaktan geçmektedir. Erken seçim kararına destek verilmesi hâlinde, sistemin yarattığı sorunlardan şikâyet eden muhalefet, istemeden de olsa bu sorunların meşrulaşmasına katkı sunmuş olacaktır.</p>



<p>Muhalefet partileri; başta Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi ve diğer demokratik siyasal yapılar, günü kurtaran hamleler yerine uzun vadeli hukuk ve demokrasi perspektifiyle hareket etmek zorundadır. Aksi hâlde, bugün kazanılacak bir seçim, yarın telafisi mümkün olmayan anayasal tahribatların önünü açabilir.</p>



<p>Unutulmamalıdır ki; hukuk devleti, kişilere göre şekillenen değil, kişileri sınırlayan bir düzenle ayakta kalır. Anayasa, siyasi aktörlerin ihtiyaçlarına göre esnetildikçe, devlet ciddiyeti zedelenir ve toplumun adalet duygusu aşınır.</p>



<p>Bu nedenle çağrım nettir:</p>



<p>Muhalefet partileri, erken seçim tartışmalarını siyasi avantaj değil, anayasal risk penceresinden okumalıdır. Meclis’ten çıkacak her kararın yalnız bugünü değil, yarını da bağladığını unutmamalıdır.</p>



<p>Türkiye’nin ihtiyacı; aceleye getirilmiş takvimler değil, hukuka sadakat, anayasal tutarlılık ve sağduyulu siyasettir.</p>



<p>Kamuoyuna ve muhalefet partilerinin dikkatine saygıyla sunarım.</p>



<p>Mehmet Mahmut Yıldız</p>



<p>Şahlanış Partisi Kurucu Genel Başkanı</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağduyu Kaybolursa Siyaset Yolunu Şaşırır</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/14/sagduyu-kaybolursa-siyaset-yolunu-sasirir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Mahmut YILDIZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2026 14:40:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Mahmut Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=68192</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye siyasetinde son dönemde yaşanan gelişmeler, toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir kararsızlık ve güvensizlik duygusuna yol açmıştır....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye siyasetinde son dönemde yaşanan gelişmeler, toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir kararsızlık ve güvensizlik duygusuna yol açmıştır. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi içinde “mutlak butlan” tartışmasıyla başlayan süreç, yalnızca bir parti içi mesele olmaktan çıkmış; siyasal rekabeti derinleştiren, kutuplaşmayı besleyen bir tabloyu beraberinde getirmiştir.</p>



<p>Oysa ülkemizin hem iç politikada hem de dış politikada karşı karşıya olduğu sorunlar ortadadır. Ekonomik daralma, toplumsal adalet beklentisi, bölgesel savaşların gölgesi ve diplomatik kırılganlıklar, siyaset kurumunun daha fazla sağduyu, daha fazla akıl ve daha fazla sorumluluk üretmesini zorunlu kılmaktadır.</p>



<p>Bugün gelinen noktada, dost sohbetlerinde dahi sıkça dile getirilen bir gerçek vardır: Seçmen kararsızdır.</p>



<p>Bu kararsızlık, apolitikleşmeden değil; tam aksine siyasete duyulan ilginin, güven sorunuyla karşılaşmasından kaynaklanmaktadır.</p>



<p>Her ne kadar “siyasi yargılama” kavramı sıkça dile getirilse de iddialar üzerine oluşturulan dosyaların hukuki usul ve yargılama ilkeleri çerçevesinde ele alınması gerektiği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Hukuk, siyasi hesaplaşmanın aracı hâline geldiği anda ne adalet kalır ne de toplumsal vicdan rahat eder.</p>



<p>Burada asıl mesele, kimin haklı ya da haksız olduğundan ziyade; siyasetin dili, yargının yöntemi ve toplumun bu süreçten nasıl etkilendiğidir.</p>



<p>Türkiye, krizlerden beslenen değil; krizleri akılla yöneten bir siyaset anlayışına muhtaçtır. Sertleşen söylemler, karşılıklı suçlamalar ve aceleci kararlar; yalnızca günü kurtarır, geleceği ise daha da belirsiz hâle getirir.</p>



<p>Hülasa ifade etmek gerekirse; Siyasi gündem ne kadar hararetli olursa olsun, sağduyulu davranmak bir zayıflık değil, aksine devlet aklının gereğidir. Toplumu ayrıştıran değil birleştiren, hukuku zorlayan değil güçlendiren, seçmeni korkutan değil ikna eden bir siyaset anlayışı; bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaçtır.</p>



<p>Mehmet Mahmut Yıldız</p>



<p>Şahlanış Partisi Kurucu Genel Başkanı</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokrat Misyon: Hatıra Defteri mi, Sorumluluk Alanı mı?</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/10/demokrat-misyon-hatira-defteri-mi-sorumluluk-alani-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Mahmut YILDIZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 11:05:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Mahmut Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=68090</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye siyasetinde bazı kavramlar vardır ki, sık tekrar edildikçe içi boşalır; anlamı derinleşmez, aksine aşınır. “Demokrat misyon”...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye siyasetinde bazı kavramlar vardır ki, sık tekrar edildikçe içi boşalır; anlamı derinleşmez, aksine aşınır. “Demokrat misyon” da bugün ne yazık ki bu kavramlardan biridir. Herkesin dilinde, ama kimsenin omzunda taşımaya niyetli olmadığı bir sorumluluk hâline gelmiştir.<br>Son dönemde ülke gündemi, ekonomik darboğazdan dış politika sınamalarına kadar hayati başlıklarla doluyken, siyasetin önemli bir kısmı iç çekişmelere hapsolmuştur. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi etrafında yaşanan tartışmalar, siyasetin ülke sorunlarını çözme iradesinden ne denli uzaklaştığını göstermektedir. Oysa siyaset, kendi iç kavgalarını toplumun önüne koyma lüksüne sahip değildir.<br>Bu tablo karşısında, kendilerini “demokrat misyonun devamı” olarak tanımlayan çevrelerin tutumu ise ayrı bir sorgulamayı hak ediyor. Demokrat misyon, yalnızca bir gelenek, bir soyadı ya da geçmişe duyulan nostalji değildir. Bu misyon; kriz anlarında sorumluluk almayı, gerektiğinde geri çekilmeyi ve kişisel ikbal yerine toplumsal faydayı öncelemeyi zorunlu kılar.<br>Merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, siyaseti bir güç gösterisi değil, denge sanatı olarak görürdü. Onun siyaset anlayışında “ben” değil, “biz”; “bugün” değil, “yarın” esastı. Demokrat misyonun özü de tam olarak buydu: Devleti ve milleti, kişisel hırslardan üstün tutmak.<br>Bugün ise bu mirasa atıf yapanların büyük kısmı, fedakârlık söz konusu olduğunda sessizliğe bürünmektedir. Oysa siyaset, sadece talep etme değil; bedel ödeme alanıdır. İşte tam bu noktada, Şahlanış Partisi’nin aldığı tarihî kararın altını özellikle çizmek gerekir. Hiçbir makam, mevki ya da siyasi beklenti gözetmeden, “tek merkezde Güçbirliği” fikrinin hayata geçebilmesi için kendi varlığından feragat etmek, Türkiye siyasetinde nadir rastlanan bir tutumdur.<br>Bu doğrultuda yapılan istişareler, toplantılar ve görüşmeler, ne yazık ki büyük oranda iyi niyetli temennilerin ötesine geçememiştir. Sözler verilmiş, fakat adımlar atılmamıştır. Bugün gelinen noktada açıkça görülmektedir ki, sorun fikir eksikliği değil; samimiyet eksikliğidir.<br>Buradan açık bir çağrıda bulunmak gerekir: Demokrat misyon, sadece konuşulacak bir kavram değildir; yaşanacak bir ahlaktır. İnsanların aklıyla alay edercesine, bir yandan birlikten söz edip diğer yandan kişisel hesapların arkasına saklanmak, bu ülkeye ve bu millete yapılacak en büyük haksızlıktır.<br>Siyasette artık netlik zamanıdır. Ya göründüğümüz gibi olacağız, ya da olduğumuz gibi görüneceğiz. Maskelerle, ezber cümlelerle, vitrin siyasetiyle yol alınamayacağı defalarca tecrübe edilmiştir.<br>Bu yazı, bir serzenişten ibaret değildir. Aynı zamanda bir hatırlatmadır: Demokrat misyon, geçmişte kalmış bir hatıra defteri değil; bugün omuzlanması gereken ağır bir sorumluluktur. Ve o sorumluluktan kaçanlar, yarının tarihine sadece bir dipnot olarak geçecektir.<br>Mehmet Mahmut Yıldız<br>Şahlanış Partisi Kurucu Genel Başkanı</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BANDIRMA VAPURU &#8211; 2  (ASRA SIĞMAYAN YOLCULUK) [1]  </title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/06/bandirma-vapuru-2-asra-sigmayan-yolculuk-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2026 15:48:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67934</guid>

					<description><![CDATA[1877-1878 Osmanlı Rus savaşından 1912-1913’ e kadar 35 yıl içinde 550 yıllık Türk Vatanının yıkılışı, Rumeli Türklüğünün...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1877-1878 Osmanlı Rus savaşından 1912-1913’ e kadar 35 yıl içinde 550 yıllık Türk Vatanının yıkılışı, Rumeli Türklüğünün imha ve tehcirle dağıtılışı, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri ve korkunç bir <strong>soykırım</strong> olayı olarak tarihimizin en büyük felaketine dönüşmüştü.</p>



<p>Çünkübiz Balkanları kaybederken sadece toprak değil 550 yıl boyunca yaşadığımız vatanımızı kaybetmiştik. O topraklar birçok yakınımızın, maruz kaldıkları zulümlerin, katliamların, soykırımın coğrafyasıydı ve elbette hepimizin hasret, özlem ve acıyla dolu hatıralarının tanığıydı.</p>



<p>Osmanlı entelektüelinin büyük bir çoğunluğu Balkanlar’da yetişti. Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ten başka Vatan şairimiz Namık Kemal, İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, Yahya Kemal ve daha niceleri Rumeli’de yetiştiler.</p>



<p>1919 yılının 16 Mayıs’ında Samsun’a gitmek üzere hareket eden heyet asra sığmayan bir yolculuk yapmıştı. Çanakkale Kahramanı&nbsp;Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle “<strong>Kaybedilmiş toprakların aziz hatıraları”</strong>&nbsp;olarak nitelediği RUMELİLİLER Balkanlarda yaşadıkları çok&nbsp;kültürlü, çok dinli, çok dilli toplumsal yapı nedeniyle farklılıklarla birlikte yaşama kültür ve bilincine sahip olmaları toplumsal olgunlaşmayı sağlamıştı.&nbsp;&nbsp;Bandırma Vapuru aslında&nbsp;bir milletin kaderini değiştirecek yolcuları taşımıştı.</p>



<p>RUMELİ’de yüzlerce yıllık hatıraları olan evini, işini, bağını, bahçesini, tarlasını, atalarının mezarlarını ve özetle vatanlarını kaybetmiş olmanın acısını yüreğinde taşıyan&nbsp;<strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>&nbsp;ve Samsun’a çıkan heyetin çoğunluğu&nbsp;<strong>Evlad-ı Fatihan</strong>&nbsp;torunlarından oluşuyordu. Başta Mustafa Kemal Paşa (SELANİK), Miralay Kâzım Bey (Manastır), Binbaşı Hüsrev Bey (Gerede) (HERSEK), Binbaşı Kemal Bey (Doğan). (ÜSKÜP)İ Yüzbaşı Cevad Abbas Efendi (Gürer). (NİŞ/ÜSKÜP), Yüzbaşı Ali Şevket Efendi (Öndersev)(SELANİK), Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (Ede)(EDİRNE), Mülâzım-ı Evvel Hayati Efendi (SEREZ), Mülâzım-ı Evvel Arif Hikmet Efendi (Gerçekçi) (İSTANBUL/Beylerbeyi), Topçu Mülâzım-ı Sani Muzaffer Efendi (Kılıç) (İSTANBUL/Bakırköy), Mülâzım-ı Evvel Abdullah Efendi (Kunt)(DEBRE), Memduh Efendi (Atasev)&nbsp;<strong>(İSTANBUL/Beykoz),&nbsp;</strong>Faik Efendi (Aybars)&nbsp;<strong>(İSTANBUL),&nbsp;</strong>Miralay İbrahim Tali Bey (Öngören).<strong>(İSTANBUL).</strong></p>



<p>Bu da&nbsp;Anadolu’daki işgalin sonlandırılmasında tüm vatan evlatlarının birlik ve beraberliğinin önemini işaret etmektedir. Türk Milletinin elinde kalan son vatan toprağı Anadolu’nun da düşman eline geçmemesi için Kurtuluş Savaşına önderlik etmişler ve milletin makus talihini yenmişlerdi.</p>



<p>Bin bir meşakkat ve yoklukla uzun ve yorucu&nbsp;savaşlardan sonra Misak-ı Milli sınırları içinde bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna öncülük eden Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK başta olmak üzere Kurtuluş Savaşının Komuta heyeti ve tüm Mehmetçikleri saygıyla selamlıyor, rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhları şad mekanları cennet olsun. Dün işgalci Yunan askeriyle Milli Kuvvetlere karşı işbirliği yapanların uzantılarının bugün de O Büyük insanın hatırasına saygısızlık eden soysuz, şerefsiz ve alçak hainlerin Milletin vicdanında, Allah katında ve yasalar karşısında hakkettiklerini bulacaklarına inanıyorum.</p>



<p>&nbsp;Bugün özellikle siyasette mikro milliyetçilik ve bölgecilik yapanların tarihten ders almaları şarttır. Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye’miz üzerinde günümüzde de küresel güçlerin ve bazı komşularımızın sinsi plan ve hesapları vardır.&nbsp;<strong>“Eğer istiyorsak sulh-u salah hazır ol cenge”&nbsp;</strong>sözünden ibret alarak, bunlara karşı siyasi, ekonomik, askeri açılardan daima hazır olmak gerekir.</p>



<p><strong><u>SAMSUN YOLCULARININ LİSTESİ<a href="https://mail.google.com/mail/u/0/#m_6976611888212031791__ftn2"><strong><u>[2]</u></strong></a></u></strong></p>



<p>Elimizde bulunan belgeler çerçevesinde Samsun’a giden yolcular Mustafa Kemal Paşa dahil, beş ayrı gruptan oluşan 79 kişidir.</p>



<p><strong>1. Mustafa Kemal Paşa ile müfettişlik heyetinin asker ve sivil mensupları:</strong>&nbsp;23 kişi. Karargâh listesi ile alâkalı belgeler İstanbul’da, Kâzım Karabekir Müzesi’ndedir.</p>



<p><strong>2. Sivas’taki Üçüncü Kolordu’nun başına komutan olarak gönderilen Refet Bey (Bele):</strong>&nbsp;1 kişi. Sonraki senelerin Refet Paşa’sının Bandırma Vapuru’na binebilmek için İngiliz makamlarından aldığı vize yine Kâzım Karabekir Müzesi’ndedir.</p>



<p><strong>3. Astsubay, er ve erbaşlar:</strong>&nbsp;25 kişi. Bu liste de Kâzım Karabekir Müzesi’nde bulunmaktadır.</p>



<p><strong>4. Bandırma’nın mürettebatı:&nbsp;</strong>25 kişi. Mürettebat listesi, Denizyolları İşletmesi Müdürü Sadettin Bey’in 6 Ağustos 1933’te Halkevi Reisi Nafi Âtuf Bey’e Bandırma Vapuru hakkında gönderdiği ve bugün Cumhuriyet Arşivleri’nde 490-1-0-0/1199-203; 54 ve 55 numarada bulunan resmî yazıda yer almaktadır.</p>



<p><strong>5. Müfettişlik heyetinin, diğer askerlerin ve mürettebatın haricindeki siviller:</strong>&nbsp;5 kişi.</p>



<p><strong>I. MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE MÜFETTİŞLİK HEYETİNİN ASKER VE SİVİL MENSUPLARI.</strong></p>



<p>1.&nbsp;<strong>(SELANİK)</strong>&nbsp;Dokuzuncu Ordu Kıt’aları Müfettişi Mirliva Mustafa Kemal Paşa.</p>



<p>2.&nbsp;<strong>(MANASTIR)</strong>&nbsp;Erkânıharbiye Reisi Miralay Kâzım Bey (Dirik).</p>



<p>3. Sıhhiye Müfettişi Miralay İbrahim Tali Bey (Öngören).(İSTANBUL)</p>



<p>4. Erkânıharbiye Kaymakamı (Ayıcı) Arif Bey.</p>



<p>5.<strong>(HERSEK)&nbsp;</strong>Erkânıharbiye Binbaşı Hüsrev Bey (Gerede).</p>



<p>6.&nbsp;<strong>(ÜSKÜP)</strong>&nbsp;Topçu Müfettişi Binbaşı Kemal Bey (Doğan).</p>



<p>7. Sıhhiye Müfettiş Muavini Binbaşı Refik Bey (Saydam).</p>



<p>8.&nbsp;<strong>(NİŞ/ÜSKÜP)</strong>&nbsp;Yaver Piyade Yüzbaşı Cevad Abbas Efendi (Gürer).</p>



<p>9. Piyade Yüzbaşı Mustafa Vasfi Efendi (Süsoy).</p>



<p>10<strong>. (SELANİK)</strong>&nbsp;Piyade Yüzbaşı Ali Şevket Efendi (Öndersev).</p>



<p>11. Piyade Yüzbaşı Mümtaz Efendi (Tunay).</p>



<p>12.&nbsp;<strong>(EDİRNE)</strong>&nbsp;Piyade Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (Ede).</p>



<p>13. Tabip Yüzbaşı Behçet Efendi (Feyzioğlu).</p>



<p>14.&nbsp;<strong>(SEREZ)</strong>&nbsp;Piyade Mülâzım-ı Evvel Hayati Efendi.</p>



<p>15. Piyade Mülâzım-ı Evvel Arif Hikmet Efendi (Gerçekçi) (İSTANBUL/Beylerbeyi)</p>



<p>16. Yaver Topçu Mülâzım-ı Sani Muzaffer Efendi (Kılıç) (İSTANBUL/Bakırköy)</p>



<p>17. (DEBRE) Mülâzım-ı Evvel Abdullah Efendi (Kunt).</p>



<p>18. Müşavir-i Adlî Ali Rıza Bey.</p>



<p>19. Tabur Hesap Memuru Rahmi Efendi.</p>



<p>20. Tabur Hesap Memuru Ahmed Nuri Efendi.</p>



<p>21. Sınıf-ı Sani Faik Efendi (Aybars)&nbsp;<strong>(İSTANBUL)</strong></p>



<p>22. Zabit Vekili Tahir Efendi.</p>



<p>23. Sınıf-ı Rabî’ Memduh Efendi (Atasev)&nbsp;<strong>(İSTANBUL/Beykoz),</strong></p>



<p><strong>II. Üçüncü Kolordu Kumandanı</strong></p>



<p>24. (<strong>SELANİK ve BULGARİSTAN)&nbsp;</strong>Miralay Refet Bey (Bele</p>



<p><strong>III. Astsubay, erbaş ve erler:</strong></p>



<p>25. Kıdemli Çavuş Osman Nuri oğlu Ali Faik Efendi.</p>



<p>26. Kıdemsiz Çavuş İbrahim İzzet oğlu Atıf.</p>



<p>27. Çavuş Ali oğlu Musa (Aydınlı).</p>



<p>28. Çavuş Mustafa oğlu Kemal (Konyalı).</p>



<p>29. Çavuş Kemal oğlu Mustafa (Konyalı).</p>



<p>30. Onbaşı Tevfik oğlu Adem (Çatalcalı).</p>



<p>31. Onbaşı Ali oğlu Rıfat (Sivaslı).</p>



<p>32. Onbaşı Rıfat oğlu Ali (Sivaslı).</p>



<p>33. Nefer Hüseyin oğlu Mehmed (Sincanlı).</p>



<p>34. Nefer Ahmed oğlu Emin (Sincanlı).</p>



<p>35. Nefer Mustafa oğlu İsmail Sincanlı).</p>



<p>36. Nefer İbrahim oğlu Ömer (Sincanlı).</p>



<p>37. Nefer Kerim oğlu Mehmed (Alanyalı).</p>



<p>38. Nefer Hasan oğlu Ulvan (Sungurlulu).</p>



<p>39. Nefer Mehmed oğlu Mehmed (Geredeli).</p>



<p>40. Nefer Mehmed oğlu Hasan (Kadıköylü).</p>



<p>41. Nefer Mehmed oğlu Durmuş (Mudurnulu).</p>



<p>42. Nefer Mehmed oğlu Ali (Geyveli).</p>



<p>43. Nefer Abdullah oğlu Musa (Divrikli).</p>



<p>44. Nefer Abdullah oğlu Mehmed (Tokatlı).</p>



<p>45. Nefer Şakir oğlu Nuri (Geredeli).</p>



<p>46. Nefer Hasan oğlu Hüseyin (Akhisarlı).</p>



<p>47. Nefer Bekir oğlu Mahmud (Yenihanlı).</p>



<p>48. Nefer İhsan oğlu Mehmed Lütfi (Üsküdarlı).</p>



<p>49. Nefer Abdullah oğlu Ali (İzmirli).</p>



<p><strong>IV. Bandırma’nın mürettebatı:</strong></p>



<p>50. Kaptan Kayserili İsmail Hakkı Bey (Durusu).</p>



<p>51. İkinci kaptan Üsküdarlı Tahsin Bey.</p>



<p>52. Kâtip İsmail Bey.</p>



<p>53. Güverte lostromosu Hasan Reis.</p>



<p>54. Serdümen Temel Şükrü Efendi.</p>



<p>55. Serdümen Basri Ali Efendi.</p>



<p>56. Ambarcı Ahmet Hasan Efendi.</p>



<p>57. Ambarcı Maksut Süleyman Efendi.</p>



<p>58. Tayfa Cemil Süleyman Efendi.</p>



<p>59. Tayfa Rahmi Hüseyin Efendi.</p>



<p>60. Tayfa Temel Mesut Efendi.</p>



<p>61. Başmakinist Hacı Süleyman Bey.</p>



<p>62. İkinci makinist Süleyman Bey.</p>



<p>63. Vinççi Osman Emin Efendi.</p>



<p>64. Vinççi Galip Ali Efendi.</p>



<p>65. Ateşçi Halil Yusuf Efendi.</p>



<p>66. Ateşçi Mansur Arif Efendi.</p>



<p>67. Ateşçi Bahri Mehmed Efendi.</p>



<p>68. Kömürcü Mehmed Hasan Efendi.</p>



<p>69. Kömürcü Mehmed Ali Efendi.</p>



<p>70. Birinci kamarot Tevfik Muharrem Efendi (Ulusu).</p>



<p>71. İkinci kamarot Mehmed İbrahim Efendi.</p>



<p>72. Muavin kamarot Ahmet Muhtar Efendi.</p>



<p>73. Kamarot yamağı Halit Mustafa Efendi.</p>



<p>74. Aşçı Hacı Hamdi Osman Efendi.</p>



<p><strong>V. Müfettişlik heyetinin, diğer askerlerin ve mürettebatın haricindeki siviller:</strong></p>



<p>75. Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey.</p>



<p>76. Piyade Yüzbaşı Mustafa Vasfi Efendi’nin eşi Aliye Hanım.</p>



<p>77. Kızı Nefise.</p>



<p>78. Oğlu Mithat.</p>



<p>79. Oğlu Salih.</p>



<p><strong>Süheyl ÇOBANOĞLU</strong></p>



<p><strong>RUBASAM Başkanı</strong></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="https://mail.google.com/mail/u/0/#m_6976611888212031791__ftnref1">[1]</a>&nbsp;Dr.Fethi TEVETOĞLU, Atatürk’le Samsuna Çıkanlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları:757, ATATÜRK Dizisi: 24, Başbakanlık Matbası.1987</p>



<p><a href="https://mail.google.com/mail/u/0/#m_6976611888212031791__ftnref2">[2]</a>&nbsp;Murat BARDAKÇI,</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Şerde Bir Hayır Vardır: Krizler Karşısında Sorumluluk, Fedakârlık ve Devlet Aklı</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/05/her-serde-bir-hayir-vardir-krizler-karsisinda-sorumluluk-fedakarlik-ve-devlet-akli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Mahmut YILDIZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 09:49:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Mahmut Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67882</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye, son yıllarda yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacak kadar derin, çok boyutlu ve yapısal bir kriz sürecinden geçmektedir....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye, son yıllarda yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacak kadar derin, çok boyutlu ve yapısal bir kriz sürecinden geçmektedir. Hayatımda ilk defa bu denli ağır bir ekonomik sıkışıklığa, bu ölçüde yaygın bir belirsizliğe ve bu kadar keskin dalgalanmalara şahit oluyorum. Fiyatların kontrolsüz biçimde artması, döviz ve altın piyasalarında yaşanan sert yükseliş ve ani düşüşler, yarının ne getireceğinin öngörülemez hâle gelmesi; ülke ekonomisinin olduğu kadar devlet aklının da ciddi bir sınavdan geçtiğini göstermektedir.<br>2021 yılında kaleme aldığım ve kamuoyuyla paylaştığım bir değerlendirmede, bu sürecin geçici olmadığına; sorunların kaynağında liyakatten uzaklaşma, kurumsal yapının zayıflaması ve yönetim anlayışındaki tek merkezliliğin bulunduğuna dikkat çekmiştim. Bugün gelinen noktada, o gün dile getirilen kaygıların ne yazık ki fazlasıyla doğrulandığını görmekteyiz. Bu nedenle “her şerde bir hayır vardır” sözü, benim için bir teselli ifadesinden ziyade; doğru dersler çıkarıldığı takdirde krizlerin yeni bir başlangıca vesile olabileceği inancının ifadesidir.<br>Ekonomik kriz, tek başına bir sebep değil; yanlış yönetim anlayışının, zayıflatılmış kuvvetler ayrılığının ve partili cumhurbaşkanlığı sistemiyle derinleşen denge-denetim eksikliğinin bir sonucudur. Ekonomi; sloganlarla, günü kurtaran müdahalelerle ya da siyasi sadakat esasına dayalı kadrolarla yönetilemez. Ekonomi; bilim, tecrübe, öngörü ve bağımsız kurumsal akıl gerektirir. Bu nedenle ülkemizin bu darboğazdan çıkışı, ancak ehil ve ehliyetli kadroların sorumluluk üstlenmesiyle mümkündür.<br>Bu noktada, hem iktisat bilgisi hem de devlet tecrübesiyle öne çıkan; üslubunda ötekileştirmeye yer vermeyen, meseleleri insan ve devlet merkezli ele alan bir isim olarak İlhan Kesici, her zaman saygıyla andığım bir şahsiyet olmuştur. Yasal olarak aktif siyasette bulunduğum yıllarda kendisiyle ülke meseleleri üzerine defalarca bir araya gelmiş, görüş alışverişinde bulunmuş biriyim. engin bilgi ve tecrübenin yanı sıra, devlet–millet hassasiyetini muhafaza eden yaklaşımını yakinen bilirim. Bu değerlendirmelerim tamamen bireysel ve şahsî kanaatlerimdir; herhangi bir siyasi yönlendirme ya da beklenti içermemektedir. Ancak ülke hassasiyetim, beni sorumluluk çağrısı yapmaya sevk eden vicdani bir noktada tutmaktadır.<br>Türkiye’nin yeniden istikrara kavuşabilmesi için, tam kuvvetler ayrılığına dayalı güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin kaçınılmaz olduğu kanaatindeyim. Bu geçiş; yalnızca bir yönetim modeli değişikliği değil, aynı zamanda devlet aklının yeniden inşasıdır. Yasama, yürütme ve yargının bağımsız olduğu; kurumların şahıslardan güçlü hâle geldiği bir düzen tesis edilmeden, ne ekonomik ne de toplumsal huzurun kalıcı biçimde sağlanması mümkündür.<br>Bu anlayışla hareket eden Şahlanış Hareketi, sorumluluk almaktan hiçbir zaman kaçınmamıştır. Resmî başvurumuzu yaparak 2022 yılında parti kimliğimizi almış olmamıza rağmen, 2025 yılına gelindiğinde ülkemizde giderek derinleşen siyasi kutuplaşmanın önünün açılması ve demokratik zeminin güçlendirilmesi adına, karşılık beklemeden tarihî bir fedakârlık yapılmıştır. Demokrat Parti misyonunu ve parlamenter demokrasi anlayışını savunan siyasi yapılarla bütünlük sağlanabilmesi amacıyla; makam, mevki ve kişisel beklentiler gözetilmeksizin Şahlanış Partisi feshedilmiş, birlikteliğin ve ortak aklın tesisi için sorumluluk alınmıştır. Bu tutum, şahsi hesapların değil, tamamen ülke menfaatini önceleyen bir siyasi ahlakın ifadesidir.<br>Dün söylediğimizin bugün de arkasında duruyoruz. Kriz zamanlarında suskunluğun değil, sorumluluk almanın; ayrışmanın değil, birlikteliğin; kişisel beklentilerin değil, devlet ve millet hassasiyetinin esas alınması gerektiğine inanıyoruz. Bu metin, geçmişte dile getirdiğimiz uyarıların ve bugün üstlendiğimiz fedakârlığın kamuoyu nezdindeki kaydıdır.<br>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.<br>Mehmet Mahmut Yıldız<br>Şahlanış Partisi Kurucu Genel Başkanı</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Haziran Dünya Çevre Günü: Yaşamak mı, Yağmalanmak mı?</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/05/5-haziran-dunya-cevre-gunu-yasamak-mi-yagmalanmak-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Mahmut YILDIZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 09:44:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Mahmut Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67880</guid>

					<description><![CDATA[Bundan 49 yıl önce, İsveç’in başkenti Stockholm’de düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı, çevre konusunda insanlık adına bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bundan 49 yıl önce, İsveç’in başkenti Stockholm’de düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı, çevre konusunda insanlık adına bir dönüm noktası oldu. Bu konferansta alınan kararla 5 Haziran, çevrenin korunması için küresel farkındalık ve eylem günü olarak ilan edildi: Dünya Çevre Günü.<br>Ancak aradan geçen onca yıla rağmen, bugün doğa en büyük tehdidi insanın kendisinden görüyor.<br>Çevre kirliliği artık bir ihmal değil, sistematik bir yıkım haline gelmiştir.<br>Çevre Kirliliğinin Başlıca Nedenleri<br>Hızlı nüfus artışı ve kontrolsüz göç<br>Plansız kentleşme ve sanayileşme<br>Doğal kaynakların ölçüsüz ve rant odaklı kullanımı<br>Katı atıklar, plastik kirliliği ve geri dönüşüm yetersizliği<br>Tarımda bilinçsiz gübre ve zirai ilaç kullanımı<br>Orman tahribatı, yangınlar ve erozyon<br>Motorlu taşıtlar, maden ve taş ocakları<br>Isınma kaynaklı hava kirliliği<br>Arıtılmadan doğaya bırakılan kanalizasyon suları<br>Kaçak avlanma ve sulak alanların yok edilmesi<br>Yanlış arazi kullanımı<br>Radyasyon yayan teknolojilerin kontrolsüz yayılması<br>Endüstriyel ve kentsel gürültü kirliliği<br>Bu Tahribatın Sonuçları<br>İklim krizinin derinleşmesi<br>Su kaynaklarının hızla tükenmesi<br>Küresel ısınma ve aşırı hava olayları<br>Gıda ve enerji krizleri<br>Verimli toprakların kaybı<br>Biyolojik çeşitliliğin yok oluşu<br>Bu tablo karşısında sormak zorundayız:<br>Bu gidişat kader mi, yoksa tercih mi?<br>Çözüm Var mı? Elbette Var<br>Ekolojik farkındalık ve çevre bilinci yaygınlaştırılmalı<br>Atıklar kaynağında ayrıştırılmalı, geri dönüşüm zorunlu hale getirilmeli<br>Sanayi ve konut bacalarında etkili filtre sistemleri kullanılmalı<br>Orman alanları korunmalı, yeşil alanlar artırılmalı<br>Ozon tabakasına zarar veren ürünler yasaklanmalı<br>Toplu taşıma teşvik edilmeli<br>Avcılık sıkı denetim altına alınmalı<br>Yenilenebilir enerji esas alınmalı<br>Naylon poşet kullanımı tamamen sonlandırılmalı<br>Tıbbi ve endüstriyel atıklar güvenli şekilde bertaraf edilmeli<br>Sanayi bölgelerinde zorunlu arıtma tesisleri kurulmalı<br>Bu anlayışla Dünya Çevre Günü kutlu olsun.<br>ALTI MI DEĞERLİ, ÜSTÜ MÜ?<br>Son yıllarda ülkemizin dört bir yanında taş ocakları, maden sahaları ve HES projeleri üzerinden yürüyen tartışmalar artık çevre meselesi olmaktan çıkmış, bir varlık–yokluk meselesine dönüşmüştür.<br>Kaz Dağları, Cerattepe, Ordu-Fatsa ve Karadeniz’in birçok bölgesi…<br>Her yerde aynı senaryo:<br>Toprak deliniyor, su satılıyor, halk susturuluyor.<br>Bu yağmanın bedelini selde, heyelanda, kuraklıkta canlarımızla ödüyoruz.<br>Daha acısı ise, bu felaketler yaşana yaşana hâlâ ders alınmaması.<br>Altın aramalarında kullanılan siyanür, dünyanın en tehlikeli zehirlerinden biridir. Buna rağmen çıkarılan altından devletin payı yalnızca %5. Geri kalan kimlere gidiyor, hangi bedellerle?<br>Toprağın altında kalan sözde “milli servet” için,<br>toprağın üstündeki hayat feda ediliyor.<br>Bugün dünyanın zenginleri, örneğin Bill Gates, milyonlarca dönüm tarım arazisi satın alırken;<br>bizim insanımız toprağını, ineğini, geleceğini satıp ithal teknoloji peşinde koşuyor.<br>Oysa bilmeliyiz ki:<br>En stratejik kaynak toprak ve sudur<br>En hayati sektör tarımdır<br>Dünya açlıkla, susuzlukla boğuşurken;<br>Türkiye gibi bir ülkenin tarımı, gübreyi, tohumu dışarıdan alması bir tercih değil, bir ihanettir.<br>Köyler boş, tarlalar ekilmez halde.<br>Üretmek isteyen cezalandırılıyor.<br>Yaş ortalaması 55’i aşmış bir köylü nüfusuyla bu ülke nasıl ayakta kalacak?<br>Son Söz<br>Yalandan yerlilik, millilik nutukları atmayın.<br>Vatan savunması yalnız silahla olmaz.<br>Toprağı korumakla olur.<br>Suyu korumakla olur.<br>Üretmekle olur.<br>Artık “yeter” deme zamanıdır.<br>Toprağa dönme, toprağa sahip çıkma zamanıdır.<br>UNUTMAYIN:<br>VATAN TOPRAĞININ ÜSTÜ, ALTINDAN DAHA DEĞERLİDİR.<br>Mehmet Mahmut Yıldız<br>Şahlanış Partisi Kurucu Genel Başkanı</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek Kimin Dilinde, Gürültü Kimin Üslubunda?</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/03/gercek-kimin-dilinde-gurultu-kimin-uslubunda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Mahmut YILDIZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 11:55:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Mahmut Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67829</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde kamuoyunun gündemini meşgul eden mutlak butlan tartışmalarını televizyon kanallarında izleyen her sağduyulu vatandaş gibi, insan...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son günlerde kamuoyunun gündemini meşgul eden mutlak butlan tartışmalarını televizyon kanallarında izleyen her sağduyulu vatandaş gibi, insan ister istemez bir ikilemin içine sürükleniyor. Kim doğruyu söylüyor? Kim hukuku anlatıyor, kim siyaseti hukuk kılıfına sokuyor? Sorular çoğalıyor, cevaplar ise netleşmek yerine daha da bulanıklaşıyor.</p>



<p>Ekranlara çıkan isimlerin bir kısmı hukuki kavramları açıklamak yerine, karşıt görüşleri bastırmaya odaklanıyor. Bilgi vermesi gerekenler bağırıyor, izah etmesi gerekenler itham ediyor, soğukkanlı olması gerekenler ise adeta öfke yarışına giriyor. Bu tablo, yalnızca bir tartışma kültürü sorunu değil; aynı zamanda ülkenin geleceğine dair ciddi bir alarmdır.</p>



<p>Daha da düşündürücü olan ise, bu üslubu kullanan kişilerin önemli bir bölümünün ülke yönetimine talip olduklarını açıkça ifade etmeleridir. Hakareti siyaset, bağırmayı hitabet, öfkeyi kararlılık zanneden bir anlayışın, millete ne vaat edebileceği başlı başına bir soru işaretidir.</p>



<p>Oysa hukuk; sesin yüksekliğiyle değil, delilin gücüyle konuşur. Demokrasi; susturarak değil, dinleyerek güçlenir. Devlet ciddiyeti ise polemikle değil, vakar ile temsil edilir. Bugün “mutlak butlan” gibi teknik ve hayati bir konunun, reyting uğruna basitleştirilmesi ve çarpıtılması; toplumun adalet duygusuna zarar vermektedir.</p>



<p>Asıl tehlike, yanlış bilgi kadar yanlış üslubun normalleşmesidir. Çünkü üslup bozulduğunda, mesele yalnızca kelimeler olmaktan çıkar; zihniyet açığa çıkar. Ve o zihniyet, yarın karar verici koltuklara oturduğunda, bedelini bütün bir toplum öder.</p>



<p>Bu ülkenin daha fazla gürültüye değil, daha fazla akla ihtiyacı vardır. Daha fazla kutuplaşmaya değil, daha fazla hukuki netliğe ihtiyacı vardır. Ve en önemlisi, ülkeyi yönetmeye talip olanlardan, önce kendilerini yönetebilecek bir dil ve ahlak beklemek, milletin en doğal hakkıdır.</p>



<p>Gerçek, bağıranın değil; sabırla anlatanın yanında durur. Tarih de bunu defalarca ispatlamıştır.</p>



<p>Mehmet Mahmut Yıldız</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’un Fethinin Yıldönümünde</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/03/istanbulun-fethinin-yildonumunde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 11:07:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67810</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’u fethederek çağ açıp, çağ kapayan bir ecdadın torunlarıyız. Mirasçısı olduğumuz Osmanlı’nın eski toprakları üzerinde kurulan devletleri...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İstanbul’u fethederek çağ açıp, çağ kapayan bir ecdadın torunlarıyız. Mirasçısı olduğumuz Osmanlı’nın eski toprakları üzerinde kurulan devletleri hatırlayacak olursak, Balkanlarda ve Orta Avrupa’da (15), Kafkasya’da (4), Ortadoğu’da (15), Afrika’da (15) devlet bugün varlığını sürdürmektedir. Kabaca baktığımızda Himaye edilenler, haraca bağlananlar vs. hariç olmak üzere Osmanlı’dan doğan (49) devlet görülmekte. Yani Atatürk’ün “Türk, Övün, çalış, güven” demesi boş bir gurur değil. Dünyanın en uzun ömürlü üç imparatorluğundan biri olan Osmanlı’nın dağılmasının siyasi, ekonomik, askeri ve idari birçok sebebi olduğu malum, ama konumuz onlar değil.</p>



<p>Uluslararası güç dengeleri ve çıkar ilişkileriyle şekillenen siyasi ve askeri ittifaklar, Haçlı Seferlerinden beri bulunduğumuz coğrafyayı hedef haline getirmiştir. Sen ne yaparsan yap onlar kendilerince bir sebep yaratacaklar ve Türkleri bu topraklardan söküp atmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır. İşin özeti çok kabaca budur. Gazi M. Kemal Paşanın önderliğinde yaptığımız Kurtuluş Savaşını kazanmasaydık, büyük ölçüde hedeflerine ulaşmış olacaklardı. Fakat onlar amaç ve hedeflerinden vazgeçmiş değiller. Gizli veya açık unutmadan, bıkmadan nihai amaçlarını tahakkuk ettirmek için planları dahilinde her fırsatı değerlendiriyorlar. Balkanlardan bizi söküp atmak için 19.yüzyıl boyunca yaşadığımız isyan ve savaşlarda çok büyük bir nüfusumuz katledildi, sağ kalabilenler Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. 1912- 1913 Balkan Savaşlarında koskoca Balkanlar elimizden kayıp gitti. Günümüzde de değişen bir şey yok.</p>



<p>16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa arasında, Orta Doğudaki Osmanlı topraklarının paylaşılmasını öngören gizli&nbsp;<strong>Sykes-Picot anlaşmasıyla</strong>&nbsp;tasarlanan sınırlar, bugün&nbsp;<strong>BOP projesiyle</strong>&nbsp;yeniden dizayn ediliyor.</p>



<p>Bush döneminde ortaya atılan Yeni Dünya Düzeni, monarşileri yıkmayı ve dini inançları yok etmeyi, ulus devletleri ve vatanseverliği sonlandırarak sosyal düzeni yok etmeyi planladığı öne sürülen; ancak faaliyeti ya da varlığı kanıtlanamamış olan bir teori olsa da Irak, Libya, Mısır, Suriye gibi ülkelerdeki uygulamalarının sonuçlarını görüyoruz.</p>



<p>Berlin Duvarı’nın 1989 yılında çöküşünün ardından, 1990’lı yıllardan beri hemen her alanda sıkça karşılaştığımız küreselleşme sözcüğü, günümüzde sadece ekonomik bir kavram olarak değil, içinde bulunduğumuz uluslararası sistemi tanımlamak için de kullanılmaktadır.</p>



<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin 43. Başkanı George W. Bush tarafından Dünya kamuoyuna duyurulan, kısa adıyla BOP dediğimiz “<strong>Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık İnisiyatifi</strong>” projesinin Ortadoğuda ve Kuzey Afrikada yarattığı yıkımı gördük. Enerji kaynaklarının kontrolü ve uluslararası pazarlara ulaşım hatlarının güvenliğinin sağlanmasını amaçlayan bu proje, demokrasi, özgürlük ve refaha vurgu yapmasına rağmen bölgeye ekonomik, sosyal ve kültürel yıkım ve hatta SOYKIRIM sonucu kan ve göz yaşından başka bir şey getirmedi. “Terörle mücadele” adı altında bölge ülkelerinin ekonomik, askeri ve siyasi gücünün zayıflatılaması, bölgedeki Amerikan nüfusunu yaygınlaştırılmasını sağladı.</p>



<p>2006’da ABD Silâhlı Kuvvetler Dergisi&#8217;nde Başkan Bush&#8217;un da danışmanı olan Emekli Yarbay Ralph Peters&#8217;in &#8220;KAN SINIRLARI&#8221; (Blood Borders) adlı makalesinde yayınlanmış olan haritayı ve ABD Dış İşleri Bakanı Condoleeza Rice tarafından 22 ülkenin ‘sınırlarını’ ve ‘rejimlerini’ değiştirmek üzere tedavüle sokulan Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedeflerini unutmamak lazım.</p>



<p>Geçtiğimiz yıllarda “Uluslararası Kriz Grubu raportörlerinden Irak uzmanı Joots Hilterman, bir Alman gazetesine yaptığı açıklamada aynen şu ifadeleri kullanıyordu:&nbsp;<strong>“Orta Doğu’nun yeni dinamikleri, Türkiye’yi Büyük Kürdistan’ın hâmisi konumuna getirmek gibi bir paradoksal sonuç verebilir.”&nbsp;</strong>&nbsp;Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oluruz… Son günlerde dillendirilen TÜRK-KÜRT-ARAP kardeşliği veya Federasyonu, TÜRK MİLLETİ için hazin bir sonuç veriri. Kendi ülkesinde ikinci sınıf vatandaş konumuna düşer. Kurtuluş Savaşı yaparak, can vererek, kanımızı dökerek sahip olduğumuz bin yıllık vatanımızda hiç kimseye taviz vermeye gerek yok. Vatan uğruna, bağımsızlık uğruna büyük bedeller ödemiş olan Türk Milleti, modern çağın Emperyalistlerinin ve ortaklarının tuzaklarına düşmeyecektir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Terörist örgüt sözde açılım sürecinde Türkiye’yi terk edecekti. Çekilmedikleri gibi ise tam tersi oldu. Şimdi de TERÖRSÜZ TÜRKİYE adıyla başlatılan yeni sürecin nasıl bir sonuç vereceği bilinmiyor.</p>



<p>Osmanlı döneminde de Balkanlarda İsyan eden halklara birçok taviz verilmesine rağmen sonuç değişmemiş, vatan kaybedilmiş ama anaların göz yaşı dinmemişti.</p>



<p>Bugün Ortadoğu’da İsrail’in Filistin ve Lübnan’da yaptığı katliam ve SOYKIRIM ile ABD ve İSRAİL’in tüm gözü önünde uluslararası kuralları hiçe sayarak, İran’a saldırıları yeni çağın Haçlı Seferleri değil mi?&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Türkiye’nin geleceği planlanırken siyasi, ekonomik, askeri değişimleri ve gelişmeleri iyi analiz edip, ülkesi ve milletiyle bir ve bütün olan TÜRK MİLLETİNİN hak ve hukukunu koruyup kollayacak iradeyi karşımızdakilere göstermeliyiz.</p>



<p><strong>Süheyl ÇOBANOĞLU</strong></p>



<p><strong>RUBASAM Bşk.</strong></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ASKERLERİN ve HASTALARIN TABURCU OLMASI (TABURCU OLMAK)</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/03/askerlerin-ve-hastalarin-taburcu-olmasi-taburcu-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 10:56:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67808</guid>

					<description><![CDATA[Harpte yaralanarak hastaneye yatan veya hasta olduğu için hastaneye yatırılan askerlerin; iyileşmeleri ve şifa bulmalarından sonra bağlı...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Harpte yaralanarak hastaneye yatan veya hasta olduğu için hastaneye yatırılan askerlerin; iyileşmeleri ve şifa bulmalarından sonra bağlı bulundukları askeri birliklerine “Taburlarına geri dönmelerine ve gönderilmelerine” “Taburcu olmak” denir. Bu tanım, halkımızca şifa bulan askerler ile hastanede iyileşen tüm vatandaşlarımız için kullanılan “tarihi” bir terimdir. Günümüzde sivil sağlık hizmetlerinde de aynen kullanılmaktadır.</p>



<p>Hekimler subay olduğu için eski dönemlerde iyileşen ve hastanedeki tedavi süresini tamamlayan askerleri evlerine değil, doğrudan birliklerine “taburlarına” gönderirlerdi. Taburcu olmak ve Taburcu etmek terimi dünyada “Sadece Türk Milleti’ne Özgüdür.” Bu tabir Türk askeri geleneğinden gelir.</p>



<p>Taburcu olmak deyim ve tabirinin kullanılması, Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren her konuda öncülük yapan askerlere ve askeri sağlık sistemine dayanır. Taburcu kelimesi kök olarak taburuna yollamaktan gelir. 1827’de ilk ve modern Tıbbiye (Mekteb-i Tıbbıye-i Adliye-i Şahane) açılmıştır. İki ayrı bölümü içinde barındıran “Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” kurulmuştur.&nbsp; Tıbbiyenin açılması ile Birinci Dünya savaşı, Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş savaşımızda tıbbiyenin doktorları cephe gerisindeki çadırlarda hizmet vermeye devam etmişlerdir.&nbsp;</p>



<p>Tabur kelimesi, Tabur seviyesinde bir askeri birliği bize hatırlatır. Bir Tabur’un en az dört bölükten oluştuğunu biliyoruz. Taburun Komutanı Yarbay veya Binbaşı rütbesinde bir subaydır. Tabur bölükten büyük, alaydan küçük bir birliktir. Asker mevcudu taburun görevine ve sınıfına (piyade, tankçı, istihkam, muhabere, jandarma, komando, Sıhhıye, levazım…vb.) göre değişen 600-1000 kişilik bir birliktir. Topçu, Hava Savunma, Roket ve Füze Taburlarında Bölük Yerine Batarya terimi kullanılır.</p>



<p>Bir de halkımızın kullandığı “Alaylı” tabiri vardır. Alaylı; yaptığı işi, erbabı ve ustası olduğu mesleği hiçbir “teorik ve bilimsel” eğitim almadan yapabilen kişilere denir. Yine de halkımız hangi tabir, terim ve kavramın günlük yaşantımızda kullanılacağına iyi bir karar vermiştir. Mangacı, Takımcı, Bölükçü, Alaycı ve Tümenci olmak dememiş ve yakışanı söylemiştir. Yoksa alay eder ve dalga geçer gibi olurdu.</p>



<p>Doğuştan asker olan bir milletin fertleri olarak günlük hayatımızda kullandığımız daha bir çok askeri terim ve tabir vardır: Mehmetçikler, kınalı kuzular, askerlik çağı ve yoklaması, tertip kurası, asker ve silah arkadaşlığı, askerin şafak sayması, terhis olmak ve teskere almak, 3-5 nöbetleri, askerin yemin töreni, jandarmalar, zabitler, çavuş ve onbaşılar, bahriyeliler, çelik kanatlılar, askerin matarası ve kasaturası, askerin fotini (postalı), asker bavulu, er mektubu görülmüştür, asker yolu bekleyenler, karavana, askerin talimi, arazi olmak, fırça atmak-fırça yemek, esas duruş ve asker selamı…vb.</p>



<p>Asker türkülerimizi hatırlayalım. Mızıka çalındı, şu kışlanın kapısına, kışlalar doldu bugün, Yemen Türküsü, (Burası Muş’tur), asker ettiler beni, asker oldum giydim yelek, gemilerde talim var bahriyeli yarim var, kışlada bahar şarkısı (kara gözlüm efkarlanma gül gayri), iki keklik bir kayada ötüyor…</p>



<p>Tüm okuyucularımıza ve hastalarımıza şifa ile taburcu olmalarını diliyorum ve diyorum ki:&nbsp;</p>



<p>Biz Asker Bir Milletiz, Biz Doğuştan Askeriz, Biz Mustafa Kemal’in Askerleriyiz. Ne Mutlu Türk’üm Diyene Diye Diye&#8230;. Haykırıyor ve Övünüyoruz.</p>



<p>Selam olsun Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve Kahraman Silah Arkadaşları ile Aziz Şehitlerimize. Onları rahmet ve minnetle anıyoruz ve ruhları şad olsun diyoruz.</p>



<p>Muharrem KAYNAK</p>



<p>02 HAZİRAN 2026</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DENİZCİLERİMİZ ve DENİZCİLERİN TABURA GEÇMESİ (ÇİMARİVA)</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/03/denizcilerimiz-ve-denizcilerin-tabura-gecmesi-cimariva/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 10:26:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67799</guid>

					<description><![CDATA[Kahraman denizcilerimizin kullandığı “Tabura Geçmek” diye bir tabir vardır. Tabura Geçmek kavramının anlamı gemi mürettebatının belli bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kahraman denizcilerimizin kullandığı “Tabura Geçmek” diye bir tabir vardır. Tabura Geçmek kavramının anlamı gemi mürettebatının belli bir tören veya emir komuta amacı ile geminin güvertesinde “belli bir nizam ve intizam içinde, aralarında eşit mesafe ve aralıklar bırakarak” yan yana dizilmesi içtima/toplanma işlemidir.</p>



<p>Gemilerin yabancı bir limana yanaşmaları veya bir limandan ayrılmaları, ya da törensel geçişler sırasında emir ve komutla ile “Tabura Geçme” yapılır. Gemi Komutanını, Sancağı ve Bayrağı selamlamada veya limandaki diğer gemi ve askeri araçları selamlamada onları onurlandırmak amacı ile yapılır. Tabura geçerek karşılama, bekleme ve selamlama işlemine “Çimariva” denir.</p>



<p>Çimavirava’nın nerede ve hangi amaç ile hangi düzende yapılacağı İkinci Komutan tarafından anons edilerek duyurulur. Çimariva’nın kökeni İtalyanca olup ciama-arriva’dan gelir. Geliyorlar/geliyor ifadesinden dilimize geçmiştir. Gemiye gelen önemli bir devlet büyüğünü, komutanı veya başka bir ülke gemisini selamlamak için yapılır. Çimariva için düzen alındıktan sonra karşılanan veya selamlanan büyüğün selamlanması esnasında birlik ve beraberlik sağlamak için üç kez düdük çalınır. Personel şapkalarını sol koltuk altına koyar ve komut ile üç kez şapka kaldırılır ve selamlama (çimariva) yapılır.</p>



<p>Denizcilik literatüründe; milliyeti, aidiyeti, limanı ve ünvanı ne olursa olsun tüm ticari gemiler ve deniz vasıtaları askeri gemileri (harp gemilerini) selamlamakla yükümlüdürler denilmektedir. Uygulanmayan bir emir gibi görülse de denizcilik tarihinde böyle bir yazısız kayıt ve kural mevcuttur.</p>



<p>Denizcilik terimleri: Genellikle yelkenli gemiler zamanında oluşmuş terimlerdir. Halen askeri ve sivil tüm denizciler tarafından kullanılmaktadır. Denizcilik terimleri Yunanca, İtalyanca, Latince, İspanyolca ve Arapça’dır. Kullandığımız bazı denizcilik terimlerini şöyle bir hatırlayıp sayacak olursak;</p>



<p>(vira=yukarı/kaldır), (mayna=aşağı/indir), (iskele =sol taraf), (sancak=sağ taraf), (yelkenler fora=yelkenleri aç), (cayro=pusula), alabora, halat, palamar, bordo, (puruva= geminin ön tarafı burnu), (pupa=geminin arka tarafı=kıç), (lumbar ağzı= gemilerde personelin gemiye giriş yaptığı kapı =nizamiye), güverte, köprü üstü, çark ve çarkçıbaşı…vb. denizcilik terimlerimiz vardır.</p>



<p>Denizcilik örf, adet ve gelenekleri: Denizcilerin Yazısız Kurallarıdır. Denizlerde asırlardır süren seyrüsefer tecrübeleri ile doğa koşullarına duyulan saygıya ve denizcilerin zorlu yaşam koşullarına dayanan yazısız kurallar bütünüdür. Konu ile ilgili bazı örnekler;</p>



<p>-Denize şişe fırlatmak; yeni bir geminin denize inişinde (kızağa konulmasında) şampanya patlatma ritüelinin yanı sıra, iyi şans getirmesi için denize bir çift de ayaykkabı atılması yaygındır.</p>



<p>-Kadın ve uğursuzluk; gemide kadın bulunmasının denizi kızdırdığı, denizin kıskanç olduğu, kötü hava şartlarına yol açtığına ve uğursuzluk verdiğine inanılırdı. Gemilere her zaman dişi bir ruh atfedilirdi.</p>



<p>-Düdükle selamlama: Denizde karşılaşan bütün askeri gemiler biribirlerini düdük çalarak selamlar. Önce küçük olan gemi büyük gemiyi selamlar, büyük olan da onun selamını usulüne uygun olarak alır.</p>



<p>-Deniz Ticaret Gemilerindeki önemli bir gelenek: Dünya sularındaki tüm TÜRK ticaret gemilerinde Pazar günleri öğle yemeği menüsünde mutlaka kuru fasulye, pilav ve turşu yer alır.</p>



<p>-İngilizce’de kadınlar ve tüm dişi canlılar; özellikle keçi dahil, analar, kız ve kadınlar, güneş, doğa, gemi ve teknelere dişi bir ruh atfedilir. İzahı şudur; gemileri idare etmek çok müşkül olduğundan, geminin bir kocası, ikinci kaptanı, ince ve zarif bir beli, güzel bir başı ve güvertede arkadaşları vardır. İşte bu sebepler ile İngilizce’de gemilere (She) öznesi getirilerek hitap olunur.</p>



<p>-Eski denizcilik geleneklerinden birisi de; gemide ölenlerin cenazeleri, çok uzun süre bir limana veya karaya çıkma imkanı yoksa, bir telise konularak törenle denize cumba ile atılmasıdır. “Modern çağda bundan vazgeçilmiştir.” denilse de halen uygulanır. Doğrusu, ilk ve müsait limanda ailesine teslimidir.</p>



<p>-Gemi kaptanları evlendirme memuru olarak nikah kıyabilirler mi? Gemi kaptanları ile uçak kaptan pilotlarının sembolik de olsa böyle bir yetkisi mevcuttur. Ancak; Türk Medeni Kanunu’nda böyle bir nikah akdine müsaade edilmemiştir. Başka ülkelerde var olduğu bilinmekte ve söylenmektedir.</p>



<p>-Gemilerin ilk kez denize indirilmesinde ve kızağa konulmasında tören yapılır. Şampanya şişesi gemiye fırlatılır ve kırılması sağlanır. Şişenin fırlatılması görevi seçkin hanımefendilere verilir.</p>



<p>-Dünya denizcilerinde ve Türk Bahriyelilerinde; üniforma ve kıyafet ile rütbe ve işaretlerde beynelmilel özellikler ve benzerlikler vardır, bu özellikler bizimkilerle aynı veya çok benzerdir.</p>



<p>-Görevim dolayısı ile; birçok kez Deniz Kuvvetlerimizin T.C.G gemilerinde, amfibi birliklerinde ve çıkarma gemilerinde “LCT, LCM ve LST, LCVP, LCU’larla” denizcilerimiz ile müşterek görev yaptım. Şimdilerde hücum botlarımız ve sürat botlarımız da vardır. Hem deniz içinde hem de karada süratle ilerleyebilen, arkadan kapak atan ve açan amfibi araçlarımız mevcuttur. Denizcilerle birlikte çalışarak, çok güzel anı, deneyim ve tecrübeler edindim, sayısız dost ve arkadaş kazandım. Gemiye personel bindirme ve indirme eğitimleri ile yük ve araçları sabitleme, bağlama, limbo ve cumba eğitimlerine fiilen katıldım. Can yeleğinin kıymetini ve yüzme becerisinin önemini de denizcilerimizden öğrendim.</p>



<p>-Denizcilerin fırtına takvimi; Denizciler rüzgar ve fırtına takvimini çok iyi bilirler, tehlikeli fırtına ve dalga hareketlerini, koy ve limanlara sığınma, demir atma ve demir almayıda çok iyi bilirler.</p>



<p>Fırtına Takvimi : Yıl içinde rüzgar yönlerinin değiştiği, şiddetli hava olaylarının beklendiği takvimdir. Yıllarca süren gözlemlerle şekillenen bu takvimde denizleri ve denizcileri etkileyen fırtına isimleri aşağıdadır. Fırtına günleri denizci ve balıkçılarımızca çok iyi bilinmektedir. Zehmeri fırtınası, ayandon, hamsini, berdül’aciz, koz kavuran, kırlangıç, filizkıran, ülker, gündönümü, kızıl erik, yaprak dökümü, samyelleri, çaylak, börtü-böcek, çalı dökümü, patlıcan, üveyik, karakış…vb.</p>



<p>NOT: Takvimde yazıyorsa; aynı gün veya bir iki gün önce ya da bir iki gün sonra “Mutlaka ve Mutlaka” belirtilen fırtına olur ve gerçekten cereyan eder. Denizcilerimiz bunu yaşayarak doğrulamaktadırlar.</p>



<p>Bir zamanlar Türkiye Radyoları’nda her gün sabah ajanslarında: Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığından Bildirilmiştir. Denizcilerimize ve Balıkçılarımıza Duyurulur, Denizlerimizdeki ve Kara Sularımızdaki Hava Durumu Raporudur… diye anonslar yapılırdı. Şimdilerde duyamıyoruz.</p>



<p>Su üstü ve su altı seyir esnasında, takip edilen rota üzerindeki varlıkları tespit eden dürbün, periskop, radar, deniz feneri gibi gözetleme ve kılavuzlama araç ve cihazlarını gördüm. Pusula kullandım, yön tayini yaptım, (kerteriz) istikamet açısı ölçtüm. Karacıların grup atışına, denizcilerin salvo dediğini, gemilerin yaş ve kuru kapak atabilmelerinin önemini bizzat yaşayarak gördüm ve öğrendim.</p>



<p>Bir gemide 48 saatten fazla bir süre “kapalı mekanda” kalmanın insanın psikolojisi üzerindeki olumsuz etkilerini ben de yaşadım. Azgın deniz dalgaları arasında yol alan gemilerle ilk kez yolculuk yapanların başı döner, dengesini kaybeder ve midesi bulanır. Bu konuda da zaman her şeyin ilacıdır.</p>



<p>Gemi personelinin alarm ve yangın alarm tatbikatlarındaki görevlerini ve görev başına koşmalarının heyecanını bizzat yaşadım ve gördüm, takdirle izledim, benim de iştirak ettiğim zamanlar oldu.</p>



<p>Gemide komutan ile birlikte yemek yenildiğini, her türlü yemeğin önce en kıdemsizden başlayarak en kıdemliye doğru dağıtıldığını, en son ve en sıcak yemeğin komutana verildiğini, komutan yemeğe başlamadan başlanmadığını, komutan masadan kalkmadan masadan kalkılmadığını öğrendim.</p>



<p>Denizcilerin misafirperverliğini ve çok vefalı asker kişiler olduğunu öğrendim. Halkımız nezdinde çok kültürlü ve “kar beyazı” tertemiz üniformaları içerisinde kibarlık misali olarak gördüğümüz, tüm bahriyelilerimiz ve denizcilerimizin görevleri başında adeta birer aslan kesildiğini gördüm. Oldum olası onların üniformasına, rütbe, işaret ve kıyafetlerine hayran olmuşumdur.</p>



<p>-Denizlerde gemicilerin haberleşme yöntemleri nelerdir onları da öğrenelim:</p>



<p>VHF telsiz ve uydu sistemleri, mors ışıkları ve sancak flamaları (uluslararası işaret kodları ile), simpleks VHF(aynı kanaldan hem gönderme hem de dinleme yapabilen VHF deniz telsizleri ile) Çağrılar sesli olarak veya kanal 6, 8, 72 ve 77 üzerinden yapılır. Ya da kanal 70’te bulunan sayısal çağrı (DSC) sistemi ile dijital ortamda gerçekleştirilebilir. Otomatik tanımlama sistemi (AIS) ile ve Akıllı telefonlarımıza yüklenebilen Acil SOS özelliği ile sağlanabilir. Önceki yıllarda ticaret filolarında gemi haberleşmeleri için Hetorodin ve Super Hetorodin radyo almaç ve göndermeçleri de kullanılmıştır.</p>



<p>Konumuz denizcilerin “Tabura Geçmesi” idi. Biz çağrışımlar yaparak, daha başka neler öğrendik:</p>



<p>Mavi Vatancılarımız “Güven Erkaya, Bülent Bostanoğlu, Soner Polat, Cem Gürdeniz ve Cihat Yaycı Amirallerimiz ile Dz. İs. Alb. Ferhat Kolat, Dz. Yb. Ali Kurumahmut ve Kur.Alb. Ümit Yalım’dan” Mavi Vatan kavramını ve bize kazandırdığı değerleri öğrendik. Bu kavram ile 783.562 Km. kare olan Kutsal Vatan toprağımızın yanında 462.000 Km. kare de Mavi Vatanımız olduğunu öğrenmiş olduk.</p>



<p>Vatan için söylediğimiz “Vermem Ondan Ben Bir Karış” parolasının yanında milletçe “Vermem Ondan Ben Bir Kaşık Su ve Bir Çakıl Taşı” parolası oluşturduk. Kardak gibi Ege’deki ada, adacık ve kayalıklarımızın değer ve kıymetini bir kez daha halkımıza anlatma fırsatı bulduk.</p>



<p>Velhasıl denizlerimizin dibindeki maden, doğal gaz, petrol, hidro-karbon ve diğer kaynaklarımızın ve su ürünlerimizin değer ve önemini daha iyi anladık. Literatürümüze giren Münhasır Ekonomik Bölge, Deniz Yetki Alanları, Gambot Diplomasisi ve Jeopolitik Rota’yı öğrendik. Buna rağmen yıllardan beri Denizcilik Bakanlığımızın kurulamamış olmasına üzülüyoruz.</p>



<p>Deniz Harp Okulumuzun ve Muharip Denizci Subaylarımız ile Denizci Astsubaylarımızın, Yüksek Denizcilik Fakültelerimiz ile Denizcilik Meslek Yüksek Okullarımızın önemini çok iyi anlıyoruz.</p>



<p>Tabura geçtik, asker ve bahriyeli olduk, onların örf, adet ve geleneklerine değindik. Sıra sıra dizildik, çimariva yaptık ve selamlamada bulunduk. Doğuştan asker olan bir milletin fertleri olarak hepimiz biliriz ki, günlük hayatımızda halkımızca kullanılan daha birçok askeri terim ve tabirimiz vardır.</p>



<p>Örnek verecek olursak: Mehmetçikler, kınalı kuzular, askerlik çağı ve yoklaması, tertip kurası, asker arkadaşlığı, yemin töreni, zabitler ve bahriyeliler, çelik kanatlılar, askerin matarası, kasaturası, asker bavulu, er mektubu görülmüştür, asker yolu bekleyenler, karavana, askerin talimi, askerin fotini (postalı), çavuş ve onbaşılar, arazi olmak, fırça atmak- fırça yemek, esas duruş ve asker selamı…</p>



<p>Asker türkülerimizi hatırlayalım; mızıka çalındı, şu kışlanın kapısına, kışlalar doldu bugün, Yemen türküsü (Burası Muş’tur), asker ettiler beni, asker oldum giydim yelek, gemilerde talim var bahriyeli yarim var, kışlada bahar şarkısı (kara gözlüm efkarlanma gül gayri), iki keklik bir kayada ötüyor…</p>



<p>Okuyucularımıza mavi vatanımızın engin sularında ve ötesinde yol alan gemilerle tabura geçerek seyir ve seyahatler diliyorum. Kahraman denizcilerimiz Çaka Bey, Barbaros Hayrettin Paşa, Cezayirli Hasan Paşa, Turgut, Oruç ve Seydi Ali Reis’ler ile Sadun Bora’yı minnet ve rahmetle anıyoruz.</p>



<p>Denizcilik tarihimize geçen ve tarihimizdeki yerini alan; İstanbul’un fethinde gemileri karadan yürüterek Haliç’e indiren gemicilerimizi, Ertuğrul Gemimizi, Yavuz’u, Nusrat’ı ve döşediği mayınları, Alemdar’ı ve Dumlupınar Denizaltımızı, Kocatepe Gemimizi, Atatürk’ün Savarona’sını ve onların kahraman mürettebatını rahmet ve minnetle anıyor ve selamlıyoruz. Diyoruz ki:</p>



<p>Biz Türkler Doğuştan Askeriz, Biz Asker Bir Milletiz, Biz Mustafa Kemal’in Askerleriyiz, Ne Mutlu Türk’üm Diyene Diye Diye… Haykırıyor ve Övünüyoruz. Selam olsun Ulu Önderimiz Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Atatürk ile Aziz ve Kahraman Şehitlerimize…Onları minnet ve rahmetle anıyoruz.</p>



<p>Muharrem KAYNAK</p>



<p>02 HAZİRAN 2026</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
