<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Süheyl ÇOBANOĞLU &#8211; Beykoz Olay</title>
	<atom:link href="http://www.beykozolay.com/author/s-cobanoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.beykozolay.com</link>
	<description>Beykoz Olay Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 06 Jun 2026 15:48:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>BANDIRMA VAPURU &#8211; 2  (ASRA SIĞMAYAN YOLCULUK) [1]  </title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/06/bandirma-vapuru-2-asra-sigmayan-yolculuk-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2026 15:48:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67934</guid>

					<description><![CDATA[1877-1878 Osmanlı Rus savaşından 1912-1913’ e kadar 35 yıl içinde 550 yıllık Türk Vatanının yıkılışı, Rumeli Türklüğünün...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1877-1878 Osmanlı Rus savaşından 1912-1913’ e kadar 35 yıl içinde 550 yıllık Türk Vatanının yıkılışı, Rumeli Türklüğünün imha ve tehcirle dağıtılışı, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri ve korkunç bir <strong>soykırım</strong> olayı olarak tarihimizin en büyük felaketine dönüşmüştü.</p>



<p>Çünkübiz Balkanları kaybederken sadece toprak değil 550 yıl boyunca yaşadığımız vatanımızı kaybetmiştik. O topraklar birçok yakınımızın, maruz kaldıkları zulümlerin, katliamların, soykırımın coğrafyasıydı ve elbette hepimizin hasret, özlem ve acıyla dolu hatıralarının tanığıydı.</p>



<p>Osmanlı entelektüelinin büyük bir çoğunluğu Balkanlar’da yetişti. Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ten başka Vatan şairimiz Namık Kemal, İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, Yahya Kemal ve daha niceleri Rumeli’de yetiştiler.</p>



<p>1919 yılının 16 Mayıs’ında Samsun’a gitmek üzere hareket eden heyet asra sığmayan bir yolculuk yapmıştı. Çanakkale Kahramanı&nbsp;Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle “<strong>Kaybedilmiş toprakların aziz hatıraları”</strong>&nbsp;olarak nitelediği RUMELİLİLER Balkanlarda yaşadıkları çok&nbsp;kültürlü, çok dinli, çok dilli toplumsal yapı nedeniyle farklılıklarla birlikte yaşama kültür ve bilincine sahip olmaları toplumsal olgunlaşmayı sağlamıştı.&nbsp;&nbsp;Bandırma Vapuru aslında&nbsp;bir milletin kaderini değiştirecek yolcuları taşımıştı.</p>



<p>RUMELİ’de yüzlerce yıllık hatıraları olan evini, işini, bağını, bahçesini, tarlasını, atalarının mezarlarını ve özetle vatanlarını kaybetmiş olmanın acısını yüreğinde taşıyan&nbsp;<strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>&nbsp;ve Samsun’a çıkan heyetin çoğunluğu&nbsp;<strong>Evlad-ı Fatihan</strong>&nbsp;torunlarından oluşuyordu. Başta Mustafa Kemal Paşa (SELANİK), Miralay Kâzım Bey (Manastır), Binbaşı Hüsrev Bey (Gerede) (HERSEK), Binbaşı Kemal Bey (Doğan). (ÜSKÜP)İ Yüzbaşı Cevad Abbas Efendi (Gürer). (NİŞ/ÜSKÜP), Yüzbaşı Ali Şevket Efendi (Öndersev)(SELANİK), Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (Ede)(EDİRNE), Mülâzım-ı Evvel Hayati Efendi (SEREZ), Mülâzım-ı Evvel Arif Hikmet Efendi (Gerçekçi) (İSTANBUL/Beylerbeyi), Topçu Mülâzım-ı Sani Muzaffer Efendi (Kılıç) (İSTANBUL/Bakırköy), Mülâzım-ı Evvel Abdullah Efendi (Kunt)(DEBRE), Memduh Efendi (Atasev)&nbsp;<strong>(İSTANBUL/Beykoz),&nbsp;</strong>Faik Efendi (Aybars)&nbsp;<strong>(İSTANBUL),&nbsp;</strong>Miralay İbrahim Tali Bey (Öngören).<strong>(İSTANBUL).</strong></p>



<p>Bu da&nbsp;Anadolu’daki işgalin sonlandırılmasında tüm vatan evlatlarının birlik ve beraberliğinin önemini işaret etmektedir. Türk Milletinin elinde kalan son vatan toprağı Anadolu’nun da düşman eline geçmemesi için Kurtuluş Savaşına önderlik etmişler ve milletin makus talihini yenmişlerdi.</p>



<p>Bin bir meşakkat ve yoklukla uzun ve yorucu&nbsp;savaşlardan sonra Misak-ı Milli sınırları içinde bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna öncülük eden Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK başta olmak üzere Kurtuluş Savaşının Komuta heyeti ve tüm Mehmetçikleri saygıyla selamlıyor, rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhları şad mekanları cennet olsun. Dün işgalci Yunan askeriyle Milli Kuvvetlere karşı işbirliği yapanların uzantılarının bugün de O Büyük insanın hatırasına saygısızlık eden soysuz, şerefsiz ve alçak hainlerin Milletin vicdanında, Allah katında ve yasalar karşısında hakkettiklerini bulacaklarına inanıyorum.</p>



<p>&nbsp;Bugün özellikle siyasette mikro milliyetçilik ve bölgecilik yapanların tarihten ders almaları şarttır. Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye’miz üzerinde günümüzde de küresel güçlerin ve bazı komşularımızın sinsi plan ve hesapları vardır.&nbsp;<strong>“Eğer istiyorsak sulh-u salah hazır ol cenge”&nbsp;</strong>sözünden ibret alarak, bunlara karşı siyasi, ekonomik, askeri açılardan daima hazır olmak gerekir.</p>



<p><strong><u>SAMSUN YOLCULARININ LİSTESİ<a href="https://mail.google.com/mail/u/0/#m_6976611888212031791__ftn2"><strong><u>[2]</u></strong></a></u></strong></p>



<p>Elimizde bulunan belgeler çerçevesinde Samsun’a giden yolcular Mustafa Kemal Paşa dahil, beş ayrı gruptan oluşan 79 kişidir.</p>



<p><strong>1. Mustafa Kemal Paşa ile müfettişlik heyetinin asker ve sivil mensupları:</strong>&nbsp;23 kişi. Karargâh listesi ile alâkalı belgeler İstanbul’da, Kâzım Karabekir Müzesi’ndedir.</p>



<p><strong>2. Sivas’taki Üçüncü Kolordu’nun başına komutan olarak gönderilen Refet Bey (Bele):</strong>&nbsp;1 kişi. Sonraki senelerin Refet Paşa’sının Bandırma Vapuru’na binebilmek için İngiliz makamlarından aldığı vize yine Kâzım Karabekir Müzesi’ndedir.</p>



<p><strong>3. Astsubay, er ve erbaşlar:</strong>&nbsp;25 kişi. Bu liste de Kâzım Karabekir Müzesi’nde bulunmaktadır.</p>



<p><strong>4. Bandırma’nın mürettebatı:&nbsp;</strong>25 kişi. Mürettebat listesi, Denizyolları İşletmesi Müdürü Sadettin Bey’in 6 Ağustos 1933’te Halkevi Reisi Nafi Âtuf Bey’e Bandırma Vapuru hakkında gönderdiği ve bugün Cumhuriyet Arşivleri’nde 490-1-0-0/1199-203; 54 ve 55 numarada bulunan resmî yazıda yer almaktadır.</p>



<p><strong>5. Müfettişlik heyetinin, diğer askerlerin ve mürettebatın haricindeki siviller:</strong>&nbsp;5 kişi.</p>



<p><strong>I. MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE MÜFETTİŞLİK HEYETİNİN ASKER VE SİVİL MENSUPLARI.</strong></p>



<p>1.&nbsp;<strong>(SELANİK)</strong>&nbsp;Dokuzuncu Ordu Kıt’aları Müfettişi Mirliva Mustafa Kemal Paşa.</p>



<p>2.&nbsp;<strong>(MANASTIR)</strong>&nbsp;Erkânıharbiye Reisi Miralay Kâzım Bey (Dirik).</p>



<p>3. Sıhhiye Müfettişi Miralay İbrahim Tali Bey (Öngören).(İSTANBUL)</p>



<p>4. Erkânıharbiye Kaymakamı (Ayıcı) Arif Bey.</p>



<p>5.<strong>(HERSEK)&nbsp;</strong>Erkânıharbiye Binbaşı Hüsrev Bey (Gerede).</p>



<p>6.&nbsp;<strong>(ÜSKÜP)</strong>&nbsp;Topçu Müfettişi Binbaşı Kemal Bey (Doğan).</p>



<p>7. Sıhhiye Müfettiş Muavini Binbaşı Refik Bey (Saydam).</p>



<p>8.&nbsp;<strong>(NİŞ/ÜSKÜP)</strong>&nbsp;Yaver Piyade Yüzbaşı Cevad Abbas Efendi (Gürer).</p>



<p>9. Piyade Yüzbaşı Mustafa Vasfi Efendi (Süsoy).</p>



<p>10<strong>. (SELANİK)</strong>&nbsp;Piyade Yüzbaşı Ali Şevket Efendi (Öndersev).</p>



<p>11. Piyade Yüzbaşı Mümtaz Efendi (Tunay).</p>



<p>12.&nbsp;<strong>(EDİRNE)</strong>&nbsp;Piyade Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (Ede).</p>



<p>13. Tabip Yüzbaşı Behçet Efendi (Feyzioğlu).</p>



<p>14.&nbsp;<strong>(SEREZ)</strong>&nbsp;Piyade Mülâzım-ı Evvel Hayati Efendi.</p>



<p>15. Piyade Mülâzım-ı Evvel Arif Hikmet Efendi (Gerçekçi) (İSTANBUL/Beylerbeyi)</p>



<p>16. Yaver Topçu Mülâzım-ı Sani Muzaffer Efendi (Kılıç) (İSTANBUL/Bakırköy)</p>



<p>17. (DEBRE) Mülâzım-ı Evvel Abdullah Efendi (Kunt).</p>



<p>18. Müşavir-i Adlî Ali Rıza Bey.</p>



<p>19. Tabur Hesap Memuru Rahmi Efendi.</p>



<p>20. Tabur Hesap Memuru Ahmed Nuri Efendi.</p>



<p>21. Sınıf-ı Sani Faik Efendi (Aybars)&nbsp;<strong>(İSTANBUL)</strong></p>



<p>22. Zabit Vekili Tahir Efendi.</p>



<p>23. Sınıf-ı Rabî’ Memduh Efendi (Atasev)&nbsp;<strong>(İSTANBUL/Beykoz),</strong></p>



<p><strong>II. Üçüncü Kolordu Kumandanı</strong></p>



<p>24. (<strong>SELANİK ve BULGARİSTAN)&nbsp;</strong>Miralay Refet Bey (Bele</p>



<p><strong>III. Astsubay, erbaş ve erler:</strong></p>



<p>25. Kıdemli Çavuş Osman Nuri oğlu Ali Faik Efendi.</p>



<p>26. Kıdemsiz Çavuş İbrahim İzzet oğlu Atıf.</p>



<p>27. Çavuş Ali oğlu Musa (Aydınlı).</p>



<p>28. Çavuş Mustafa oğlu Kemal (Konyalı).</p>



<p>29. Çavuş Kemal oğlu Mustafa (Konyalı).</p>



<p>30. Onbaşı Tevfik oğlu Adem (Çatalcalı).</p>



<p>31. Onbaşı Ali oğlu Rıfat (Sivaslı).</p>



<p>32. Onbaşı Rıfat oğlu Ali (Sivaslı).</p>



<p>33. Nefer Hüseyin oğlu Mehmed (Sincanlı).</p>



<p>34. Nefer Ahmed oğlu Emin (Sincanlı).</p>



<p>35. Nefer Mustafa oğlu İsmail Sincanlı).</p>



<p>36. Nefer İbrahim oğlu Ömer (Sincanlı).</p>



<p>37. Nefer Kerim oğlu Mehmed (Alanyalı).</p>



<p>38. Nefer Hasan oğlu Ulvan (Sungurlulu).</p>



<p>39. Nefer Mehmed oğlu Mehmed (Geredeli).</p>



<p>40. Nefer Mehmed oğlu Hasan (Kadıköylü).</p>



<p>41. Nefer Mehmed oğlu Durmuş (Mudurnulu).</p>



<p>42. Nefer Mehmed oğlu Ali (Geyveli).</p>



<p>43. Nefer Abdullah oğlu Musa (Divrikli).</p>



<p>44. Nefer Abdullah oğlu Mehmed (Tokatlı).</p>



<p>45. Nefer Şakir oğlu Nuri (Geredeli).</p>



<p>46. Nefer Hasan oğlu Hüseyin (Akhisarlı).</p>



<p>47. Nefer Bekir oğlu Mahmud (Yenihanlı).</p>



<p>48. Nefer İhsan oğlu Mehmed Lütfi (Üsküdarlı).</p>



<p>49. Nefer Abdullah oğlu Ali (İzmirli).</p>



<p><strong>IV. Bandırma’nın mürettebatı:</strong></p>



<p>50. Kaptan Kayserili İsmail Hakkı Bey (Durusu).</p>



<p>51. İkinci kaptan Üsküdarlı Tahsin Bey.</p>



<p>52. Kâtip İsmail Bey.</p>



<p>53. Güverte lostromosu Hasan Reis.</p>



<p>54. Serdümen Temel Şükrü Efendi.</p>



<p>55. Serdümen Basri Ali Efendi.</p>



<p>56. Ambarcı Ahmet Hasan Efendi.</p>



<p>57. Ambarcı Maksut Süleyman Efendi.</p>



<p>58. Tayfa Cemil Süleyman Efendi.</p>



<p>59. Tayfa Rahmi Hüseyin Efendi.</p>



<p>60. Tayfa Temel Mesut Efendi.</p>



<p>61. Başmakinist Hacı Süleyman Bey.</p>



<p>62. İkinci makinist Süleyman Bey.</p>



<p>63. Vinççi Osman Emin Efendi.</p>



<p>64. Vinççi Galip Ali Efendi.</p>



<p>65. Ateşçi Halil Yusuf Efendi.</p>



<p>66. Ateşçi Mansur Arif Efendi.</p>



<p>67. Ateşçi Bahri Mehmed Efendi.</p>



<p>68. Kömürcü Mehmed Hasan Efendi.</p>



<p>69. Kömürcü Mehmed Ali Efendi.</p>



<p>70. Birinci kamarot Tevfik Muharrem Efendi (Ulusu).</p>



<p>71. İkinci kamarot Mehmed İbrahim Efendi.</p>



<p>72. Muavin kamarot Ahmet Muhtar Efendi.</p>



<p>73. Kamarot yamağı Halit Mustafa Efendi.</p>



<p>74. Aşçı Hacı Hamdi Osman Efendi.</p>



<p><strong>V. Müfettişlik heyetinin, diğer askerlerin ve mürettebatın haricindeki siviller:</strong></p>



<p>75. Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey.</p>



<p>76. Piyade Yüzbaşı Mustafa Vasfi Efendi’nin eşi Aliye Hanım.</p>



<p>77. Kızı Nefise.</p>



<p>78. Oğlu Mithat.</p>



<p>79. Oğlu Salih.</p>



<p><strong>Süheyl ÇOBANOĞLU</strong></p>



<p><strong>RUBASAM Başkanı</strong></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="https://mail.google.com/mail/u/0/#m_6976611888212031791__ftnref1">[1]</a>&nbsp;Dr.Fethi TEVETOĞLU, Atatürk’le Samsuna Çıkanlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları:757, ATATÜRK Dizisi: 24, Başbakanlık Matbası.1987</p>



<p><a href="https://mail.google.com/mail/u/0/#m_6976611888212031791__ftnref2">[2]</a>&nbsp;Murat BARDAKÇI,</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’un Fethinin Yıldönümünde</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/03/istanbulun-fethinin-yildonumunde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 11:07:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67810</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’u fethederek çağ açıp, çağ kapayan bir ecdadın torunlarıyız. Mirasçısı olduğumuz Osmanlı’nın eski toprakları üzerinde kurulan devletleri...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İstanbul’u fethederek çağ açıp, çağ kapayan bir ecdadın torunlarıyız. Mirasçısı olduğumuz Osmanlı’nın eski toprakları üzerinde kurulan devletleri hatırlayacak olursak, Balkanlarda ve Orta Avrupa’da (15), Kafkasya’da (4), Ortadoğu’da (15), Afrika’da (15) devlet bugün varlığını sürdürmektedir. Kabaca baktığımızda Himaye edilenler, haraca bağlananlar vs. hariç olmak üzere Osmanlı’dan doğan (49) devlet görülmekte. Yani Atatürk’ün “Türk, Övün, çalış, güven” demesi boş bir gurur değil. Dünyanın en uzun ömürlü üç imparatorluğundan biri olan Osmanlı’nın dağılmasının siyasi, ekonomik, askeri ve idari birçok sebebi olduğu malum, ama konumuz onlar değil.</p>



<p>Uluslararası güç dengeleri ve çıkar ilişkileriyle şekillenen siyasi ve askeri ittifaklar, Haçlı Seferlerinden beri bulunduğumuz coğrafyayı hedef haline getirmiştir. Sen ne yaparsan yap onlar kendilerince bir sebep yaratacaklar ve Türkleri bu topraklardan söküp atmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır. İşin özeti çok kabaca budur. Gazi M. Kemal Paşanın önderliğinde yaptığımız Kurtuluş Savaşını kazanmasaydık, büyük ölçüde hedeflerine ulaşmış olacaklardı. Fakat onlar amaç ve hedeflerinden vazgeçmiş değiller. Gizli veya açık unutmadan, bıkmadan nihai amaçlarını tahakkuk ettirmek için planları dahilinde her fırsatı değerlendiriyorlar. Balkanlardan bizi söküp atmak için 19.yüzyıl boyunca yaşadığımız isyan ve savaşlarda çok büyük bir nüfusumuz katledildi, sağ kalabilenler Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. 1912- 1913 Balkan Savaşlarında koskoca Balkanlar elimizden kayıp gitti. Günümüzde de değişen bir şey yok.</p>



<p>16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa arasında, Orta Doğudaki Osmanlı topraklarının paylaşılmasını öngören gizli&nbsp;<strong>Sykes-Picot anlaşmasıyla</strong>&nbsp;tasarlanan sınırlar, bugün&nbsp;<strong>BOP projesiyle</strong>&nbsp;yeniden dizayn ediliyor.</p>



<p>Bush döneminde ortaya atılan Yeni Dünya Düzeni, monarşileri yıkmayı ve dini inançları yok etmeyi, ulus devletleri ve vatanseverliği sonlandırarak sosyal düzeni yok etmeyi planladığı öne sürülen; ancak faaliyeti ya da varlığı kanıtlanamamış olan bir teori olsa da Irak, Libya, Mısır, Suriye gibi ülkelerdeki uygulamalarının sonuçlarını görüyoruz.</p>



<p>Berlin Duvarı’nın 1989 yılında çöküşünün ardından, 1990’lı yıllardan beri hemen her alanda sıkça karşılaştığımız küreselleşme sözcüğü, günümüzde sadece ekonomik bir kavram olarak değil, içinde bulunduğumuz uluslararası sistemi tanımlamak için de kullanılmaktadır.</p>



<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin 43. Başkanı George W. Bush tarafından Dünya kamuoyuna duyurulan, kısa adıyla BOP dediğimiz “<strong>Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık İnisiyatifi</strong>” projesinin Ortadoğuda ve Kuzey Afrikada yarattığı yıkımı gördük. Enerji kaynaklarının kontrolü ve uluslararası pazarlara ulaşım hatlarının güvenliğinin sağlanmasını amaçlayan bu proje, demokrasi, özgürlük ve refaha vurgu yapmasına rağmen bölgeye ekonomik, sosyal ve kültürel yıkım ve hatta SOYKIRIM sonucu kan ve göz yaşından başka bir şey getirmedi. “Terörle mücadele” adı altında bölge ülkelerinin ekonomik, askeri ve siyasi gücünün zayıflatılaması, bölgedeki Amerikan nüfusunu yaygınlaştırılmasını sağladı.</p>



<p>2006’da ABD Silâhlı Kuvvetler Dergisi&#8217;nde Başkan Bush&#8217;un da danışmanı olan Emekli Yarbay Ralph Peters&#8217;in &#8220;KAN SINIRLARI&#8221; (Blood Borders) adlı makalesinde yayınlanmış olan haritayı ve ABD Dış İşleri Bakanı Condoleeza Rice tarafından 22 ülkenin ‘sınırlarını’ ve ‘rejimlerini’ değiştirmek üzere tedavüle sokulan Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedeflerini unutmamak lazım.</p>



<p>Geçtiğimiz yıllarda “Uluslararası Kriz Grubu raportörlerinden Irak uzmanı Joots Hilterman, bir Alman gazetesine yaptığı açıklamada aynen şu ifadeleri kullanıyordu:&nbsp;<strong>“Orta Doğu’nun yeni dinamikleri, Türkiye’yi Büyük Kürdistan’ın hâmisi konumuna getirmek gibi bir paradoksal sonuç verebilir.”&nbsp;</strong>&nbsp;Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oluruz… Son günlerde dillendirilen TÜRK-KÜRT-ARAP kardeşliği veya Federasyonu, TÜRK MİLLETİ için hazin bir sonuç veriri. Kendi ülkesinde ikinci sınıf vatandaş konumuna düşer. Kurtuluş Savaşı yaparak, can vererek, kanımızı dökerek sahip olduğumuz bin yıllık vatanımızda hiç kimseye taviz vermeye gerek yok. Vatan uğruna, bağımsızlık uğruna büyük bedeller ödemiş olan Türk Milleti, modern çağın Emperyalistlerinin ve ortaklarının tuzaklarına düşmeyecektir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Terörist örgüt sözde açılım sürecinde Türkiye’yi terk edecekti. Çekilmedikleri gibi ise tam tersi oldu. Şimdi de TERÖRSÜZ TÜRKİYE adıyla başlatılan yeni sürecin nasıl bir sonuç vereceği bilinmiyor.</p>



<p>Osmanlı döneminde de Balkanlarda İsyan eden halklara birçok taviz verilmesine rağmen sonuç değişmemiş, vatan kaybedilmiş ama anaların göz yaşı dinmemişti.</p>



<p>Bugün Ortadoğu’da İsrail’in Filistin ve Lübnan’da yaptığı katliam ve SOYKIRIM ile ABD ve İSRAİL’in tüm gözü önünde uluslararası kuralları hiçe sayarak, İran’a saldırıları yeni çağın Haçlı Seferleri değil mi?&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Türkiye’nin geleceği planlanırken siyasi, ekonomik, askeri değişimleri ve gelişmeleri iyi analiz edip, ülkesi ve milletiyle bir ve bütün olan TÜRK MİLLETİNİN hak ve hukukunu koruyup kollayacak iradeyi karşımızdakilere göstermeliyiz.</p>



<p><strong>Süheyl ÇOBANOĞLU</strong></p>



<p><strong>RUBASAM Bşk.</strong></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BANDIRMA VAPURU-1</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/05/19/bandirma-vapuru-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2026 14:57:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67512</guid>

					<description><![CDATA[Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yol arkadaşları ve gemi mürettebatından oluşan heyetin Bandırma Vapuru ile 16.Mayıs günü başlayan...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yol arkadaşları ve gemi mürettebatından oluşan heyetin Bandırma Vapuru ile 16.Mayıs günü başlayan yolculukları 19.Mayıs.1919’da Samsun’da biterken Türk Milletinin tarihinde yeni bir sayfayı açıyordu. Hep birlikte İstanbul’dan ayrıldılar ve kurtuluş mücadelesi için ilk kıvılcımı çaktılar.</p>



<p>Daha sonraki yıllarda Atatürk, Samsun’a çıkışını Nutuk&#8217;ta şöyle anlatmıştır:</p>



<p>&#8220;1919 yılı Mayıs&#8217;ının 19&#8217;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım. Osmanlı Devleti Dünya Savaşı&#8217;nda yenilmiş, şartları ağır bir ateşkes antlaşması imzalamış, millet yorgun ve fakir bir halde. Devleti Dünya Savaşı&#8217;na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes antlaşmasının hükümlerine uymaya lüzum görmüyorlar. İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul&#8217;da. Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya&#8217;da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun&#8217;da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette.</p>



<p>15 Mayıs 1919&#8217;da İtilaf Devletleri&#8217;nin desteğiyle Yunan ordusu İzmir&#8217;e çıkmış, şehirde katliamlar yapıyor. Memleketin her tarafından Hristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an evvel çökertmeye çalışıyorlardı.&#8221;</p>



<p>Samsun’a gitmek üzere vapura binen heyette 23 subay ve memur ile 25 astsubay, erbaş ve er mevcuttu; heyete dahil olmayan Refet Bey (yani sonraki senelerin Refet Paşa’sı) için ayrıca vize alınmıştı. Bandırma Vapurunun mürettebatı da 25 kişi idi ve vapurda yolcuların dışında üç, elimizdeki vize evrakına göre altı ama Paşa ile beraber Anadolu’ya geçen Refet Bey’in, yani General Refet Bele’nin ifadesine göre 18 adet at bulunuyordu.</p>



<p>Bandırma Vapuru’nda Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları ile Samsun’a giden fakat gemideki mevcudiyetleri pek bilinmeyen ve bahisleri şimdiye kadar sadece tek bir yayında geçen dört kişilik bir başka yolcu grubu daha vardı: Piyade Yüzbaşı Tokatlı Vasfi Efendi’nin, (yani sonraki senelerin Milletvekili Mustafa Vasfi Süsoy’un) eşi, iki kızı ve oğlu…</p>



<p>Yolcular arasında bir de idareci bulunuyordu: Sinop Mutasarrıflığına tayin edilen Mazhar Tevfik Bey. (DEVAM EDECEK…)</p>



<p>Süheyl ÇOBANOĞLU</p>



<p>RUBASAM Başkanı</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İLK KURŞUN (15 MAYIS 1919)</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/05/15/ilk-kursun-15-mayis-1919-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 12:59:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67370</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı’nın Balkanlardan çekildiği topraklarda kalan Türkler, kimlikleri ve dini inançları nedeniyle baskı altında kaldılar, zulüm, asimilasyon ve...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Osmanlı’nın Balkanlardan çekildiği topraklarda kalan Türkler, kimlikleri ve dini inançları nedeniyle baskı altında kaldılar, zulüm, asimilasyon ve soykırıma tabi tutuldular. Yüzlerce yıllık komşuları dahi bir yandan bu SOYKIRIMA ortak olurken, öte yandan Türk ve Müslümanların mal ve mülklerini yağmalamaktan da geri durmadılar&#8230; Amaç, Türk varlığını eriterek bölgenin demografik haritasını değiştirmekti. Olaylara önderlik edenler ve katliamı yapanlar ülkelerindeki Türk varlığını Osmanlı Devleti’nin tekrar geri gelmesine bahane yaratacağını düşünüyorlardı. Bu nedenle Türkleri kökten kazıyıp yok etmek için her fırsatı kullandılar.</p>



<p>1821 Mora isyanıyla başlayan ve özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi&nbsp; ve 1912-1913 Balkan Savaşlarında açık bir soykırıma maruz kalan Balkan Türklüğü Birinci Dünya Savaşı sonrasında en zor günlerini yaşıyor, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı masum siviller sel gibi Anadolu’ya akıyordu. 1914-1918’te yaşanan Birinci Dünya Savaşında Osmanlı’nın yenilmesi üzerine bu cehennem Anadolu’da da&nbsp; peşlerini bırakmamıştı. 15 Mayıs 1919 sabahı Egenin incisi güzel İzmir’imize karanlık çöküyor, Yunan askerleri vatan toprağımızı işgal etmeye başlıyordu.</p>



<p>15 Mayıs sabahı on binlerce yerli Rum ellerindeki Yunan bayrakları ve çiçekler ile Kordon boyunu kaplamışlardı. Kalabalık inen Yunan askerlerine alkış tutuyordu. Gelen askeri tabur İzmir Metropoliti Hrisostomos tarafından takdis edildi. Metropolit Yunan bayrağını öptü ve bu esnada ağladığı görülüyordu. İlk Yunan taburu daha sonra buradan yaya olarak Hükumet konağı, kışla, kokar yalı istikametinden Karantina&#8217;ya doğru yürüyüşe geçti.&nbsp; Yürüyüş kolunun baş tarafı, kışla hizasını geçip yola saptıktan sonra, Hasan Tahsin kalabalığın arasından sıyrılarak öne geçti. Tahsin&#8217;in sesli bir şekilde &#8220;Olamaz, olamaz, böyle ellerini sallaya sallaya giremezler&#8221; diye söylendiği duyulmuştu.[1]</p>



<p><strong>KURTULUŞ MÜCADELESİNİN SEMBOL İSMİ HASAN TAHSİN&nbsp;</strong></p>



<p>Bu zillete tahammül edemeyen HASAN TAHSİN isimli genç evladımız, İzmir&#8217;e çıkartma yapan, seçkin askerlerden oluşan Yunan Efzon Alayı işgal askerine Kordon boyu&#8217;nda ilk kurşunu sıkarak, Türk Direnişini başlatmıştır.&nbsp; İlk ateşle, ilk anda isimleri Basile Delaris ve Jorj Papakostos olan iki Efzon askerini öldürmüştü&#8230; Bunun üzerine Yunanlılar Orduevini bastı. Esir aldıkları, Miralay SÜLEYMAN FETHİ Bey’den, halkın önünde Zito (Yaşa) Venizelos diye bağırması istendi, son sözü KATO (KAHROL) VENİZELOS oldu.&nbsp; Defalarca süngülenerek şehit edildi.</p>



<p>&#8220;İlk kurşun&#8221;dan önce de kurşun atmıştır bu kahraman genç Türk evladı.&nbsp; Hasan Tahsin’in Avrupa&#8217;da gittiği bir filmde TÜRKLER aşağılanmaktadır.&nbsp; Hasan Tahsin filmin sonunu dahi beklemez, &#8220;önce izleyeyim, sonra eleştireyim&#8221; demez, çıkarır silahını, ateş eder beyaz perdeye. Film de orada biter!</p>



<p><strong>HİÇBİR İNSAN KENDİSİNE, ANASINA, BABASINA, MİLLETİNE, BAYRAĞINA KÜFRETTİRMEZ.</strong></p>



<p>Babasının adı Recep&#8217;tir. H.Tahsin, ilköğretimine Selanik&#8217;te bulunan ve Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün de eğitim aldığı Şemsi Efendi Okulu&#8217;nda başlamış, daha sonra Selanik Feyziye Mektebi&#8217;ni bitirmiştir. Bu okulun ardından İttihat ve Terakki tarafından burslu olarak Paris Sorbonne Üniversitesi&#8217;nde siyasal bilimler öğrenimi görmüş, yazar ve gazetecidir. Öğrenim gördüğü esnada Trablusgarp&#8217;ı işgal eden İtalya&#8217;yı protesto etmek için Mısır&#8217;lı öğrenci lideri Şeyh Dayef ile birlikte mitingler düzenlemiştir.[2]</p>



<p>İzmir&#8217;i Yunan&#8217;lılara teslim etmek istemeyenlerin kurduğu &#8220;Redd-i İlhak Heyeti Milliyesi&#8221; isimli bir dernek kurmuşlardı. 14 Mayıs&#8217;ı 15 Mayıs&#8217;a bağlayan gece binlerce İzmir&#8217;li eski musevi mezarlığında (Maşatlık meydanı) toplanmıştı. Bu esnada İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan ve Yunan zırhlıları İzmir Körfezi&#8217;nde bulunuyordu. Bu esnada kalabalığa hitap eden önemli bir isim, o zamanın Belediye Başkanı Hacı Hasan Paşa&#8217;ydı. Belediye Başkanının yanı sıra topluluğa hitap eden bir diğer önemli isim ise Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı olan Hasan Tahsin&#8217;di. Halkı direnmeye çağırıyorlardı.[3] Tahsin, konuşmasında Paris Barış Konferansı kararlarını sert bir dille eleştiriyor, gazetede yazdığı gibi “Burayı Yunan’a vermeyeceğiz. Vermek isteyen kuvvetle paylaşacak kozumuz var” diyordu.</p>



<p>Vatan ve millet sevgisi yüksek, gözü kara, mert bir delikanlının hayatını feda etiği bu eylem, direnişin sembolü olmuş, kurtuluş için halkın azim ve kararlılığını pekiştirmiştir. Kendisini rahmet ve minnetle anıyorum, ruhu şad, mekânı cennet olsun.</p>



<p>Süheyl ÇOBANOĞLU&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>RUBASAM Başkanı</p>



<p>[1] &#8220;İzmir&#8217;in İşgali ve Aydın&#8217;daki Yankıları&#8221;. turkoloji.cu.edu.tr</p>



<p>[2] Aksoy, Yaşar (16 Mayıs 1974). &#8220;Hasan Tahsin ve İlk Kurşun&#8221;. milliyet.com.tr. ss. 2</p>



<p>[3] Akyazılılar, Nuray. &#8220;Bir kitap kurdu, “Hayatım Kitap” derse&#8221;. turkcelil.com.</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ERMENİ İFTİRALARI</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/04/22/ermeni-iftiralari-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:22:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=66692</guid>

					<description><![CDATA[Ellerinde soykırım yapıldığına dair “geçerli” bir kanıt ve mahkeme kararı bulunmadığı halde her yıl 24 Nisan’da, Ermeniler...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ellerinde soykırım yapıldığına dair “geçerli” bir kanıt ve mahkeme kararı bulunmadığı halde her yıl 24 Nisan’da, Ermeniler Türkiye aleyhinde karalama kampanyasını ısrarla sürdürmektedirler. Onları destekleyen Batı Ülkeleri bu iftira kampanyasına destek olmakta, çeşitli şehirlerde “soykırım anıtları” yaptırmakta ve bu azgınları iyice şımartmaktadırlar.</p>
<p>Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovannes KAÇAZNUNİ 1923 Parti Konferansına sunduğu aşağıdaki raporda yaptıkları alçaklıkları ve ihaneti itiraf etmiş olmasına rağmen gerçekleri görmek kimsenin işine gelmemişti.</p>
<p>KAÇAZNUNİ olayların sıcaklığını koruduğu 1923’te şunları yazmıştı;</p>
<p>“1914 sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya’da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı. Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. “Türkiye’den, denizden denize Ermenistan” talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?”</p>
<p><strong>AKLIMIZ DUMANLANMIŞTI</strong></p>
<p>“Askeri operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin milli mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik. Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.”</p>
<p><strong>TÜRKLER DOĞRU YAPTI</strong></p>
<p>“1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus hükümetine karşı dünkü inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi.”</p>
<p><strong>HASTALIKLI PSİKOLOJİMİZ</strong></p>
<p>“Kaderden şikâyet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştır. Osmanlı’dan, Akdeniz’e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik&#8230;”</p>
<p>Bu itiraflara ve yaşanan acı gerçeklere rağmen Başta İngilizler olmak üzere yabancıların desteğiyle konu tamamen aleyhimize çevrilmişti. İşin aslına gelince;</p>
<p>1914-1918 yılları arasında ayaklanmalar sonucunda halklar arasında çıkan çatışmalarda Doğu Anadolu ve Kafkasya’dan 1,200,000 Müslüman göçmen durumuna düşmüş. Kafkasya Müslümanlarından Anadolu’ya gelen 130.000 sivil hayatını kaybetmiştir. Yolda salgın hastalık, açlık, sefalet ve Ermeni çeteleri yüzünden kırılanlar tahmini olarak eklendiğinde 2,5–3 milyon Müslüman Türk’ün öldüğü görülecektir.[1] Bu nedenle esas soykırım, Ermeni çeteleri tarafından bölgede yaşayan savunmasız Türk ve Müslüman sivillere yapıldığını kimse göz ardı etmesin.</p>
<p>Ermeni tehcirinde ise, Devlet tarafından tehcir için kanun çıkarılmış, göç edecek Ermenilerin ihtiyaçlarının karşılanması için çeşitli yasal önlemler alınmıştır. Ancak savaş şartları, Kürt çetelerinin saldırıları, salgın hastalıklar ve kıtlık nedeniyle çok sayıda Ermeni yolda hayatını kaybetmiştir. Bu kayıpların 100.000 civarında olduğu sanılmaktadır.[2]</p>
<p>O dönemde Ermeni nüfusu, Ermeni Kilisesi kayıtlarına göre dahi 2,5 milyon olmadığı bilindiği halde, Ermeni Diasporası ve Ermenistan bu rakamı 600.000&#8217;den 2,5 milyona kadar yükseltmesi gerçeklerin inkarıdır. Osmanlı arşivlerine göre bu dönemde Ermeni nüfusunun 1-1,5 milyon arasında olduğu ve Ermenilerin hiçbir vilayette çoğunluğu oluşturmadığı görülmektedir. Ayrıca bazı bölgelerdeki Ermeni halk tehcire tabi olmamıştır. Trabzon, Elazığ ve daha birçok bölgedeki Ermeniler örnek olarak verilebilir.) Tehcirden sonra ortamın sakinleşmesi ile birlikte bir kısım Ermeni tebaanın tekrar geri döndüğü de bilinmektedir.[3]</p>
<p>Ermeni Patrikhanesi’nin 1921 tarihli kayıtlarına göre 644.900 Ermeni evlerine geri döndü; fakat Ermeni araştırmacıların çalışmalarına baktığımızda bu geri dönüşlerden hemen hiç bahsedilmediğini, tehcir esnasında Ermeni toplumunun neredeyse tamamen yok edildiği görüşünün hakim olduğunu görüyoruz.[4]</p>
<p>Bu durumda asıl amacın, “üzüm yemek değil bağcı dövmek” olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü soykırım yalanıyla Türkiye’yi köşeye sıkıştırıp, 4T ile ifade edilen, TANITIM-TANINMA-TAZMİNAT ve TOPRAK talepleri gündeme gelecektir. Bölgemizde ve dünyadaki gelişmelere baktığımızda küresel güçlerin tam bir saldırganlık içinde olması, diasporanın aşırı ve azgın taleplerine kapı aralamasına fırsat vermemelidir. Her ne kadar KARABAĞ’da unutulmayacak bir tokat yemiş olsalar da tedbirli olmalıyız.</p>
<p>Süheyl ÇOBANOĞLU</p>
<p>RUBASAM Başkanı</p>
<p>[1] www.wikipedia.org</p>
<p>[2] www.turkcebilgi.com</p>
<p>[3] www.turkcebilgi.com</p>
<p>[4] www.ermenisorunu.gen.tr</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MİLLİ ŞEHİT KAYMAKAM KEMAL BEY</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/04/15/milli-sehit-kaymakam-kemal-bey-7/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:44:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=66351</guid>

					<description><![CDATA[Ermenilerin iftiraları ve İşgal güçlerinin isteğiyle, Nemrut Mustafa Paşa Divanı kararı sonucu, 10.Nisan.1919’da idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ermenilerin iftiraları ve İşgal güçlerinin isteğiyle, Nemrut Mustafa Paşa Divanı kararı sonucu, 10.Nisan.1919’da idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı KEMAL Bey’i saygı ve rahmetle anıyorum. Mekanı cennet, ruhu şad olsun&#8230;</p>
<p>T.B.M.M’nin 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla “ilk Milli Şehit” ilan ettiği eski Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in hazin hayat hikayesi bizler için ibret vesilesidir. Hafızalarımızdaki yerini muhafaza etmek için yazıyla anmak artık bir gelenek olduğu gibi vefat tarihinde bir avuç hamiyetperver insan tarafından da Kadıköy Kuşdili çayırındaki kabri başında törenle anılmaktadır.</p>
<p>Kemal Bey Birinci Dünya Savaşının zor şartlarında Boğazlıyan Kaymakamlığı ve Yozgat Mutasarrıf vekilliği yapmıştır. Mütareke döneminde, 1915 Ermeni tehcirinde yaşananlar için kurban arayışına girildiği sırada adeta bulunan bir günah keçisi olmuştur. İşgal güçleri tarafından “Ermeni tehcirinde görevini kötüye kullanarak ölümlere sebep olduğu” iftira ve iddiasına istinaden idamla yargılanmıştır. ABD’nin maşası, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı olan FETÖ’cülerin, hukuk ve adalet sistemini katlederek, Türk Ordusunun namus ve şeref abidesi subaylarını, YALANCI ŞAHİTLERİN ve teröristlerin iftiralarıyla kumpas kurarak mahkum ettiği gibi, İşgal şartlarında İngiliz Komiserliğinin ve Rum-Ermeni şubesinin temin ettiği Ermeni komitecilerden birçok YALANCI ŞAHİT çıkararak, hiç bir vicdanın, aklın ve mantığın kabul etmediği yüzkarası bir yargılama yapılmıştır.</p>
<p>Vicdan ve haysiyet yoksunu, alçak ve şerefsiz yalancı şahitlerin de ifadeleriyle, Kürt Nemrut Mustafa Paşa divanı tarafından mahkemenin seyri esnasında haksız yere suçlanarak idama mahkum edilmesi insanlık tarihinin utançla anacağı bir ibret vesilesidir. Mahkemenin ilk başkanı Hayret Paşa, mahkumiyet kararı vermesi için kendisine yapılan baskılar nedeniyle istifa etmiştir. Yerine Nemrut lakabıyla tanınan Kürt Mustafa paşa getirilmiştir. Süreci ve sonuçlarıyla ibretlik bir hukuk skandalı olan yargı süreci sonradan başkanının adıyla “Kürt/Nemrut Mustafa Paşa Divanı”  olarak anılacaktır. Yabancı ülke temsilcilerinin aşırı baskısına rağmen Padişah idam kararını imzalamaz. “İş intikam ve bilahere mukatele şeklini alabilir” diye fetva-yı şerif ister. Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin verdiği fetva ile 10 Nisan 1919’da hüküm icra edilir.</p>
<p>O zamanlar işgal kuvvetlerinin elçileri veya komutanları Sömürge Valisi edasıyla talimat yağdırıp işlerine geldiği gibi Türk Milletinin aleyhine her istediklerini yaptırıyorlar ve kararlar aldırıyorlar asıp kesiyorlardı. Yabancıların baskısı sonucu Kaymakam Kemal Bey’in şahsında bir devir ve o devrin temel düşünce sistemi ile birlikte Türklük ve ulusal egemenlik şuuru yargılanıp mahkum edilmiştir. Hem de kendi öz vatanında ve kendi yargı organları tarafından.</p>
<p>Rahmetli idam sepasında halka hitaben “Allah vatan ve milletimize zeval vermesin&#8230;. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun adalet, yaşasın millet” diye seslenişi olayı açıklamaya yeterlidir herhalde.</p>
<p>Kemal Bey’in üzerinde çıkan vasiyeti tarihe bir belge olarak kalacaktır. “Merhum sevgili oğlum Adnan’ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdilli Çayır’ndaki kabristanda yavrumun yanına gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköy’ünde sakindirler. Teyzemin adresi Mühürdar Caddesinde 67 numaralı hanedir. Adı İsmet Hanım’dır. Defin masrafı teyzeme tevdi buyurulmalıdır. Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: Millet ve Memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna fatiha. Perişan zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyurulmasını vatandaşlarımdan beklerim. Babam, Karamürsel Aşar Memur-u Sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir. Bunlara da muavenet olunursa, memnun olurum. Türk Milleti ebediyyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah, millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşaallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır.” (30 Mart 1335 Boğazlıyan Kaymakam &#8211; Sabıkı Kemal) Türk milleti onu unutmamıştır. T.B.M.M. 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla “Milli Şehit” olarak kabul ederek tek suçları devlete hizmet etmek için çabalamak olan yetkililerin geriye bıraktıklarının yanında olduğunu vurgular. Büyük Devlet adamı Atatürk, TBMM’de ilgili kanunun gerekçesini; “Memleketin kurtuluşunu, geleceğini, saadetini ilerleme ve gelişmesini hayat tarzı kabul eden ve suikasta maruz kalarak şehit edilen yöneticilerin geride bıraktığı eş ve çocukları milletin ve devletin emanetindedir. Büyük idealler peşinde hayatlarını feda eden büyük insanların aile ve evlatlarının acılarını teselli etmek, onları mükafatlandırmak benzerlerini gayrete getirmek ve milletin şükran hislerini göstermek, kuvvetlendirmek, onların fakir fukara durumuna düşmemesi için gereğini yapmak, şeklinde açıklar. Kemal Bey’in kızı merhum Müşerref Gürenci’nin anlattığına göre, Atatürk, dedesini Konya’da kabul ettiğinde aralarında şöyle bir konuşma geçer ;</p>
<p><strong>Atatürk &#8211; “Gel bakalım devletin babası”.</strong></p>
<p><strong>Arif Bey &#8211; “Aman Paşam devletin babası sizsiniz”.</strong></p>
<p><strong>Atatürk &#8211; “Sen öyle bir evlat yetiştirdin ki oğlun bu meşaleyi tutmasaydı biz ateşi yakamazdık. Işık tutan senin oğlundur” der…</strong></p>
<p>Aziz hatırasını rahmet ve minnetle anıyorum. Mekanı cennet olsun</p>
<p>Bir millet yabancıların talimatlarıyla yönetilirse, kendi evlatlarını ve kahramanlarını, hainlerin, satılmışların ve işbirlikçilerin kumpaslarıyla hem de kendi öz vatanında ve kendi yargı organları tarafından sözde mahkemelerle (yakın geçmişte fetöcülerin yaptığı gibi) vicdanları hiç sızlamadan yok eder&#8230; Bu nedenle uyanık ve bilgili olmak zorundayız&#8230;</p>
<p>Süheyl ÇOBANOĞLU</p>
<p>RUBASAM Başkanı</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜM İSLAM ALEMİNE SIRA GELECEK &#8211; 2</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/03/25/tum-islam-alemine-sira-gelecek-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 11:36:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=66320</guid>

					<description><![CDATA[Kissinger’ın yıllar önce dillendirdiği ve bugün Tom Barrack veya Netanyahu gibi isimlerin sözcülüğünü yaptığı Amerikan/İsrail vizyonunun özü...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kissinger’ın yıllar önce dillendirdiği ve bugün Tom Barrack veya Netanyahu gibi isimlerin sözcülüğünü yaptığı Amerikan/İsrail vizyonunun özü şudur: Ortadoğu&#8217;da üniter ve merkezi güce sahip ulus-devletler, ABD/İsrail ve emperyal projeler için birer engeldir. Bölge ancak daha küçük, etnik/mezhepsel parçalara bölünmüş, zayıflatılmış konfederal veya federatif yapılarla yönetilebilir.</p>
<p>Bu konuda Modern Siyonizm’in kurucu babası Theodor Herzl[1], 1897&#8217;deki dünya Birinci Siyonist Kongresi’nde “Kuzey sınırlarımız Kapadokya’daki dağlara kadar, güneyde ise Süveyş Kanalı’na dayanır.” diyerek büyük İsrail hedefini ortaya koymuştur.</p>
<p>İsrail’in Türkiye’ye de göz diktiğini ve Parlamentosunun girişinde “İsrail’in sınırları Nil’den Fırat’a kadardır.” yazdığını lütfen unutmayalım.</p>
<p>İsrail Başbakanı Ben-Gurion’un 1948&#8217;de, İsrail Devleti’ni ilan ederken yaptığı konuşmada “Filistin&#8217;in bugünkü haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının, gençlerimiz ve yetişkinlerimizin yeniden çizmesi gereken bir başka harita vardır, o da Nil’den Fırat’a kadar olan bölgeyi kapsamaktadır.” demiştir.</p>
<p>Eski İsrail Başbakanı Moşe Dayan, 1967&#8217;de “Geçmiş kuşaklar İsrail&#8217;i 1948 sınırlarına ulaştırdılar, biz 1967 sınırlarına ulaştırdık; siz Nil’den Fırat’a uzanan büyük İsrail’i kuracaksınız.” diyerek hedef vermiştir.</p>
<p>Başka bir eski İsrail eski Başbakanı Menahem Begin, İsrail Devleti’nin Irak, Suriye, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Lübnan, Ürdün ve Kuveyt’i kapsayacağını söylemiştir.</p>
<p>Yine, eski başbakanlarından Ariel Şaron, 1974&#8217;te “Türkiye de ilgi alanımız içindedir.” diyerek Anadolu coğrafyasının da vadedilmiş topraklar kapsamında bulunduğunu itiraf etmiştir.</p>
<p>Biz, “Gazze ve Lübnan’dan sonra Suriye, Irak ve İran’a da saldıran İsrail, Türkiye için tehdit mi?” diye tartışırken, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, “Ürdün, Lübnan, Mısır, Suriye, Irak ve Suudi Arabistan&#8217;ın bazı kısımlarını içeren bir Yahudi devleti istiyorum. Yavaş yavaş İsrail&#8217;in, Kudüs’ün Şam’a kadar uzanması kaderinde var.” diyerek büyük İsrail politikasını tasvir etmiş, nihai hedefin Anadolu coğrafyası olduğunu bu da itiraf etmiştir. [2]</p>
<p>Süheyl ÇOBANOĞLU</p>
<p>RUBASAM Başkanı</p>
<p>[1] Theodor Herzl. Gazetecilikle iştigal eden, 1860 Budapeşte doğumlu Herzl de Zweig gibi Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tebaası olarak dünyaya gelir. Başlarda Avusturya milliyetçisi olmasına rağmen, 19. yüzyıl sonunda Avrupa’da yayılmakta olan Yahudi karşıtlığı onu da etkiler, hukuk tahsilinin ardından daha aktivist bir çizgiye kayar. Antisemitizm’i yok etmenin nihai yolunun Yahudilerin kendi “devlet”ini kurmaları olduğunu düşünmeye başlar. Yahudilerin bir an önce Avrupa’dan ayrılıp tarihi İsrail topraklarında kendi devletini kurmasını savunmaktadır.</p>
<p>[2] https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=128089</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜM İSLAM ALEMİNE SIRA GELECEK &#8211; 1</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/03/13/tum-islam-alemine-sira-gelecek-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 08:31:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=66223</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu’nun (Güneybatı Asya’nın), özellikle zengin toprak ve su kaynaklarına sahip Mezopotamya ve Doğu Akdeniz havzaları ilkçağlardan itibaren...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu’nun (Güneybatı Asya’nın), özellikle zengin toprak ve su kaynaklarına sahip Mezopotamya ve Doğu Akdeniz havzaları ilkçağlardan itibaren nüfusun yoğunlaştığı merkezlerden biri olmuştur. Tarihin en köklü medeniyetlerinin birçoğuna ev sahipliği yapmasının yanında bu bölge, yerkürenin jeopolitik açıdan en önemli alanlarından biri olma özelliğine sahiptir.[1]</p>
<p>Dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin %60&#8217;ından fazlasına sahip olması, Süveyş Kanalı ve Hürmüz Boğazı gibi kritik deniz yolları (enerji nakil hatları) barındırması ve Asya-Avrupa-Afrika kıtalarının kavşağında yer alması nedeniyle küresel jeopolitik ve jeoekonomik açıdan en stratejik bölge olan ORTADOĞU[2], Enerji jeopolitiği, tarihsel/kültürel önemi ve çatışma odaklı yapısı ile büyük güçlerin hakimiyet mücadelesinin merkezidir.</p>
<p>Bölgenin bu şeklide önem kazanmasında üç unsur öne çıkmaktadır, bunlar; coğrafi konum, dinler ve zengin yeraltı kaynaklarıdır. Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında bu kıtaların doğal geçiş yolları üzerinde yer alan Ortadoğu; Rusya ile sıcak denizleri, Doğu ile Batıyı, Akdeniz ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan, aynı zamanda Avrupa ile Asya arasındaki bütün ticarî ve kültürel bağlantıların yapıldığı bir bölgedir. Yeryüzünün en önemli kara ve su yollarını kumanda etmesinin kendisine kazandırdığı eşsiz jeopolitik değer, Ortadoğu’yu tarihin ilk dönemlerinden bu yana dünya egemenliği peşinde koşan güçlerin ilk hedefi haline getirmiştir.[3]</p>
<p>Asya ve Avrupa’ya yönelik tüm projelerin merkezini oluşturan bu bölge jeostratejik konumu nedeni ile Avrupa devletlerini deniz komşuluğuyla, Hindistan, Çin ve Balkanları karasal yollardan, Anadolu, İran ve Arap yarımadasını tümüyle etkileme potansiyeline sahiptir. Ortadoğu’nun coğrafi konumundan ileri gelen birçok medeniyete ev sahipliği yapmasının doğurduğu kültürel zenginlik ile tarihin birçok defa akışını değiştirmiştir. Tarihte insanların yaşamını etkileyen birçok gelişmenin, ilk olarak bu bölgede gerçekleştiği bilinmektedir. Örnek vermek gerekirse ilk yerleşik hayat, ilk tarım faaliyetleri, ilk yazı, ilk yazılı kanunlar ve ilk dinler hep bu bölgede ortaya çıkmış ve dünyaya yayılmıştır.[4]</p>
<p>Son yıllarda İsrail’in televizyonlardan naklen yayınladığı Filistin katliamları ve Gazze soykırımının Batı Dünyası tarafından hiçbir tepki gösterilmeden onaylanmasının ve hatta desteklenmesinin altında uzun vadeli bir planın olduğunu çeşitli vesilelerle görmekteyiz.</p>
<p>1919-1920 yıllarında, İngiltere ve Fransa Ortadoğu&#8217;yu cetvelle çizerek paylaşmış, manda yönetimlerini oluşturmuştu. ABD’nin dış politikasında çok önemli bir yeri olan eski Dışişleri Bakanı Henry Kissenger “Dünya Düzeni” adlı eserinde, Ortadoğu&#8217;daki devletlerin (Irak, Suriye, Lübnan vb.) Avrupa&#8217;daki gibi &#8220;ulus-devlet&#8221; bilinciyle değil, emperyal güçlerin çıkarlarına göre yapay olarak oluşturulduğunu, bu sınırların, etnik ve mezhepsel (Sünni, Şii, Kürt, Arap vs.) gerçeklikleri göz ardı ettiğini savunuyordu. ABD zaten I. Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin sürdürülemez olduğunu ve bu sınırların değişmesi gerektiğini savunuyordu.  (DEVAM EDECEK)</p>
<p>Süheyl ÇOBANOĞLU</p>
<p>RUBASAM Başkanı</p>
<p>[1] https://stratejikortak.com/ortadogunun-onemi/</p>
<p>[2] Ortadoğu kavramı ise Avrupa merkeziyetçi yaklaşıma dayanır ve Britanyalıların 20. yüzyılın başlarında kullanmaya başladıkları bir kavramdır. Bu tanımlamada İngiltere ve Avrupa ülkeleri merkez kabul edilmiş; doğu, Uzak Doğu, Yakın Doğu, Ortadoğu gibi kavramlar buna göre tayin edilmiştir</p>
<p>[3] https://stratejikortak.com/ortadogunun-onemi/</p>
<p>[4] Çelik, 2014, 7</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KADIN</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/03/06/kadin-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 10:56:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=65980</guid>

					<description><![CDATA[Her yıl artarak devam eden kadına şiddet ve cinayet olayları artık milli bir sorun haline geldi&#8230; Yaygın...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl artarak devam eden kadına şiddet ve cinayet olayları artık milli bir sorun haline geldi&#8230; Yaygın olarak yaşanan kadına yönelik şiddete rağmen, adeta meşrulaştırılan bu “toplumsal yara” görülmek istenmediğinden, aile içi sorun denilip geçiştirilebilmektedir. Maalesef ülkemizde 10 kadından 4’ü kendini güvende hissetmiyor.</p>
<p>Annemiz, kardeşimiz, eşimiz, evladımız, çocuklarımızın anası ve en önemlisi bir insan&#8230;  “Cennet annelerin ayağı altındadır” ve &#8220;Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır.&#8221; inancına rağmen, ülkemizde kadınlar, hor görülüyor, taciz ediliyor, tecavüze uğruyor, şiddet görüyor, vahşice öldürülüyor, yakılıyor, parçalanıyor&#8230;</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu’nun 2017 tarihli “toplumsal cinsiyet eşitsizliği endeksi” sonuçlarına göre Türkiye 145 ülke içinde 131’inci sırada; dipteyiz&#8230; “Ekonomik katılım ve fırsat eşitliği” göstergesine bakıldığında 144 ülke içinde 128’inci sıradayız&#8230;  Eğitime ulaşım fırsatlarında, siyasete katılımda, ekonomik katılım ve fırsatlarda da 144 ülke içerisinde yine son sıralara demirlemişiz. Ülkemizde 10 kadından sadece 3’ü çalışıyor. Çalışanların da yarısı kayıt dışı! Tarımdan sanayiye daha fazla iş, daha az ücret esasına göre sömürülüyorlar. (1)</p>
<p>Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve Aile ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Derya Keskinci, “Kadına yönelik şiddetin nedenini, kadının ikinci bir varlık olarak görülmesi ve kadına yönelik şiddetin insan hakları ihlali olduğu bilincinin toplumda yerleşmemiş olmasıdır.” şeklinde tarif ediyor. Bu sebeple içselleştirilmiş toplumsal cinsiyet rollerinin ve erkeklik anlayışının yok edilmesi gerekir. Bu amaçla erkeklerin de içinde olduğu okul öncesi eğitimden başlayarak topyekûn bir zihniyet dönüşümü mücadelesinin başlatılması gerektiğini ifade ediyor. (2)</p>
<p>Bir başka deyişle, kadınların maruz kaldıkları şiddet daha ziyade “özel alan” da yani kişiler arası ilişkilerde yaşandığı için toplumsal bir sorun olarak kabul edilmeyebiliyor. Yabancı bir erkeğin bir kadına uyguladığı cinsel şiddeti suç kabul ederken, bir erkeğin aynı şiddeti eşine uygulaması halinde bunu ceza konusu yapmayan hukuki sistemlerin ardında, kadının erkeğin mülkü olduğu ve bir erkek bir kadına tecavüz ettiğinde aslında başka bir erkeğin mülküne ve mülkiyet haklarına saldırıda bulunduğu görüşü vardır. Benzer bir mantık, kadına karşı işlenen cinsel suçların kadının bedenine yönelik değil, topluma yönelik işlenmiş suçlar olarak değerlendirildiği ceza hukuku sistemlerinde de bulunuyor. Doğal olarak bu hukuki ve toplumsal yapılarda, erkeğin eşine uyguladığı her türlü şiddet, kadın kocasının mülkü kabul edildiği için sorunsallaştırılmadığı gibi cezai bir yaptırıma da maruz kalmayabiliyor. (2)</p>
<p>Aynı şekilde yabancı bir erkeğin hiç tanımadığı bir kadına fiziksel şiddet uygulaması toplumsal ve hukuksal anlamda hoş görülmezken, bir erkeğin bir kadına ev içerisinde şiddet uygulaması kabul edilebiliyor.</p>
<p>Her alanda karar alma mekanizmalarında kadın temsiliyetinin yetersizliği, kadınlar ve erkeklere yüklenen roller ve beklentiler, erkeklerin kadınlar üzerinde söz hakkı olduğu inancı, Erkeklerin şiddet uygulamasının “normal” olduğu görüşü, evlilik gelenekleri (başlık parası) gibi kültürel faktörler vardır.</p>
<p>Kadınların ekonomik olarak erkeklere bağımlı hale getirilmesi, mülkiyet hakları, boşanma sonrası ekonomik haklar vb. konularda ayrımcılık, kadına yönelik şiddet ve tecavüzün yasal tanımlamaları, yasa koyucu ve uygulayıcıların konuya dair yeterli donanım ve duyarlılığa sahip olmaması, kadına yönelik şiddetin ikincil ve önemsiz bir konu olarak görülmesi gibi toplumsal faktörler kadına yönelen şiddeti ortaya çıkarıyor, meşrulaştırıyor ve pekiştiriyor&#8230;</p>
<p>Bir türlü içselleştiremediğimiz çağdaş hukuk ve insan haklarına dayalı modern değer yargılarıyla, dejenere olmuş geleneksel değerler arasında çelişki yaşayan, büyük şehir hayatının getirdiği sosyal, kültürel, ekonomik sorunlar içinde bocalayan insanlar, problemin kaynağı olmakta. Üstüne bir takım ilahiyatçı kılığındaki sapık ruhlu meczubun dinimizde yeri olmayan açıklama ve fetvaları, kadına yönelik vahşetin bu kadar artmasına sebep olmakta&#8230;</p>
<p>Kadına (ve çocuklara) taciz, tecavüz, şiddet ve cinayetlere karşı mücadele siyasetçi, bürokrat, öğretmen, polis, hakim, savcı, din adamı, gazeteci, yazar, çizer, aydın, iş adamı, esnaf veya sade vatandaş her kim olursa olsun her Türk vatandaşı için acil ve çok önemli bir görevdir. Bu vesileyle tüm kadınlarımızı saygıyla selamlıyor, sağlık, huzur, mutluluk ve güven içinde yaşayacakları güzel ve aydınlık günler diliyorum.</p>
<p>Süheyl ÇOBANOĞLU</p>
<p>RUBASAM Başkanı</p>
<p>KAYNAK&#8230;..:</p>
<p>(1)    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/kanat-atkaya/altlik-olarak-ciplak-gercek-40764712</p>
<p>(2)    https://www.kadindayanismavakfi.org.tr/kadinayoneliksiddet-nedir</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HOCALI SOYKIRIMI</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/02/27/hocali-soykirimi-7/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süheyl ÇOBANOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 14:20:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rubasam Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Çobanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=65730</guid>

					<description><![CDATA[1992 saldırılarında Karabağ&#8217;da Ermeni güçlerine kumandanlık ta yapmış olan Ermenistan Cumhurbaşkanı  Serj Sarkisyan&#8217;ın İngiliz araştırmacısı ve yazarı Thomas...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1992 saldırılarında Karabağ&#8217;da Ermeni güçlerine kumandanlık ta yapmış olan Ermenistan Cumhurbaşkanı  Serj Sarkisyan&#8217;ın İngiliz araştırmacısı ve yazarı Thomas De Waal&#8217;a söylediklerine göre: <i>“Hocalıdan önce, Azerbaycanlılar bizim şaka yaptığımızı sanıyordu, Ermeniler ’in sivil topluma karşı el kaldırmayacaklarını sanıyorlardı. Biz bunu (stereotipi) kırmayı başardık, Ve olay işte bu.”</i>  Evet olay bu kadar açık ve netti&#8230;.</p>
<p>Kendi Cumhurbaşkanları tarafından da itiraf edilen “Ermeni vahşetinin”  örneklerini çok defa görmüştük. Osmanlı döneminden bugüne kadar Türkler’e çok sayıda saldırıda bulunmuş ve SOYKIRIM yapmışlar ama propagandayla dünya kamuoyunu kandırmışladı.</p>
<p>1992 yılı 26 Şubatında Azerbaycan Dağlık Karabağ Bölgesinde yer alan Hocalı kasabası’na saldıran ERMENİ güçleri tarafından, 83 çocuk, 106 kadın ve 70&#8217;den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 sivil öldürülmüş, 487 kişi ağır yaralanmıştır. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başları kesildiği görülmüştür. Hamile kadınlar ve çocukların da işkenceye maruz kaldığı tespit edilmiştir.</p>
<p>Ajanslar, katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye&#8217;de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi. 26 Şubat&#8217;ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi&#8217;nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366&#8217;ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı&#8217;ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar. 26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanı vahşice katlettiler. Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı&#8217;da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşuna dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular.</p>
<p>Bugün soykırım yalanlarıyla feryat edip dünyayı Türklere karşı nefret hisleri ile doldurmaya çalışan Ermenilerin Hocalı ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerinde yaptıkları insanlık dışı canavarlığın konu edilmemesi ne garip değilmi. Oysa yaşananlar kendini insan olarak gören hiç bir varlığın kabul edebileceği şeyler değildi. Ama biz Türkiye’de sapık bir katilin öldürdüğü Ermeni kökenli gazeteci için bile onbinlerce insan sokaklara dökülüp bu</p>
<p>Ermenistan&#8217;daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye&#8217;nin 12 ilini kendi toprakları gibi gösteren Ermenistan&#8217;ın bayrağında, Türkiye toprakları içindeki Ağrı Dağı&#8217;nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı&#8217;nda “<b>Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için </b><b>ölün,öldürün”</b> denmekteyken, Ermenistan’ın suçunu ispat etmek için başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.</p>
<p>Tarih boyunca Türkler’e karşı sürekli katliam, etnik temizlik, soya dönüş adı altında kimliksizleştirme ve soykırım yapılmıştır. Bu iş Osmanlı İmparatorluğunu parçalayıp yıkmak için İngilizlerin sinsi bir oyunu olarak ortaya çıkmış olup şimdi de Türkiye Cumhuriyetine karşı yıkıcı bir propanganda mekanizması haline getirilmişitir.</p>
<p>Bu gerçekler çerçevesinde Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriyetine karşı kurulan komploya karşı tepkili olmalı SOYKIRIMCI ERMENİLERİN tuzağı bertaraf edilmelidir. Hiç bir sebeple kimliğimizden ve insanca yaşama hakkımızdan feragat etmemize gerek yoktur. Türk Milleti, ne Osmanlı döneminde ve ne de başka bir süreçte asla ve asla böyle bir şey yapmamıştır. İnsanlığımız, mertliğimiz, hoşgörümüz, şevkat ve merhametimiz, tüm insanlığa ibret olacak düzeyde yüksek seciyeli asalet timsalidir&#8230;</p>
<p>1992 yılının 26 Şubatında Azerbaycan Dağlık Karabağ Bölgesinde yer alan Hocalı kasabasında ERMENİLER tarafından Azerbaycan Türklerine  yapılan soykırımın yıldönümünde şehit edilen kadın, çocuk ve yaşlıları rahmetle anarken, hepimiz Ermeniyiz diyenlere soruyorum; “Hepiniz Ermeniyseniz, Azerbaycanda yaptığınız soykırımın hesabını verebilecekmisiniz???”</p>
<p><b>Süheyl ÇOBANOĞLU</b></p>
<p><b>RUBASAM Başkanı</b></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
