<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muharrem Kaynak &#8211; Beykoz Olay</title>
	<atom:link href="http://www.beykozolay.com/author/mkaynak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.beykozolay.com</link>
	<description>Beykoz Olay Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Jun 2026 10:56:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>ASKERLERİN ve HASTALARIN TABURCU OLMASI (TABURCU OLMAK)</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/03/askerlerin-ve-hastalarin-taburcu-olmasi-taburcu-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 10:56:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67808</guid>

					<description><![CDATA[Harpte yaralanarak hastaneye yatan veya hasta olduğu için hastaneye yatırılan askerlerin; iyileşmeleri ve şifa bulmalarından sonra bağlı...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Harpte yaralanarak hastaneye yatan veya hasta olduğu için hastaneye yatırılan askerlerin; iyileşmeleri ve şifa bulmalarından sonra bağlı bulundukları askeri birliklerine “Taburlarına geri dönmelerine ve gönderilmelerine” “Taburcu olmak” denir. Bu tanım, halkımızca şifa bulan askerler ile hastanede iyileşen tüm vatandaşlarımız için kullanılan “tarihi” bir terimdir. Günümüzde sivil sağlık hizmetlerinde de aynen kullanılmaktadır.</p>



<p>Hekimler subay olduğu için eski dönemlerde iyileşen ve hastanedeki tedavi süresini tamamlayan askerleri evlerine değil, doğrudan birliklerine “taburlarına” gönderirlerdi. Taburcu olmak ve Taburcu etmek terimi dünyada “Sadece Türk Milleti’ne Özgüdür.” Bu tabir Türk askeri geleneğinden gelir.</p>



<p>Taburcu olmak deyim ve tabirinin kullanılması, Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren her konuda öncülük yapan askerlere ve askeri sağlık sistemine dayanır. Taburcu kelimesi kök olarak taburuna yollamaktan gelir. 1827’de ilk ve modern Tıbbiye (Mekteb-i Tıbbıye-i Adliye-i Şahane) açılmıştır. İki ayrı bölümü içinde barındıran “Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” kurulmuştur.&nbsp; Tıbbiyenin açılması ile Birinci Dünya savaşı, Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş savaşımızda tıbbiyenin doktorları cephe gerisindeki çadırlarda hizmet vermeye devam etmişlerdir.&nbsp;</p>



<p>Tabur kelimesi, Tabur seviyesinde bir askeri birliği bize hatırlatır. Bir Tabur’un en az dört bölükten oluştuğunu biliyoruz. Taburun Komutanı Yarbay veya Binbaşı rütbesinde bir subaydır. Tabur bölükten büyük, alaydan küçük bir birliktir. Asker mevcudu taburun görevine ve sınıfına (piyade, tankçı, istihkam, muhabere, jandarma, komando, Sıhhıye, levazım…vb.) göre değişen 600-1000 kişilik bir birliktir. Topçu, Hava Savunma, Roket ve Füze Taburlarında Bölük Yerine Batarya terimi kullanılır.</p>



<p>Bir de halkımızın kullandığı “Alaylı” tabiri vardır. Alaylı; yaptığı işi, erbabı ve ustası olduğu mesleği hiçbir “teorik ve bilimsel” eğitim almadan yapabilen kişilere denir. Yine de halkımız hangi tabir, terim ve kavramın günlük yaşantımızda kullanılacağına iyi bir karar vermiştir. Mangacı, Takımcı, Bölükçü, Alaycı ve Tümenci olmak dememiş ve yakışanı söylemiştir. Yoksa alay eder ve dalga geçer gibi olurdu.</p>



<p>Doğuştan asker olan bir milletin fertleri olarak günlük hayatımızda kullandığımız daha bir çok askeri terim ve tabir vardır: Mehmetçikler, kınalı kuzular, askerlik çağı ve yoklaması, tertip kurası, asker ve silah arkadaşlığı, askerin şafak sayması, terhis olmak ve teskere almak, 3-5 nöbetleri, askerin yemin töreni, jandarmalar, zabitler, çavuş ve onbaşılar, bahriyeliler, çelik kanatlılar, askerin matarası ve kasaturası, askerin fotini (postalı), asker bavulu, er mektubu görülmüştür, asker yolu bekleyenler, karavana, askerin talimi, arazi olmak, fırça atmak-fırça yemek, esas duruş ve asker selamı…vb.</p>



<p>Asker türkülerimizi hatırlayalım. Mızıka çalındı, şu kışlanın kapısına, kışlalar doldu bugün, Yemen Türküsü, (Burası Muş’tur), asker ettiler beni, asker oldum giydim yelek, gemilerde talim var bahriyeli yarim var, kışlada bahar şarkısı (kara gözlüm efkarlanma gül gayri), iki keklik bir kayada ötüyor…</p>



<p>Tüm okuyucularımıza ve hastalarımıza şifa ile taburcu olmalarını diliyorum ve diyorum ki:&nbsp;</p>



<p>Biz Asker Bir Milletiz, Biz Doğuştan Askeriz, Biz Mustafa Kemal’in Askerleriyiz. Ne Mutlu Türk’üm Diyene Diye Diye&#8230;. Haykırıyor ve Övünüyoruz.</p>



<p>Selam olsun Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve Kahraman Silah Arkadaşları ile Aziz Şehitlerimize. Onları rahmet ve minnetle anıyoruz ve ruhları şad olsun diyoruz.</p>



<p>Muharrem KAYNAK</p>



<p>02 HAZİRAN 2026</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DENİZCİLERİMİZ ve DENİZCİLERİN TABURA GEÇMESİ (ÇİMARİVA)</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/06/03/denizcilerimiz-ve-denizcilerin-tabura-gecmesi-cimariva/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 10:26:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67799</guid>

					<description><![CDATA[Kahraman denizcilerimizin kullandığı “Tabura Geçmek” diye bir tabir vardır. Tabura Geçmek kavramının anlamı gemi mürettebatının belli bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kahraman denizcilerimizin kullandığı “Tabura Geçmek” diye bir tabir vardır. Tabura Geçmek kavramının anlamı gemi mürettebatının belli bir tören veya emir komuta amacı ile geminin güvertesinde “belli bir nizam ve intizam içinde, aralarında eşit mesafe ve aralıklar bırakarak” yan yana dizilmesi içtima/toplanma işlemidir.</p>



<p>Gemilerin yabancı bir limana yanaşmaları veya bir limandan ayrılmaları, ya da törensel geçişler sırasında emir ve komutla ile “Tabura Geçme” yapılır. Gemi Komutanını, Sancağı ve Bayrağı selamlamada veya limandaki diğer gemi ve askeri araçları selamlamada onları onurlandırmak amacı ile yapılır. Tabura geçerek karşılama, bekleme ve selamlama işlemine “Çimariva” denir.</p>



<p>Çimavirava’nın nerede ve hangi amaç ile hangi düzende yapılacağı İkinci Komutan tarafından anons edilerek duyurulur. Çimariva’nın kökeni İtalyanca olup ciama-arriva’dan gelir. Geliyorlar/geliyor ifadesinden dilimize geçmiştir. Gemiye gelen önemli bir devlet büyüğünü, komutanı veya başka bir ülke gemisini selamlamak için yapılır. Çimariva için düzen alındıktan sonra karşılanan veya selamlanan büyüğün selamlanması esnasında birlik ve beraberlik sağlamak için üç kez düdük çalınır. Personel şapkalarını sol koltuk altına koyar ve komut ile üç kez şapka kaldırılır ve selamlama (çimariva) yapılır.</p>



<p>Denizcilik literatüründe; milliyeti, aidiyeti, limanı ve ünvanı ne olursa olsun tüm ticari gemiler ve deniz vasıtaları askeri gemileri (harp gemilerini) selamlamakla yükümlüdürler denilmektedir. Uygulanmayan bir emir gibi görülse de denizcilik tarihinde böyle bir yazısız kayıt ve kural mevcuttur.</p>



<p>Denizcilik terimleri: Genellikle yelkenli gemiler zamanında oluşmuş terimlerdir. Halen askeri ve sivil tüm denizciler tarafından kullanılmaktadır. Denizcilik terimleri Yunanca, İtalyanca, Latince, İspanyolca ve Arapça’dır. Kullandığımız bazı denizcilik terimlerini şöyle bir hatırlayıp sayacak olursak;</p>



<p>(vira=yukarı/kaldır), (mayna=aşağı/indir), (iskele =sol taraf), (sancak=sağ taraf), (yelkenler fora=yelkenleri aç), (cayro=pusula), alabora, halat, palamar, bordo, (puruva= geminin ön tarafı burnu), (pupa=geminin arka tarafı=kıç), (lumbar ağzı= gemilerde personelin gemiye giriş yaptığı kapı =nizamiye), güverte, köprü üstü, çark ve çarkçıbaşı…vb. denizcilik terimlerimiz vardır.</p>



<p>Denizcilik örf, adet ve gelenekleri: Denizcilerin Yazısız Kurallarıdır. Denizlerde asırlardır süren seyrüsefer tecrübeleri ile doğa koşullarına duyulan saygıya ve denizcilerin zorlu yaşam koşullarına dayanan yazısız kurallar bütünüdür. Konu ile ilgili bazı örnekler;</p>



<p>-Denize şişe fırlatmak; yeni bir geminin denize inişinde (kızağa konulmasında) şampanya patlatma ritüelinin yanı sıra, iyi şans getirmesi için denize bir çift de ayaykkabı atılması yaygındır.</p>



<p>-Kadın ve uğursuzluk; gemide kadın bulunmasının denizi kızdırdığı, denizin kıskanç olduğu, kötü hava şartlarına yol açtığına ve uğursuzluk verdiğine inanılırdı. Gemilere her zaman dişi bir ruh atfedilirdi.</p>



<p>-Düdükle selamlama: Denizde karşılaşan bütün askeri gemiler biribirlerini düdük çalarak selamlar. Önce küçük olan gemi büyük gemiyi selamlar, büyük olan da onun selamını usulüne uygun olarak alır.</p>



<p>-Deniz Ticaret Gemilerindeki önemli bir gelenek: Dünya sularındaki tüm TÜRK ticaret gemilerinde Pazar günleri öğle yemeği menüsünde mutlaka kuru fasulye, pilav ve turşu yer alır.</p>



<p>-İngilizce’de kadınlar ve tüm dişi canlılar; özellikle keçi dahil, analar, kız ve kadınlar, güneş, doğa, gemi ve teknelere dişi bir ruh atfedilir. İzahı şudur; gemileri idare etmek çok müşkül olduğundan, geminin bir kocası, ikinci kaptanı, ince ve zarif bir beli, güzel bir başı ve güvertede arkadaşları vardır. İşte bu sebepler ile İngilizce’de gemilere (She) öznesi getirilerek hitap olunur.</p>



<p>-Eski denizcilik geleneklerinden birisi de; gemide ölenlerin cenazeleri, çok uzun süre bir limana veya karaya çıkma imkanı yoksa, bir telise konularak törenle denize cumba ile atılmasıdır. “Modern çağda bundan vazgeçilmiştir.” denilse de halen uygulanır. Doğrusu, ilk ve müsait limanda ailesine teslimidir.</p>



<p>-Gemi kaptanları evlendirme memuru olarak nikah kıyabilirler mi? Gemi kaptanları ile uçak kaptan pilotlarının sembolik de olsa böyle bir yetkisi mevcuttur. Ancak; Türk Medeni Kanunu’nda böyle bir nikah akdine müsaade edilmemiştir. Başka ülkelerde var olduğu bilinmekte ve söylenmektedir.</p>



<p>-Gemilerin ilk kez denize indirilmesinde ve kızağa konulmasında tören yapılır. Şampanya şişesi gemiye fırlatılır ve kırılması sağlanır. Şişenin fırlatılması görevi seçkin hanımefendilere verilir.</p>



<p>-Dünya denizcilerinde ve Türk Bahriyelilerinde; üniforma ve kıyafet ile rütbe ve işaretlerde beynelmilel özellikler ve benzerlikler vardır, bu özellikler bizimkilerle aynı veya çok benzerdir.</p>



<p>-Görevim dolayısı ile; birçok kez Deniz Kuvvetlerimizin T.C.G gemilerinde, amfibi birliklerinde ve çıkarma gemilerinde “LCT, LCM ve LST, LCVP, LCU’larla” denizcilerimiz ile müşterek görev yaptım. Şimdilerde hücum botlarımız ve sürat botlarımız da vardır. Hem deniz içinde hem de karada süratle ilerleyebilen, arkadan kapak atan ve açan amfibi araçlarımız mevcuttur. Denizcilerle birlikte çalışarak, çok güzel anı, deneyim ve tecrübeler edindim, sayısız dost ve arkadaş kazandım. Gemiye personel bindirme ve indirme eğitimleri ile yük ve araçları sabitleme, bağlama, limbo ve cumba eğitimlerine fiilen katıldım. Can yeleğinin kıymetini ve yüzme becerisinin önemini de denizcilerimizden öğrendim.</p>



<p>-Denizcilerin fırtına takvimi; Denizciler rüzgar ve fırtına takvimini çok iyi bilirler, tehlikeli fırtına ve dalga hareketlerini, koy ve limanlara sığınma, demir atma ve demir almayıda çok iyi bilirler.</p>



<p>Fırtına Takvimi : Yıl içinde rüzgar yönlerinin değiştiği, şiddetli hava olaylarının beklendiği takvimdir. Yıllarca süren gözlemlerle şekillenen bu takvimde denizleri ve denizcileri etkileyen fırtına isimleri aşağıdadır. Fırtına günleri denizci ve balıkçılarımızca çok iyi bilinmektedir. Zehmeri fırtınası, ayandon, hamsini, berdül’aciz, koz kavuran, kırlangıç, filizkıran, ülker, gündönümü, kızıl erik, yaprak dökümü, samyelleri, çaylak, börtü-böcek, çalı dökümü, patlıcan, üveyik, karakış…vb.</p>



<p>NOT: Takvimde yazıyorsa; aynı gün veya bir iki gün önce ya da bir iki gün sonra “Mutlaka ve Mutlaka” belirtilen fırtına olur ve gerçekten cereyan eder. Denizcilerimiz bunu yaşayarak doğrulamaktadırlar.</p>



<p>Bir zamanlar Türkiye Radyoları’nda her gün sabah ajanslarında: Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığından Bildirilmiştir. Denizcilerimize ve Balıkçılarımıza Duyurulur, Denizlerimizdeki ve Kara Sularımızdaki Hava Durumu Raporudur… diye anonslar yapılırdı. Şimdilerde duyamıyoruz.</p>



<p>Su üstü ve su altı seyir esnasında, takip edilen rota üzerindeki varlıkları tespit eden dürbün, periskop, radar, deniz feneri gibi gözetleme ve kılavuzlama araç ve cihazlarını gördüm. Pusula kullandım, yön tayini yaptım, (kerteriz) istikamet açısı ölçtüm. Karacıların grup atışına, denizcilerin salvo dediğini, gemilerin yaş ve kuru kapak atabilmelerinin önemini bizzat yaşayarak gördüm ve öğrendim.</p>



<p>Bir gemide 48 saatten fazla bir süre “kapalı mekanda” kalmanın insanın psikolojisi üzerindeki olumsuz etkilerini ben de yaşadım. Azgın deniz dalgaları arasında yol alan gemilerle ilk kez yolculuk yapanların başı döner, dengesini kaybeder ve midesi bulanır. Bu konuda da zaman her şeyin ilacıdır.</p>



<p>Gemi personelinin alarm ve yangın alarm tatbikatlarındaki görevlerini ve görev başına koşmalarının heyecanını bizzat yaşadım ve gördüm, takdirle izledim, benim de iştirak ettiğim zamanlar oldu.</p>



<p>Gemide komutan ile birlikte yemek yenildiğini, her türlü yemeğin önce en kıdemsizden başlayarak en kıdemliye doğru dağıtıldığını, en son ve en sıcak yemeğin komutana verildiğini, komutan yemeğe başlamadan başlanmadığını, komutan masadan kalkmadan masadan kalkılmadığını öğrendim.</p>



<p>Denizcilerin misafirperverliğini ve çok vefalı asker kişiler olduğunu öğrendim. Halkımız nezdinde çok kültürlü ve “kar beyazı” tertemiz üniformaları içerisinde kibarlık misali olarak gördüğümüz, tüm bahriyelilerimiz ve denizcilerimizin görevleri başında adeta birer aslan kesildiğini gördüm. Oldum olası onların üniformasına, rütbe, işaret ve kıyafetlerine hayran olmuşumdur.</p>



<p>-Denizlerde gemicilerin haberleşme yöntemleri nelerdir onları da öğrenelim:</p>



<p>VHF telsiz ve uydu sistemleri, mors ışıkları ve sancak flamaları (uluslararası işaret kodları ile), simpleks VHF(aynı kanaldan hem gönderme hem de dinleme yapabilen VHF deniz telsizleri ile) Çağrılar sesli olarak veya kanal 6, 8, 72 ve 77 üzerinden yapılır. Ya da kanal 70’te bulunan sayısal çağrı (DSC) sistemi ile dijital ortamda gerçekleştirilebilir. Otomatik tanımlama sistemi (AIS) ile ve Akıllı telefonlarımıza yüklenebilen Acil SOS özelliği ile sağlanabilir. Önceki yıllarda ticaret filolarında gemi haberleşmeleri için Hetorodin ve Super Hetorodin radyo almaç ve göndermeçleri de kullanılmıştır.</p>



<p>Konumuz denizcilerin “Tabura Geçmesi” idi. Biz çağrışımlar yaparak, daha başka neler öğrendik:</p>



<p>Mavi Vatancılarımız “Güven Erkaya, Bülent Bostanoğlu, Soner Polat, Cem Gürdeniz ve Cihat Yaycı Amirallerimiz ile Dz. İs. Alb. Ferhat Kolat, Dz. Yb. Ali Kurumahmut ve Kur.Alb. Ümit Yalım’dan” Mavi Vatan kavramını ve bize kazandırdığı değerleri öğrendik. Bu kavram ile 783.562 Km. kare olan Kutsal Vatan toprağımızın yanında 462.000 Km. kare de Mavi Vatanımız olduğunu öğrenmiş olduk.</p>



<p>Vatan için söylediğimiz “Vermem Ondan Ben Bir Karış” parolasının yanında milletçe “Vermem Ondan Ben Bir Kaşık Su ve Bir Çakıl Taşı” parolası oluşturduk. Kardak gibi Ege’deki ada, adacık ve kayalıklarımızın değer ve kıymetini bir kez daha halkımıza anlatma fırsatı bulduk.</p>



<p>Velhasıl denizlerimizin dibindeki maden, doğal gaz, petrol, hidro-karbon ve diğer kaynaklarımızın ve su ürünlerimizin değer ve önemini daha iyi anladık. Literatürümüze giren Münhasır Ekonomik Bölge, Deniz Yetki Alanları, Gambot Diplomasisi ve Jeopolitik Rota’yı öğrendik. Buna rağmen yıllardan beri Denizcilik Bakanlığımızın kurulamamış olmasına üzülüyoruz.</p>



<p>Deniz Harp Okulumuzun ve Muharip Denizci Subaylarımız ile Denizci Astsubaylarımızın, Yüksek Denizcilik Fakültelerimiz ile Denizcilik Meslek Yüksek Okullarımızın önemini çok iyi anlıyoruz.</p>



<p>Tabura geçtik, asker ve bahriyeli olduk, onların örf, adet ve geleneklerine değindik. Sıra sıra dizildik, çimariva yaptık ve selamlamada bulunduk. Doğuştan asker olan bir milletin fertleri olarak hepimiz biliriz ki, günlük hayatımızda halkımızca kullanılan daha birçok askeri terim ve tabirimiz vardır.</p>



<p>Örnek verecek olursak: Mehmetçikler, kınalı kuzular, askerlik çağı ve yoklaması, tertip kurası, asker arkadaşlığı, yemin töreni, zabitler ve bahriyeliler, çelik kanatlılar, askerin matarası, kasaturası, asker bavulu, er mektubu görülmüştür, asker yolu bekleyenler, karavana, askerin talimi, askerin fotini (postalı), çavuş ve onbaşılar, arazi olmak, fırça atmak- fırça yemek, esas duruş ve asker selamı…</p>



<p>Asker türkülerimizi hatırlayalım; mızıka çalındı, şu kışlanın kapısına, kışlalar doldu bugün, Yemen türküsü (Burası Muş’tur), asker ettiler beni, asker oldum giydim yelek, gemilerde talim var bahriyeli yarim var, kışlada bahar şarkısı (kara gözlüm efkarlanma gül gayri), iki keklik bir kayada ötüyor…</p>



<p>Okuyucularımıza mavi vatanımızın engin sularında ve ötesinde yol alan gemilerle tabura geçerek seyir ve seyahatler diliyorum. Kahraman denizcilerimiz Çaka Bey, Barbaros Hayrettin Paşa, Cezayirli Hasan Paşa, Turgut, Oruç ve Seydi Ali Reis’ler ile Sadun Bora’yı minnet ve rahmetle anıyoruz.</p>



<p>Denizcilik tarihimize geçen ve tarihimizdeki yerini alan; İstanbul’un fethinde gemileri karadan yürüterek Haliç’e indiren gemicilerimizi, Ertuğrul Gemimizi, Yavuz’u, Nusrat’ı ve döşediği mayınları, Alemdar’ı ve Dumlupınar Denizaltımızı, Kocatepe Gemimizi, Atatürk’ün Savarona’sını ve onların kahraman mürettebatını rahmet ve minnetle anıyor ve selamlıyoruz. Diyoruz ki:</p>



<p>Biz Türkler Doğuştan Askeriz, Biz Asker Bir Milletiz, Biz Mustafa Kemal’in Askerleriyiz, Ne Mutlu Türk’üm Diyene Diye Diye… Haykırıyor ve Övünüyoruz. Selam olsun Ulu Önderimiz Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Atatürk ile Aziz ve Kahraman Şehitlerimize…Onları minnet ve rahmetle anıyoruz.</p>



<p>Muharrem KAYNAK</p>



<p>02 HAZİRAN 2026</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANTALYA- SİDE TATİLİNİN ARDINDAN (11-21 MAYIS 2026)</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/05/22/antalya-side-tatilinin-ardindan-11-21-mayis-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 10:14:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67625</guid>

					<description><![CDATA[Side; Antalya ilimizin Manavgat ilçesine bağlı, Antalya’ya 75, Manavgat’a 7 Km. uzaklıkta turistik bir sahil mahallesidir. Yunancada...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Side; Antalya ilimizin Manavgat ilçesine bağlı, Antalya’ya 75, Manavgat’a 7 Km. uzaklıkta turistik bir sahil mahallesidir. Yunancada “Nar” anlamına gelen Side’nin kışlık nüfusu 15 bin kişi kadardır. Yaz nüfusu tatilciler ve turistik otel müşterileri dâhil Side’nin nüfusu bir milyonu aşmaktadır.</p>



<p>Side, Antik Çağ Türkiye Kentlerinden PAMPHYLİA’nın dört tarihi kentinden “ASPENDOS, PERGE, SİDE ve SELGE’den” birisidir. İÖ: VII yüz yılın ikinci yarısında kurulmuştur. Bazı tarihçilere göre İÖ:1405’te kurulduğu da söylenmektedir.</p>



<p>Bu tarihi Antik Çağ kentinin en önemli eserlerinden; Tarihi kapı, Agora ve Agora Hamamı ile Antik Tiyatro, Apollon Tapınağı bir de Tarihi eserlerin sergilendiği müze gerçekten görülmeğe değer.</p>



<p>Bizim tatil yolculuğumuz İZMİR’den arkadaşım Emekli Kara Pilot Alb. Feryal TÜRKÖZ’ün özel aracı ile başladı. DENİZLİ’de bizi Emekli Kara Pilot arkadaşımız A. Sıtkı ÖĞÜN ve eşi karşıladı. Denizlideki yemek molasını müteakip ikili bir konvoy oluşturarak BURDUR’a geldik. Burdur’da 40 yıl önce görev yaptığım yer ve tesisleri gördüm. AYDIN-DENİZLİ-Bozkurt-Çardak-Daskırı-Dinar-BURDUR-Çeltikçi-Bucak-ANTALYA-Serik-Manavgat-Side karayolu güzergâhı ile tatil kentimiz Çomaklı’ya ulaştık. Çomaklı bizim askeri kamp ve dinlenme tesislerimizin olduğu yerdir.</p>



<p>Burası Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı Özel Eğitim ve Dinlenme Merkezimizdir. Bir zamanlar Cumhur Başkanı Rahmetli Turgut ÖZAL’ın şort ve yazlık kıyafet ile Tören Mangası tarafından karşılandığı ve selamlandığı askeri bir tesistir. Gelişmiş ve geliştirilmiş her türlü sosyal tesislere sahip bir tatil yerimizdir.</p>



<p>Tecrübeli Kamp Komutanı ve kamp görevlileri çok iyi organize olmuş, tüm personel görevlerini en iyi şekilde yaparak kamp sakinleri olarak bizlere güzel hizmetler sunmuştur. Başta Kamp Komutanı olmak üzere tüm personeli kutlar teşekkürlerimizi sunarız.</p>



<p>Teferruatlı bir şekilde planlanan ve hazırlanan, provalarla pekiştirilen 19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK ve SPOR BAYRAMI’nın kutlama etkinlikleri tam bir şenlik havası içerisinde geçmiştir. Aynı gece düzenlenen balo ve müzikli akşam yemeği bizim için bir final gecesi olmuştur.</p>



<p>İzmir’den çıkışımızdan itibaren; güzel yurdumuzun yem-yeşil, iç açıcı ve huzur verici bahar havasını soluyarak ve eşsiz manzaralar seyrederek ilerledik. Karayolu kenarındaki çilek satıcılarını gördük, dalından tek tek olgunlaşmış dut toplayıp yedik. Yenilecek duruma gelmiş erik ağaçlarını ve seralar ile seralarda gelişmekte olan sebzeleri seyrederek yolumuza devam ettik. Gidiş-dönüş 1100 Km. yol kat ettik.</p>



<p>Kampta yaşadıklarımıza gelince: Kara Harp okulu 1970 devremizden katılan 20 arkadaşımız ve eşlerimiz ile bu dönem toplu tahsis ile kampa katıldık. Side ve civar tatil kentlerinde yaşayan diğer sınıf arkadaşlarımızın da katılması ile kamptaki arkadaş sayımız bir hayli arttı.</p>



<p>Okul ve kıta hayatımızda yaşadığımız anıların bol bol ve bazılarının tekrar tekrar anlatıldığı, tatlı sohbetlerin ve birlikteliklerin yaşandığı güzel bir tatil geçirdik. Kısmet olur ve Allah sağlık verirse başka yer ve zamanlarda yine karşılaşabilmek ümidi ile birbirimizle zor da olsa vedalaştık.</p>



<p>Mevsim bu mevsim olmasına rağmen deniz suyu ve hava biraz serin geçtiğinden birkaç arkadaşımız denize girip güneşlenebildi. Daha ziyade sohbet toplantıları yaparak vakit geçirdik ve dinlendik.</p>



<p>İki kez Çarşamba günleri Side pazarına gidip alışveriş bile yaptık. En önemlisi Antik Çağ Kentimizi ve tarihi yer ve eserlerini gezerek görmek olmuştur. Manavgat ilçesine bağlı bir sahil mahallesi olan Side’yi gezerken adım başı (25-30 adetten de fazla) beş yıldızlı turistik ve çok büyük lüks otellerin mevcudiyetini görünce şaşırdık. Bu otellerin hemen hemen tamamı yabancı müşteriler ve onları transfer eden büyük otobüsler ile dolu idi. Çarşı ve pazarda fiyatlar euro cinsinden yazılmış ve çoğunlukla turistlere hitap ediyordu…</p>



<p>Yazları Side’deki kendi yazlığında geçiren arkadaşımız Ömer Kavlak ve Eşi Hacer Hanım’ın kendi elleri ile hazırlayıp tüm arkadaşlarımıza kamp gazinomuz “Lalezar bahçesinde” kısır-ayran ikram ederek gerçekleştirdiği buluşma partisi için kendilerine sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.</p>



<p>İzmir Grubu Başkanımızın tertiplediği balık ziyafetine ve doyamadığımız akşam yemeğine de katılarak güzel bir birliktelik sağladık ve yaşadık.</p>



<p>Ayrıca sohbetine doyulmayan arkadaşımız Mehmet Gülersoy’un “Sadabat gazinosunda” kendi üslubu ile aktardığı ve anlattığı anıları tebessüm ederek dinlerken, anıların doğruluk derecesinin kaç olduğunu eşi&nbsp; %’sini de belirterek tasdik ediyordu. Bu anı ve anlatımı ile arkadaşımızı unutmak imkânsızlaşmıştır. Bu değerli arkadaşımız, Karavancılar ve Kuşçular derneği başkanlığı da yapmış olup, Kara Harp Okulundan başka bir fakülte daha bitirmiş olmasına rağmen, aynı zamanda yüksek lisansını da yapmış ve doktorasını tamamlamıştır.</p>



<p>Diğer bir arkadaşımız Nejat Günal ve muhterem eşi Nurdan Hanım’a “Öğretmenim’e” burçlar ve doğru beslenme konusundaki uzmanlık bilgilerini, bilgi birikimlerinin tamamını bizlere aktardığı için teşekkürlerimizi sunuyor ve yeniliyoruz.</p>



<p>Sohbetlerimiz esnasında aramızda olmayan ancak adı geçen arkadaşlarımızı telefon ile arayışlarımız, fotoğrafladığımız anı ve görüntülerin paylaşımı ayrı bir zevk ve heyecan yaratıyordu. Sonuç olarak güzel anılarımızla iyi bir sermaye ve arşiv oluşturduk.</p>



<p>Yurt içi ve yurt dışına yaptığımız tüm gezilerde olduğu gibi bu gezimizin de bende bıraktığı olumsuz tarafları da yazıyorum. Bu günkü nüfusu 2,5 milyonu aşan Denizli garnizonunda tugay seviyesinde askeri bir birlik olmasına rağmen asker kişilerin sosyal ihtiyaçları için orduevi ve askeri gazino yoktur. Sadece dar kapasiteli bir kışla gazinosu mevcuttur.</p>



<p>Hâlbuki Denizli coğrafi konumu itibarı ile tarihi ve turistik, hatta gelişmiş bir sanayi merkezimiz olduğu gibi Antalya-İzmir-Uşak-Afyon gibi illerimize ulaşan yol güzergâhı üzerindeki uğrak ve konaklama merkezimizdir. Bana göre Denizli İlimize “MSB ve Gn. Kurmay Başkanlığımızca” geniş kapasiteli bir ORDUEVİ kadrosu tahsis edilmeli, bina ve tesisleri en kısa zamanda inşa edilmelidir.</p>



<p>Burdur İlimiz çok gelişmiştir. Merkez ilçemiz gençlerimize hitap eden cafeler ile doludur. Buradaki Askeri gazinonun tarihi yazlık bahçesi Burdur Belediyesine devredilmiş ve halka hizmet etmektedir. Askeri Gazino küçültülmüş ve daraltılmış olanak ve imkânları ile sınırlı da olsa askeri personele hizmet vermektedir.</p>



<p>Kırk elli yıldan beri görmediğimiz ve görüşemediğimiz devre arkadaşlarımız ile sarmaş dolaş olup vedalaştık ve şimdiden Kurban Bayramımızı kutlayarak ayrıldık.</p>



<p>Tüm okuyucularımızın mübarek Kurban Bayramlarını kutluyor, sağlık ve esenlikler diliyorum.</p>



<p>Muharrem KAYNAK</p>



<p>22 MAYIS 2026</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EDEBİYATIMIZDAKİ BAZI AKIM ve TOPLULUKLAR</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/05/10/edebiyatimizdaki-bazi-akim-ve-topluluklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 16:31:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67286</guid>

					<description><![CDATA[Edebiyat tarihimizde öyle çok akımlar türemiş ve edebiyatımız öyle evrelerden geçmiş ki saymakla bitmez. Bir zamanlar divan...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Edebiyat tarihimizde öyle çok akımlar türemiş ve edebiyatımız öyle evrelerden geçmiş ki saymakla bitmez. Bir zamanlar divan edebiyatında aruz vezni ile şiir yazanlar, ağdalı saray dili ve üslubu ile eser üretenler olmuştur. Bu yüzden edebiyatımızda “Klasik Türk Edebiyatı ve Halk Edebiyatı” ayrımı yapmak zorunluluğu bile doğmuştur. En sonunda halk edebiyatımızın esas ölçüsü “Hece” veznine geçilmiş ve halkımızın anlayacağı dilden çok güzel ve manzum eserler üretilmiştir.</p>



<p>Bu çeşitlilikler yüzünden halk edebiyatımız: 1.Anonim Halk Edebiyatı, 2.Din Dışı (Âşık) Halk Edebiyatı, 3.Dini/Tasavvufi (Tekke) Edebiyatı diye üçe ayrılmıştır.</p>



<p>Osmanlı Döneminde: Arapça ve Farsçanın etkisinde kalarak bir çok Osmanlıca eser üretenler olduğu gibi, Fransız edebiyatına yönelen ve Fransız şairlerini taklit edenler de olmuştur.</p>



<p>Orhan Veli ile başlayan 1inci Yeni “Garip Akımı” temsilcisi şairlerimiz yetişip ortaya çıkıncaya kadar bu çeşitlilik devam etmiştir. Garip Akımı Temsilcileri; Kalıp, aruz, hece, ölçü ve kafiyeyi reddettiği gibi, şairaneliği de bir yana bırakarak günlük konuşma dili ve hicivle, güzel ve nükteli şiirler yazmışlardır. Serbest nazım ve şiir ile yazar ve şairlerimiz prangalarından kurtulmuş, adeta özgür bireyler haline gelmişlerdir. Şiir benim de ilgi alanıma girdiği için konuyu nerelere getirdim, lafı ağzımda daha fazla dolaştırmadan esas konumuza dönelim.</p>



<p>Tüm bu çeşitlilikler, temsilcilerin kurduğu topluluklar sayesinde ortaya çıkmıştır. Şiir konusunda ortaya çıkan bu edebi akım ve topluluklarımıza şöyle bir bakacak olursak;</p>



<p>Bir zamanlar, (1896-1901)’lerde SERVET-İ FÜNUNCU’lar; Recai Zade Mahmut Ekrem’in önderliğinde toplanarak Tevfik Fikret’i kendi dergilerinin başına getirmişler ve batı etkisinde geliştirdikleri Edebiyat-ı Cedide Topluluğunu kurmuşlardır. Fakat bunlar sadece aydınlara seslendikleri ve “Sanat Sanat İçindir” ilkesini benimsedikleri için, bir nevi taklitçilik yaparak, Fransız. Romantikleri ile Fransız Parnasyenlerini ve sembolist şairleri örnek almışlardır. Kimdir bunlar;</p>



<p>Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Halit Ziya Uşaklıgil, Süleyman Nazif, Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit idi. Daha sonraları Servet-i Fünun dergisinin yayınlanmasını sürdürerek kendilerine “Fecri Atici’ler” demişlerdir. Bu gruba daha sonraları Ahmet Haşim, Refik Halid Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Mithat ve Ahmet Rasim gibi yazar ve şairlerde katılmış ve izlemişlerdir.</p>



<p>Her iki grupta Arapça ve Farsça sözcükleri çok ve bol kullandıkları için genç kuşaklarca şiddetle reddedilmişlerdir. Buna rağmen Tevfik Fikret’in derginin başına getirilmesiyle; Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Sahir Erozan, Ali Ekrem Bolayır, Halit Ziya Uşaklıgil’in de katılımı ile bu akım genişlemiş ve büyümüştür.</p>



<p>Diğer Servet-i Fününcular ise; Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Süleyman Nazif, Faik Ali Ozansoy, İsmail Sefa, Ahmet Raşit Rey, Hüseyin Siret Özsever’dir. Buna rağmen bu dönemin bağımsız kalan isimleri de vardır. Onlar; Mehmet Akif Ersoy, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Rasim’dir. Ben bağımsız kalan bu üç değerli yazarımız hariç diğerlerini pek sevemedim.</p>



<p>Malümunuz, 1899’da Askeri Tıbbiye öğrencilerinin kurduğu ve Fransızların Jön Türkler adını verdiği (Jeunes Turcs) vardır. Daha sonra genç subaylar tarafından kurulan iki gizli cemiyet ”Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ve Mustafa Kemal tarafından kurulan Vatan ve Hürriyet Cemiyetlerimiz” vardır. Jön Türkler: Mehmet, Reşat ve Ayetullah Beyler ile Namık Kemal, Refik Bey, Ziya Paşa, Ali Suavi ve Agâh Efendi’dir.</p>



<p>1908’de meşrutiyet inkılâbından sonra meydana gelen ilk edebi akım olan Fecri Ati Topluluğu vardır ki onun önde gelenleri Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Şehabettin Süleyman, Cemil Süleyman, Mehmet Fuat Köprülü, Refik Halid Karay ilk toplantıda bulunanlardır. (Servet-i Fünun Dergisinin çıkarılma kararı da bu toplantıda verilmiştir.)</p>



<p>1908’den sonra ortaya çıkan BEŞ HECECİLER vardır, bunlar Milli Edebiyat Akımı’nı benimsemişler ve şiirlerini “Hece Vezni” ile yazmaya devam etmişlerdir. Bu grubun önde gelenleri; Orhon Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. Bu şair ve yazarlarımızı “Hece Vezni ile” yazmaya sevk edenler ise Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin’dir. İşte ben bunları sevdim.</p>



<p>1928’de kurulan YEDİ MEŞALECİLER isimli edebi bir topluluk daha vardır ki; onlar Cumhuriyet dönemi edebiyatının beyanname ile kurulan memleketçi edebiyata karşı ve yalnız sanatı ön planda tutan topluluk idi. Bu topluluk Meşale adlı dergiyi sekiz ayrı sayı yayınladıktan sonra dağılmıştır. Dağılan bu grupta kimler vardı; Sabri Esat Siyavuşgil, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfü Bahşi, Vasfi Mahir Kocatürk, Ziya Osman Saba, Kenan Hulusi Koray. Bu topluluğu memleketçi edebiyata karşı oldukları ve sanat sanat içindir dedikleri için sevmedim.</p>



<p>Daha sonraları Orhan Veli ile başlayan, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday’ın da desteklediği</p>



<p>1inci Yeni = Garip Akımı temsilcisi şairlerimiz vardır. Bunlar hece ölçüsünü, kafiyeyi ve şairaneliği reddederler, günlük konuşma dili ile hiciv yaparak güzel ve nükteli şiirler yazarlar. Serbestliği hürriyetçilik gibi kabul ettiğim için Orhan Veli’nin de içinde bulunduğu bu akımın şiirlerini çok sevdim.</p>



<p>Cumhuriyet dönemi şairlerimizden; adı ve şiirleri unutulmayan Nazım Hikmet, Atilla İlhan, Can Yücel, Yahya Kemal, Edremitli Mustafa Seyit Sutüven… Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Bekir Sıtkı Erdoğan, Cemal Süreyya, Ahmet Muhip Dıranas, Özdemir Asaf, Ahmet Arif, Cemal Süreyya, Arif Nihat Asya, Ahmet Kutsi Tecer, Kemalettin Kamu… ve isimlerini sayıp sayfalara sığdıramadığımız daha nice şairlerimiz var. Bunun yanında bir de halk ozanlarımız, halk şairlerimiz ve âşıklarımız var. Bu şairlerimizin de bir değil birden çok fazla ve dilimizden düşürmediğimiz eserlerini severek ve isteyerek okuyoruz.</p>



<p>Sıraladığım bu gruplardan birisine dâhil olup onların arasında kaybolup gitmeyi kabullenemiyorum.</p>



<p>Esasen bu gruplara üyelik şartı ve müeyyidesi de yoktur. Bakarsınız birisi veya bir kaçı benim de kafa, fikir ve düşünce yapıma uyar, bende onlardan birisi olurum. Prensip sahibiyim ama sabit fikirli ve statükocu değilim. İlim, bilim ve fenden nasibini almış, pozitif bilimlerin ışığında, modern ve teknik gelişmeleri kabullenen ve takip eden birisiyim.</p>



<p>Ulu Önderimiz, Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yolundan yürüyen, Atatürkçü, Atatürk’ün İlkelerini benimseyen, O’nun İlke ve İnkılâplarına sahip çıkan birisiyim. Yüreği Vatan, Cumhuriyet ve İnsanlık sevgisi ile dolu, Türk Silahlı Kuvvetlerinde onur, gurur ve şerefi ile görevini yapmış ve tamamlayarak emekli olmuş, muharip ve muvazzaf bir Türk Subayıyım.</p>



<p>Cömert ve paylaşımcıyım, bildiğim doğruları herkesle paylaşırım, bilmediğim bir şey olursa öğrenirim, öğrendikten sonra onu da paylaşırım.</p>



<p>Ekmeğini yediğim ve meslek edindiğim subaylığımın yanı sıra şair, yazar, ressam ve müzik adamıyım. Bu sıfatları hayran ve okuyucularımla birlikte ben de kendime yakıştırmak istiyorum. Çünkü uğraşılarımın her bir dalında birden çok eser ürettim, sergiledim, yayınladım ve paylaştım. Eserlerimi siz değerli okuyucularımla paylaşabildiğim için mutluyum. Sağlıcakla kalın…</p>



<p>Muharrem KAYNAK</p>



<p>09 MAYIS 2026</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ASKERLİKTE ORGANİK DAYANIŞMA</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/05/10/askerlikte-organik-dayanisma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 16:17:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.beykozolay.com/?p=67283</guid>

					<description><![CDATA[On altı yaşıma yeni girmiştim, 1965-1966 öğretim yılında Kuleli Askeri Lisesi giriş sınavını kazandım ve okula girdim....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>On altı yaşıma yeni girmiştim, 1965-1966 öğretim yılında Kuleli Askeri Lisesi giriş sınavını kazandım ve okula girdim. Üniforma giydiğim ilk günden itibaren organik dayanışmanın ne demek olduğunu öğrendim. Asker ve silah arkadaşlığının kardeşlikten de öte bir dayanışma olduğunu ve olması gerektiğini bizzat yaşayıp, hissederek öğrendim. Askeri okulda arkadaşlarımız arasında sıra, sınıf ve devre arkadaşlığımız olmasına rağmen, organik dayanışma ve yardımlaşma ruhu ile edindiğimiz tecrübe, ehliyet ve kazanımlar hayati önem taşıyordu.</p>



<p>Türk Silahlı Kuvvetlerindeki Subaylar Askeri Lise ve Harp Okullarına girdiği ilk günden itibaren, Astsubaylar da Astsubay Okuluna girdikleri tarihten itibaren organik dayanışmayı öğrenirler. Bu dayanışma ve yardımlaşma anlayışı, bizzat eğitim yaparak ve yaşayarak kazanılır. TSK içerisinden gelen emekli bir subay olarak, özellikle belirtmek isterim ki “bu konudaki eğitime daha çok ağırlık ve önem verilmesinin uygun olacağı kanaatini taşıyorum” ve bu kanaatimi yeniliyorum.</p>



<p>Er ve erbaşlarımız da eğitim merkezlerine katıldıkları ilk günden itibaren organik dayanışmayı öğrenirler. Gerektiğinde ve muharebede bizzat uygularlar. Askeri okul ve eğitim merkezlerinde “Organik Dayanışma Dersi ” Nazari ve Uygulamalı “olmazsa olmaz bir ders olarak” Eğitim Programlarında yerini almıştır, almalıdır ve önemine binaen yer ve değerini korumalıdır.</p>



<p>Organik Dayanışma Dersleri: İlk Yardım, Beden Eğitimi ve Savaş Beden Eğitimi dersleri ile birlikte veya onların içinde planlanıp icra edilebilir. Deneme ve tekrarlar için arazi tatbikatları en iyi fırsatlardır.</p>



<p>Organik Dayanışma: İnsanların ya da canlıların birbirlerine doğal olarak duyduğu ihtiyaçtan ortaya çıkan bir dayanışmadır. Bu tür dayanışma, iş ve görev bölümünden ya da insanların ve canlıların birbirlerine muhtaç olmalarından doğan bir dayanışmadır.</p>



<p>Harpte, cephede ve en zorlu muharebe şatlarında askerlerin organik dayanışmasına gelince: Hayatta kalma ve düşmanla savaşma azmi ile şekillenen derin bir kardeşlik, güven ve paylaşım ruhudur diye tarif edilebilir. Askerlerin açlık, mühimmat ve erzak eksiklik ve yokluğu çektiği dönemlerde, ellerinde var olanı kendi aralarında yudum yudum, gıdım gıdım da olsa, paylaşabilmeleridir. Uyku ve dinlenmelerini bile paylaşabilmeleridir. Moral, cesaret, kahramanlık ve yardımlaşma duygularını birbirlerine aktarabilmeleridir. Görevlerinin vatan savunması olduğu bilincini asla unutmamalıdırlar.</p>



<p>Sanayi Alanındaki Organik Dayanışma ise: Emile Durkheim tarafından tanımlanan bir kavram olup, sanayi sonrası gelişen topluluklarda iş bölümü ve uzmanlaşma sonucu bireylerin birbirlerine olan karşılıklı bağımlılığına dayanan toplumsal biçimdir. Örneğin: Bir fırıncının, çiftçinin buğdayına ve ununa olan ihtiyacı karşılıklı toplumsal birleşmedir. Ya da hayalindeki tasarımı bir mimara anlatarak plan ve proje çizdiren kişinin, anlaştığı mühendis, müteahhit firma ve yapı ustaları marifeti ile evini yaptırması gibi. Sanayi alanındaki organik dayanışmanın bizim konumuz ile karıştırılmaması gerekir.</p>



<p>Askeri okullarda ve Eğitim Merkezlerinde yetişen ve yetiştirilen muharip askerlerin harpte ve fiilen karşılaştıkları en zor şartlarda bile hayatta kalabilmeleri sağlanmalıdır. Buradaki organik dayanışma, birbirleri ile yaptıkları, yapacakları ve yapmaları gereken yardımlaşma ve dayanışmadır. Bu öğreti de eğitim ve fiili uygulamalar ile barış zamanında kazanılır.</p>



<p>Harpte, cephede ve düşman karşısında, en zorlu muharebe şartlarında, askerlerin organik dayanışma refleks ve alışkanlıkları ile kazandıkları öğreti ve marifetleri “gerektiğinde/iş başa düştüğünde yapmaları gerekenleri” şöyle bir sıralayalım;</p>



<p>-Askerin matarasında bir yudum suyu bile kalsa, onu ihtiyacı olan arkadaşına vermek ve ona içirmek,</p>



<p>-Kanamalı yarası olan arkadaşına ilk yardımda bulunmak, tampon ve turnike yapmak, yarasını sarmak, gerekli ise atellemek,…arkadaşını doktora ulaştırmak, ya da doktor gelinceye kadar ilk yardımı sürdürmek,</p>



<p>&#8211; Gerektiğinde yaralı ve baygın olan arkadaşına ağzından nefes vererek suni teneffüs yaptırmak,&nbsp; canlanıncaya ve gözünü açıncaya kadar ona nefes vermek ve kalp masajı yapmak,</p>



<p>-Yaralı arkadaşını tek başına da olsa, uygun taşıma yöntemlerinden birisini kullanarak “sırtlayarak, kucaklayarak, omuzlayarak, koluna ve koltuğuna girerek” taşımak (at, araba ve sedye ile dâhil…)</p>



<p>-Arkadaşının yarasını sarmak, bakımını yapmak, kendi yemek ve erzakını arkadaşı ile paylaşmak,</p>



<p>-Dinlenme ve uykuyu sıra ile ve nöbetleşerek yapıyorlar ise, uyku ve nöbet sırasını feragatte bulunarak onun lehine kabullenmek ve yerine getirmek.</p>



<p>-Cephanesi biten arkadaşına kendi cephanesinden vermek, arkadaşının hedefine de ateş etmek,</p>



<p>-Arkadaşı kendi hedefine ilerlerken ve mevzi değiştirirken onu ateşi ile korumak ve desteklemek,</p>



<p>-Mürettebat ile kullanılan bir silahın başında iken saf dışı olan arkadaşının görevini derhal üstlenmek ve yerine getirmek. Her türlü tehdit ve tehlikeye karşı arkadaşını uyarmak, korumak ve kollamak.</p>



<p>-Korku ve panik yaşayan arkadaşına moral ve cesaret vermek, dayan arkadaşım, sen olmasan ben ne yapardım diyebilmek, arkadaşına yalnız olmadığını hissettirebilmek. Bak yanında ben varım demektir.</p>



<p>-Yaptıkları askerlik hizmetinin vatan görevi olduğunu vatan, bayrak ve millet için her türlü fedakârlığı yapmaları gerektiğini, bunun için yemin ettiklerini her an ona hatırlatmak, anlatmak ve hissettirmek.</p>



<p>**Bunun için uygulamalı eğitimlerde neler yapılmalı ve hangi konular ders olarak işlenmelidir;</p>



<p>-Askerler arkadaşları yaralandığında onun neresinden nasıl tutulması gerektiğini (elinden mi?, kolundan mı?… vb.) bilmeli ve öğrenmelidir. Kişi yaralı arkadaşını sımsıkı tutmalı ve onun sıcaklığını hissetmelidir. Yaralı arkadaşına da kendi sıcaklığını ve yardım ettiğini hissettirmelidir.</p>



<p>-Eğitimlerde rol icabı da olsa her türlü usul, teknik ve yöntemlerle birbirlerini kucaklayarak, sırtlayarak ve omuzlayarak, kolundan tutup destek vererek taşımalıdırlar. (Gerekirse sedye ile taşıma dâhil)</p>



<p>&#8211; Yaralı arkadaşının akan kanından, tükürük ve salyasından iğrenmemelidirler, gerekli önlemleri alarak her türlü yardımı ve gereğini anında ve gecikmeksizin yapabilmelidirler. Bu yapılarak öğretilmelidir.</p>



<p>-En önemlisi de, arkadaşlarını sözde değil, gerçekten kardeşinden ve sevdiğinden de yakın birisi olarak sevmelidirler. Gerektiğinde ağzından ve burnundan ona nefes vermesini maket üzerinde değil, bizzat arkadaşları ile sıra ile uygulayarak öğrenmelidirler.</p>



<p>-Askerler kanamalı yarası olan arkadaşının akan kanının eline, yüzüne ve üniformasına bulaşmasından iğrenip, çekinmemelidirler. Aynı duruma kendisinin de düşebileceğini asla unutmamalıdırlar.</p>



<p>-Askerler yaralı arkadaşlarının nefes alışını, nabız atışını ve ateşini bire bir ve aynen hissetmelidirler.</p>



<p>-Askerler askerlerin cesur, kahraman, azimli ve düşmandan korkup kaçmayan kişiler olduğunu ve olması gerektiğini bilmelidirler ve bunu hiç akıllarından çıkarmamalıdır. Bu konuda birbirlerine cesaret vermeli ve birbirlerinin cesaretlerini arttırmalıdırlar.</p>



<p>ÖNEMLİ NOT-1: Askerler tüm bu eğitimleri kendi başlarına değil, her zaman Komutan ve Öğretmenlerinin gözetim, denetim ve nezaretinde uygulamalı olarak yapmalıdırlar.</p>



<p>ÖNEMLİ NOT-2: Askerlerimiz öğrendikleri bu yardımlaşma ve dayanışma usul, alışkanlık ve tekniklerini normal hayatlarında (sivil yaşamda, doğal afetler dâhil…) her türlü kaza, trafik ve iş kazlarında yaralanan kişilere de derhal ve vakit kaybetmeksizin, çekinmeden uygulamalıdırlar.</p>



<p>ÖNEMLİ NOT-3: Askeri Okullar ve Kışlalar yatılı okullar değildir. Askeri okul öğrencileri; önceki ve diğer okullardaki acemilik dönemini çoktan tamamlamış, yetkin, yetişmiş, er, yiğit ve kahraman gözü pek bireylerdir. Atik, tetik ve çeviktirler. Ömürleri boyunca böyle ve bunun idraki içinde olmalıdırlar.</p>



<p>ÖNEMLİ NOT-4: Asker arkadaşlığı ve askerlik; askerler asker ve silah arkadaşlığının önem ve kutsallığını barış döneminde iken eğitim, tatbikat ve manevralarda öğrenmiş olmalıdırlar.</p>



<p>Bu arkadaşlık bağları ölünceye kadar kopmaz ve devam eder, biz bunu baba ve dedelerimizin askerlik anıları ile arkadaşlık hikâyelerinden de biliriz. Anadolu’da askerliğini yapmayana kız bile vermezler derler. Bu söz askerde kazanılan hayat tecrübesi, deneyim birikimi ve askerliğe duyulan saygıdandır.</p>



<p>ÖNEMLİ NOT-5: En önemlisi nedir bilir misiniz? Hiç bir asker, eğitilmeden ve muharebe eğitimlerinde savaşmayı öğrenmeden, ölmeden öldürmeyi ve hayatta kalmayı öğrenmeden “Cepheye Gönderilmez” Gönderilmemelidir. “Cepheye Sürülmemelidir” Komutanlar bu bilinç ile askerlerini ve astlarını eğitim, tatbikat ve manevralarda yetiştirirler. “Barışta ter dökmeyen, savaşta çok kan döker.”</p>



<p>Ulu Önder Atatürk’ün bütünleyici ilkelerinden birisi olan “İnsan ve İnsanlık sevgisi” ile yoğrulmalıyız. Her zaman ve her yerde, çevremizdeki kişiler ile organik dayanışma ve yardımlaşma içinde olmalıyız.</p>



<p>Okulda, asker ocağında, iş yerlerimizde, köy ve mahallelerimizde, ev ve apartmanlarımızda, nerede olursak olalım kardeş, arkadaş, dost, hısım ve akrabalarımız ile komşu ve hemşerilerimiz ile her zaman organik yardımlaşma ve dayanışma içinde olalım. Sağlıcakla kalın…</p>



<p>Muharrem KAYNAK</p>



<p>09 MAYIS 2026</p>



<p></p>



<div class="wp-block-media-text is-stacked-on-mobile"><figure class="wp-block-media-text__media"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1185" height="934" src="http://www.beykozolay.com/wp-content/uploads/2026/05/muharrem-kaynak.jpg" alt="" class="wp-image-67284 size-full" srcset="http://www.beykozolay.com/wp-content/uploads/2026/05/muharrem-kaynak.jpg 1185w, http://www.beykozolay.com/wp-content/uploads/2026/05/muharrem-kaynak-768x605.jpg 768w" sizes="(max-width: 1185px) 100vw, 1185px" /></figure><div class="wp-block-media-text__content">
<p></p>
</div></div>



<p></p>



<div class="wp-block-media-text is-stacked-on-mobile"><figure  class="wp-block-media-text__media"><img decoding="async" width="1185" height="934" alt="" src="http://www.beykozolay.com/wp-content/uploads/2026/05/muharrem-kaynak.jpg" class="wp-image-67284 size-full" srcset="http://www.beykozolay.com/wp-content/uploads/2026/05/muharrem-kaynak.jpg 1185w, http://www.beykozolay.com/wp-content/uploads/2026/05/muharrem-kaynak-768x605.jpg 768w" sizes="(max-width: 1185px) 100vw, 1185px" /></figure><div class="wp-block-media-text__content">
<p></p>
</div></div>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TABİATIN İSTEDİĞİ GİBİ DÜŞÜN ve YAŞA HİÇBİR KİTABIN ve DOGMANIN ESİRİ OLMA</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/04/30/tabiatin-istedigi-gibi-dusun-ve-yasa-hicbir-kitabin-ve-dogmanin-esiri-olma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:35:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=67028</guid>

					<description><![CDATA[Konu tanrının insanoğluna bahşettiği beyin, akıl ve zihin ile fikir ve düşünce üretmek olunca insan doğruya ulaşmak...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konu tanrının insanoğluna bahşettiği beyin, akıl ve zihin ile fikir ve düşünce üretmek olunca insan doğruya ulaşmak için çeşitli çare ve alternatifler üretebiliyor. Tek düzelikten ve bağımlılıktan da kurtuluyor. İnsan böyle yaparak güdülmekten, dayatmalardan, dayatanlardan ve dayatılanlardan da kurtuluyor. Düşünerek fikir üretmek, neye ve kime neden inanacağımıza veya inanmayacağımıza karar vermek insana güven verdiği gibi, kişinin mevcut olan güvenini de arttırıyor.</p>
<p>Doğaya dönüş “Tabiata dönüş” konusunda 18inci yüz yılın etkili düşünürlerinden Jan-Jak Ruso’nun (Jean-Jaques Rosseau’nun) (1712-1778) bir felsefesi vardır. Şöyle der “Tabiatın istediği gibi düşün ve yaşa, hiçbir kitabın ve dogmanın esiri olma” Bu düşünce genel ve felsefi bağlamdadır. Aslında bu anlayış Boruch Spinoza (1632-1677)  felsefesinin temel prensipleriyle (Spinosizim) özdeşleştirilen bir anlayıştır.</p>
<p>Ben bu özlü sözü, Kuleli Askeri Lisesinin ikinci sınıfında iken sıra, sınıf ve devre arkadaşım Rahmetli Adnan Aktuğ’dan öğrenmiştim. Hatta arkadaşım, özenerek tuttuğum hatıra defterime benim için bu güzel cümleyi yazmıştı. Ben de tatillerde kendi köyüm Kayalar’da akran, arkadaş ve yakınlarımla açıklama yaparak bu sözü paylaşırdım. Sonraki yıllarda katıldığım sohbetlerde de birçok kez dile getirdiğim olmuştur. Çünkü bu söz çok derin anlamlar içerdiği gibi, akla ve mantığa da hitap ediyor ve her konuda karara varmada bireylere yardımcı oluyor.</p>
<p>Jean- Jaques Rousseau’nun Tabiata Dönüş (Doğaya Dönüş) anlayışına ve <strong>Friedrich</strong> <strong>Nietzsche</strong><strong> </strong>’nin “Dogmalara Karşı Özgür Birey Felsefesine” yaklaşsa da bu spesifik ifade, genellikle Mustafa Kemal ATATÜRK’ün düşünce yapısı ile de uyumludur. Özellikle Atatürk’ün “Medeni Bilgiler” kitabındaki notlarında vurguladığı gibi dogmalardan arınmış, akılcı ve tabiatla uyumlu bir yaşam fikrini özetleyen bir yorum olarak bilinir<strong>.</strong></p>
<p><strong>Medeni Bilgiler Kitabı: Atatürk’ün el yazısı notları ile de şekillenen bu kitap 1931-1941 yıllarında ortaokul ve liselerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Atatürk: Bu kitaptaki notlarında, insanlığın gelişimini “Tabiatın esiri olmaktan” kurtulma süreci olarak görür ve insanların kendi akıllarını kullanmaları gerektiğini vurgular. </strong></p>
<p><strong>Felsefi olarak da arka planda bu söz: (Doğal Hal)=Nobel Savage kavramı insanı medeniyetin yozlaştırıcı etkisinden</strong> <strong>arındırmak isteyen Rousseau’nun fikirleriyle de uyumludur.</strong> <strong>Atatürk, aklı ve doğayı rehber edinin</strong> <strong>felsefesini savunur. Bu söz bunun bir özetidir.</strong></p>
<p>Rosseau, Nietzsche ve ATATÜRK’ün felsefi açıdan da olsa bu dâhiyane fikir, düşünce ve felsefi görüşlerini akılcı bulduğum için bu sözü ve sözün özetini sizlerle paylaşmak istedim. Neden mi?</p>
<p>Genellikle hepimiz her gün kendi seçtiğimiz bir kaç gazeteyi okuyoruz. Seçtiğimiz gazetelerde yazı yazan bir yazarın fikir ve düşüncelerini sosyal, siyasal ve ekonomik olaylara bakışını anlattığı yazıları severek okuyor ve takip ediyoruz. Bununla beraber kendi siyasi görüşümüze uygun yayın yapan TV kanal ve kanallarını beğenerek izliyoruz. Her sabah uyandığımızda dışarıya sadece yatak odasının bir penceresinden bakıyoruz da… Neden bazen de arka penceresinden veya diğer yan pencerelerin birisinden bakmıyoruz sorusuna cevap aramak için bunları yazıyorum.</p>
<p>Gazetede yazı yazan adamın bizden daha akıllı ve daha zeki bir adam olduğunu mu kabul ediyoruz.</p>
<p>Ya da seyrettiğimiz birkaç TV kanalının yapımcı, yayıncı, programcı ve yönetmenleri ile patronlarının bizden ve herkesten daha akıllı ve daha zeki olduğuna mı inanıyoruz.</p>
<p>Ben bazen kendimi onlardan daha zeki ve akıllı olarak görüyorum, ben olsam şöyle yazardım, şöyle yapardım, bunun çaresi bu olamaz, bunun yolu ve yordamı bu değildir, hiç tasvip etmedim ve etmiyorum, devlet adamlığı bu değildir, yetkiler sorumluluklar ile mütenasip olarak verilmelidir, eğitim ve liyakat şattır, bizim de aklımız eriyor, böyle bir yazı, haber ve görüntü hiç yayınlanır mı?…biz fikri hür, vicdanı hür nesillerdeniz, burası Türkiye ben Türk’üm…benim de beynim var, kafam çalışıyor, aklım ve zihinsel faaliyetlerim sağlıklı düşünmeme engel değildir, her şeyi enine-boyuna düşünüp, değerlendirebiliyorum diye …düşünüyorum ve kendimle övünüyorum.</p>
<p><strong>Ancak bazı konularda;</strong> toplumumuzun fikir öncüleri, eli öpülesi kanat önderleri, dava adamları, duayenleri, sanatçı ve edebiyatçıları, ilim ve bilim adamları, mert, yiğit ve örnek alınacak sözünün eri,  bileği bükülmez, kalemi kuvvetli… adamlarımızın da var olduğunu biliyorum/biliyoruz.</p>
<p>Ama bunun yanında menfaatine düşkün, bencil, nankör, yalancı, riyakâr, hırsız, dolandırıcı, fırıldak ve hain, hak ve hukuk tanımayan, derebeyi, kabadayı, külhanbeyi, batıla inanan, sinameki ve tembel, ilimden, bilimden ve medeniyetten, insanlıktan nasibini almamış, saygısı, sevgisi ve imanı olmayan, ana-baba ve aile terbiyesi almamış, büyüğünü küçüğünü tanımayan, vicdansız ve merhametsiz, satılmış kişi ve adamları hiç okumam, izlemem, takip etmem ve kimselere de tavsiye etmem. Doğrusu da budur ve aklın yolu birdir derim.</p>
<p><strong>Özetle Siz Değerli Okuyucularıma Derim ki; </strong>fikir, düşünce ve kanaatlerimizi kendimiz oluşturalım.</p>
<p>Her konuda kararlarımızı kendi hür irademiz ile kendimiz alalım ve verelim. Başkalarının etkisi altında kalmayalım. Olayları ve verilmesi gereken kararları, bir veya okuduğumuz bir kaç gazete yazarının değerlendirmesine bırakmayalım. Onların dikkate alınması gereken (doğru ve olumlu) taraf ve düşünceleri varsa sadece onlardan istifade edelim.</p>
<p>Günlük hayatımızı ve içinde bulunduğumuz durumu, sosyal yaşantımızı, neler yapacağımızı veya neler yapmayacağımızı “siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan” kendimiz değerlendirelim. Keza kafa yapımıza uygun bulduğumuz bir iki TV kanalının yayın politikasına da kendimizi kaptırmayalım.</p>
<p>Ulu Önderimiz, Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün İlke ve İnkılâplarına sahip çıkalım. İlim, bilim ve fennin ışığında, teknik alanda yapılan ve yapılmakta olan gelişmeleri yakından takip ederek Ulu Önderimiz Atatürk’ün dediği gibi modern ve muasır medeniyet seviyesinin de üzerine çıkalım.</p>
<p><strong>Sağlık içinde ve sağlıklı fikir ve düşüncelerle, sağlıcakla kalın.</strong></p>
<p><strong>Muharrem KAYNAK</strong></p>
<p><strong>30 NİSAN 2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NADİR TOPRAK ELEMENTLERİNİ ÖĞRENİRKEN BİLMEMİZ GEREKENLER-(2)</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/04/30/nadir-toprak-elementlerini-ogrenirken-bilmemiz-gerekenler-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:31:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=67025</guid>

					<description><![CDATA[Fizik ve kimya derslerinde öğrendiğimiz: Aktif, Yarı Aktif, Pasif ve Radyoaktif element ve İzotoplar nelerdir ve nelermiş...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fizik ve kimya derslerinde öğrendiğimiz: Aktif, Yarı Aktif, Pasif ve Radyoaktif element ve İzotoplar nelerdir ve nelermiş diye… Şöyle bir hatırlayalım.</p>
<p><strong>-Aktif Elementler: Na</strong>, Li, Mg, Ca, Al, Zn, K’dur. (Sodyum, Lityum, Magnezyum, Kalsiyum, Aliminyum, Çinko ve Potasyum’dur.) 1A gurubu elementlerindendir. En aktif metallerdir. Bir elementin diğer elementler ile reaksiyona girme eğilimine aktiflik denir. Oksitlenmeye eğilimli elementlerdir.</p>
<p><strong>-Yarı Aktif Elementler = </strong>Yarı soy metallerdir = Civa, Gümüş ve Bakır’dır.- <strong>Pasif Metaller:</strong> (Yarı Soy ve Soy metallerdir.) Hg, Cu, Ag = Yarı soy metaller.*Pd, Au, Pt  = Soy metaller (Soy metallerin hiç birisi bir asitle tek başına tepkimeye girmez.)</p>
<p><strong>-Radyoaktif Elementler: Aktinyum</strong>, Toryum, protaktinyum, uranyum, neptüntum, plütonyum, amerikyum, küriyum, berkelyum, kaliforniyum, ayınştanyum, fermiyum, mendelevyum, nobelyum, lavrensiyum.(15 Ad.) Periyodik Tabloda 7. Sırada yer alırlar. Atom No:  89’dan 103’e kadar 15 adet radyoaktif element vardır. 93-105 arasındaki elementler yapaydır ve tüm yapay elementler radyoaktiftir<strong>. Radyoaktif elementler alfa, beta, gama ışınları yayar ve radyasyon yaparlar.</strong></p>
<p>Daha hafif elementlerin doğal izotopları da radyoaktiftir. <strong>İzotop Nedir:</strong> Proton sayıları aynı, ancak Nötron sayıları farklı olan atomlara o elementin izotopları denir. Aynı sayıda protona sahip iki atoma izotop denir. Çekirdeklerinde aynı sayıda proton bulunduğu için aynı kimyasal elemente aittirler. Ancak,  aynı kimyasal elemente ait olan izotoplar, sahip oldukları nötron sayıları ile farklı fiziksel özelliklerle ayırt edilebilirler.</p>
<p><strong>Alfa, Beta ve Gama Işınlarının Zararlı Etkileri Vardır. Bu etkiler nelerdir: Alfa (</strong>Defter yaprağı bile bizi bu ışınlardan korur.) B<strong>eta (</strong>Aliminyum folyo kâğıdı bizi bu ışınlardan koruyabilir.) <strong>Gama ışınlarından bizi ancak; </strong>Kurşun, beton, çelik veya beton blok duvarlar, yada su,  koruyabilir. Bu sebeple nükleer santral ve reaktörler su ve deniz kenarlarına kurulur. Buralarda çalışan işçiler her yıl 300 milirem radyasyona maruz kalırlar. Bu miktar 5000 miliremin üzerine çıktığında sorun olabiliyor.</p>
<p>&#8211;<strong>BİLDİKLERİMİZİ ve ÖĞRENDİKLERİMİZİ ŞÖYLE BİR GÖZDEN GEÇİRELİM</strong>:</p>
<p>Değerli okuyucularım: İlkokulda Tabiat Bilgisi dersleri ile başladığımız, Ortaokul üçüncü sınıftan itibaren iç içe olduğumuz Fen Bilgisi, Fizik ve Kimya derslerimizde neler neler öğrendik. Elektrik, elektronik, Isı, Işık , Işın, mercek, odak, prizma ve aynalar, kütle, iş, güç ve enerji, makine, kaldıraç, makara, palanga, mekanik, kinetik ve potansiyel varlık ve birikim, sığa,kapasite ve bunlara ait enerji, etki, tepki, emme, basma, basınç, kuvvet ve hız (ses hızı, jet hızı, süpersonik …), dalga boyu, desibel ve ses şiddeti, ivme, moment, vektör ve bileşkeler …</p>
<p>-Element, Atom, Atom ağırlığı, Atomun yapısı, Eksi yüklü Elektron, Çekirdek, Nötron, Artı Yüklü Proton, Yörünge ve bunlara ait terim, tarif ve kavramları öğrendik. Atom fiziği, Nükleer Fizik dâhil. Daha sonraları bilgisayar, yazılım programları ve tekniği ile bilgisayar operatörlüğünü, Havacılık ve Uzay Teknolojileri (Teknofest), Nano ve Dijital teknoloji kavramlarını duyduk, gördük ve öğrendik.</p>
<p>-Akıllı telefonlar elimizden düşürmediğimiz yardımcılarımız oldu. Bu akıllı telefonlar önceki yıllarda kullandığımız birçok alet ve makineyi üzerinde birleştirmiştir. Bunlar; kamera, fotoğraf makinesi, telefon, mikrofon, hoparlör ve kulaklık, Telsiz, Radyo, TV, Bilgisayar, internet, el feneri, saat, takvim ve meteorolojik hava raporları, sözlük, kütüphane, ansiklopedi, daktilo, yazı ve hesap makinesi, dosya, klasör ve not defteri, arşiv, haberleşme ve kenar haberleşmesi (instegram, tvitter, watssap, SMS mesajı, face-book, mail yolu ile iletişim imkânlarını) topoğrafik harita, konum, koordinat, yer bulma, navigasyon, tansiyon aleti, termometre… Adım ve mesafe ölçme olanakları ile rakım ve derinlik hesaplaması yapabilmektedir.</p>
<p>-Pi ve Avagadro sayısı ile bazı sabiteleri, logaritma, mantis ve anti logaritmayı, açı ve açı çeşitlerini, hipotenüs, Pisagor, alan, hacim ve ağırlık hesap ve birimlerini, determinant, integral, fonksiyon, enterpalasyon, üs, kare, küp ve karekök, sinüs, cosinüs, tanjant ve cotanjant, E= m.c<sup>2</sup> kavramını.</p>
<p>-Maddenin katı, sıvı ve gaz halinin olduğunu, metan, etan, propan ve bütan…hekzan, heptan, nonan.. gibi zehirli gazların olduğunu, Asit, Yağ ve Baz kavramlarını, Flor, Klor, Fosfor ve İyot gibi halojenlerin varlığını… Elektrolit, Elektrik, Anod, Katod, doğru akım, alternatif akım, şarj dinamosu, marş motoru, Akü, Pil ve Batarya, Kondansatör, kompresör ve her türlü soğutucu ve ısıtıcılar, Volt, Amper ve Direnç kavramlarını… mıknatıs, manyetik akım, durgun elektrik, artı ve eksi yük ve iyonları, iyonlaşmayı… Işın, Işık, Ses ve Görüntü iletilmesi ve kayıt edilmesini, röntgen (x), laser ve infrared ışınlarını, BT ve PET ölçüm cihazlarını, mikro cerrahi yöntemlerini, Optik ve Elektro Optik sistemleri, Roket ve füzeleri, uyduları, aya ve gezegenlere gidip gelen mekikleri…</p>
<p>-Kaynama ve ergime noktası sıcaklıklarını, donma ve aşırı donma, uzama katsayılarını, Santigrat, Reömür ve Fahrenhayt derecelerini, Radyasyon ve Doz ölçüm terimleri ile Radyakmetreyi, Etkime, Tepkime ve Reaksiyon kavramları ile Bileşik Denklemlerini, Direnç, Akı ve Akım, debi ile Volt ve Amper, kavramlarını İndükleme ve İndüksiyon akımını, Röntgen ışınları ile Alfa, Beta ve Gama ışınlarını ve bunlardan korunma çarelerini de öğrendik. Vitaminlerin sadece ABC değil…B1…B12, D, E, Omega -3…Omega-6 , Ca, K, Mg…</p>
<p>-Değerli okuyucularım; elektrik çarpar, şimşek çakar, yıldırım düşer, paratoner korur, kar yağar, yağmur yağar, çiğ düşer, bazen kırağı, bazen de don tutar. Yanardağlardan magma, lav ve kül fışkırır ve yakar, asit ve kezzap da yakar ve zehirler, radyasyon sağlıklı vücut hücrelerimizi ve sağlığımızı bozar, altın madenciliğinde “Siyanür” ile ayrıştırmanın tehlikeli ve zehirli olduğunu da biliriz.</p>
<p>-Bugün de Periyodik Sistem Tablosunda da yerini alan ve ülkemizde Eskişehir-Beylikova’da 694 milyon ton kadar var olduğu tespit edilmiş olan Nadir Toprak Elementlerini öğrendik. <strong>Biz neymişiz de haberimiz yokmuş, varlık içinde yokluk çekiyormuşuz. Nadir Toprak Elementlerinin nerelerde ne maksatla kullanıldığını ve kullanılacağını da öğrenmiş bireyler olarak kendimizi şanslı hissediyoruz. </strong></p>
<p><strong>MOLEKÜLLER ve GÜNLÜK HAYATTA KULLLANDIĞIMIZ BAZI BİLEŞİKLER</strong>:<strong>    </strong>Molekül, bileşik, katalizör, mineral ve cevher kavramlarını da Ortaokul üçüncü sınıfta iken öğrenmeye başladık. Bunların üzerine daha sonraki okullarda başlangıçtan beri öğrendiğimiz Mendelyev’in Periyodik Sistem (Devri Sistem) Tablosunu da neredeyse ezberlemiştik. Günlük hayatta gerek duyduğumuz, kullandığımız halde bazen de korunduğumuz:</p>
<p>Hava, Su (H<sub>2</sub> O), Oksijen (O), Hidrojen (H), Azot (N), Tuz (NaCl /Sodyum klorür), Karbonat, Aspirin (asetil salisilik asit/aset asidi salisil esteri), Karbon (C), Karbondioksit (C O<sub>2</sub>), Karbon Monoksit (CO), Sülfat, Sülfür, Sülfirik Asit, Tuz Ruhu (HCl), Göztaşı (Bakır sülfat), Glikoz, Üre ve Nişadır, demir, bakır, alüminyum, kurşun, çinko, gümüş, altın ve platini de öğrendik.</p>
<p>Atom ve Hidrojen bombası ile Nötron bombalarını, bunların olumsuz etkilerini, NBR ve KBR silahlarını öğrendik. Yenilenebilir enerji kaynaklarını, İnsan ve Hayvan gücünü, Makine Gücünü, Su Buharı, Yakıt, Akaryakıt, Gaz ve Elektrikle, hatta Hibrit olarak çalışan makine ve otomobilleri de gördük ve öğrendik. Bilgisayar ve yapay zekâ gibi, çoğu iş ve meslek erbabının işine son verecek yaratmaları da gördük.</p>
<p>Bunun da üzerinde, aktif, yarı aktif ve radyoaktif elementlerin neler olduğunu, nükleer santraller ile nükleer reaktörleri, radyasyon cins ve özelliklerini, Hiroşima ve Nagasaki ile Çernobil facialarını da duyduk, gördük ve öğrendik. Anlayacağınız pozitif bilimlerin bizi götürdüğü ve bizi ulaştırdığı gerçeklerle ilim, bilim, fen ve teknik alanlardaki gelişmeleri gördük, görüyoruz ve yeni yeni keşif ve icatlarla uğraşıyoruz ve ulaşıyoruz.</p>
<p>*İnsanoğlu canlıları ve canlıların nasıl dünyaya geldiğini, yani nasıl ürediğini, nasıl yaşayabildiğini ve ömrünü doldurup nasıl öldüğünü araştırıp öğrendiği gibi, cansız dediğimiz yeryüzünde ve diğer gezegenlerde bulunan tüm varlıkların da nasıl meydana geldiğini-oluştuğunu merak ettiği için araştırıyor<strong>. Sanırım bu merak ve araştırmalar ile gün gelecek, cansız dediklerimizin de canlı ve hareketli,  durgun değil, aktif ve bir eylem ve hareket halinde olduğu da ispat edilecektir.</strong></p>
<p><strong>İnsanoğlu bilgisayarı üreterek;</strong> aslında insan aklını, zekâ ve hafızasını suni olarak kendisi yaratıyor. Şimdilerde buna yapay zekâ marifet ve kabiliyeti desek de bir gün gelecek, insan aklının bile ermeyeceği şeyler yaratılacak veya ortaya çıkacaktır.</p>
<p><strong>Ancak:</strong> Bu yaratılanlar, vatan aşkını ve sevgisini, tarhana çorbası ile baklavanın tat ve nefasetini benim gibi hissedebilecek mi? Bu yaratılan suni yaratıklar, aşık olunan sevgiliyi bizim sevdiğimiz kadar /yada bizim gibi sevip, zevk alıp hoşlanabilecek mi? Yani bildiğimiz beş duyu ve bizdeki his ve duygulara da sahip olabilecekler mi?  Yoksa, ruhsuz ve şuursuz makineler olarak mı kalacaklar.</p>
<p>Onların da Allah’ı, vicdanı ve merhameti olacak mı? Yoksa hepsi cani, gaddar, kara vicdanlı, merhametsiz ve kalpsiz mi olacak, onlarında ağlama, acıma, üzülme ve incinme duyguları olacak mı?  Yalancı, riyakâr, hırsız ve haram yiyenlerden mi olacaklar. Onlar da para ile sadet olmaz deseler de bize parasız yaşanan bir dünya armağan edecekler mi?</p>
<p><strong>İnsan;</strong> canlılar içerisinde Allah’ın yarattığı en mükemmel varlık olarak yer ve değerini koruyabilecektir. Ben buna inanıyorum diyorum. Çünkü insan ilim, bilim ve teknik gelişmelerden de önce dünyaya gelmiştir. Yeni keşfedilenler ve üretilenler onun (insanın yaptığı ve üretebildiği) türev ve nemalardır.</p>
<p>**<strong>Aktinitlerin Kullanım Alanları:</strong> Çoğunlukla nükleer enerji üretimi ve araştırma amaçlı olarak kullanılır.(Örneğin: uranyum ve plütonyum) <strong>Lantalitler:</strong> Elektrik, mıknatıs (örnek neodimyum mıknatıslar), katalizörler, optik malzemeler ve enerji teknolojilerinde.<strong> Skandiyum ve İtriyum: Özellikle</strong> havacılık endüstrisinde, yüksek performanslı malzeme üretimi ile yenilenebilir enerji teknolojilerinde kullanılır.<strong> Skandiyum: (Sc, 21):</strong> Hafif alaşımlar ve ileri teknoloji ürünlerinde kullanılır. <strong>İtriyum: (Y,39):</strong> Seramik, lazer ve süper iletkenlerde kullanılır.</p>
<p><strong>Ne mutlu bizlere ki Nadir Toprak Elementlerini ve kıymetini öğrenirken, önceden bildiklerimizi ve öğrendiklerimizi de tekrar edebildik.</strong> <strong>İlim, bilim ve fennin ışığında nice güzel ve insanlık için faydalı değer ve eserlere ulaşabilmek dileklerimle… Sağlıklı günler diliyorum. Sağlıcakla kalın.                                                                                                                 </strong></p>
<p><strong>Muharrem KAYNAK </strong></p>
<p><strong>30 NİSAN 2026</strong><strong>                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                    </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NADİR TOPRAK ELEMENTLERİNİ ve DEĞERİNİ ÖĞRENİRKEN BİLMEMİZ GEREKENLER-(1)</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/04/22/nadir-toprak-elementlerini-ve-degerini-ogrenirken-bilmemiz-gerekenler-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:40:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=66734</guid>

					<description><![CDATA[Nadir Toprak Elementlerini ve faydalarını, nerelerde ve ne maksatla kullanıldığını öğrendikten sonra sanki ufkumuz açılıyor. Bildiklerimizi hatırlıyor...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nadir Toprak Elementlerini ve faydalarını, nerelerde ve ne maksatla kullanıldığını öğrendikten sonra sanki ufkumuz açılıyor. Bildiklerimizi hatırlıyor ve tekrar ediyoruz, bilmediklerimizi de hayret ve sevinçle karşılayıp, öğreniyoruz. Hele bir de Nadir Toprak Elementlerinin “Teknolojik Üstünlüğün Merkezine Yerleştiğini” öğrenince sevincimiz kat kat artıyor.</p>
<p>Bu değer ve konular bildiğimiz “Fizik ve Kimya Dersleri ile İlgili” pozitif ve ana konulardır. Dolayısı ile bu konular bizi ilim, bilimsel ve teknik alanda yapılan ve yapılması gereken iş, faaliyetlerin araştırmalarına sevk ediyor. Gelin bildiklerimizi tekrar edelim ve unuttuklarımızı tekrar hatırlamaya çalışalım.</p>
<p><strong>ELEMENT ve ATOMLAR ile ilgili BAZI TERİM ve KAVRAMLAR:</strong></p>
<p>Nadir Toprak Elementlerini daha iyi tanıyabilmek ve hangi guruba dâhil olduklarını öğrenmek için metalleri “A ve B gurubu metaller olarak” sayıp, sıralayalım:</p>
<p><strong>(A ) GURUBU ELEMENTLER: (Metaller ve Gazlardan oluşmaktadır.)</strong></p>
<p>1A GR. Alkali Metaller(Lİ, Na, Rb, Cs, Fr’dir.) Na ve K doğada en çok bulunan alkali metallerdir.</p>
<p>2A GR. Toprak Alkali metaller(Be, Mg, Ca, Sr, Ba, Ra,)</p>
<p>3A GR. Toprak Metaller = 3A/Bor Gr.( bor, aliminyum, galyum, indiyum, talyum, unutriyum)</p>
<p>4A GR. Karbon Gr.(karbon, germanyum, kalay, kurşun)</p>
<p>5AGR.  Azot GR (azot, fosfor, arsenik, antimon, bizmut,)</p>
<p>6AGR.  Oksijen GR.(oksijen, kükürt, selenyum, tellür, polonyum)</p>
<p>7AGR. Halojenler (flor, klor, brom, iyot, astatin, tennesin)</p>
<p>8A GR. Soygazlar(Asal gazlar) = (helyum, neon, argon, kripton, ksenon, radon)</p>
<p>*A GRUBU Elementler Toplam Olarak = 45 Elementten oluşur.</p>
<p><strong>(B) GURUBU ELEMENTLER = METALLER’dir.</strong></p>
<p>B gurubu elementlerin hepsi metaldir. 10 adettir. 1B ile başlamaz. 2A ile 3A GR. arasında yer alır.</p>
<p>(Demir, kobalt, nikel, skandiyum, itriyum, titanyum, vanadyum, krom, manganez, rutenyum=10 Ad.)</p>
<p><strong>ELEMENT ve ATOMLAR ile ilgili ESAS ve DİĞER TERİM ve KAVRAMLAR:</strong></p>
<p>-Atom nedir: Bir elementin kimyasal özelliklerini taşıyan en küçük yapı taşıdır. Çekirdek ve yörüngesindeki eksi yüklü elektronlardan oluşur. Atom Çekirdeğinin içinde artı yüklü Protonlar ve yüksüz Nötronlar bulunur.*Atom numarası; Atom çekirdeğindeki proton yükünü  = sayısını gösterir.</p>
<p>-Element nedir: Aynı cins atomlardan oluşan ve farklı kimyasal yollarla kendisinden daha basit ve farklı maddelere ayrılmayan saf maddelere verilen isimdir. Her elementin farklı atom numarası vardır.</p>
<p>-Füzyon: Atom parçalarının birleşmesi reaksiyonudur. Hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları meydana getirdiği nükleer tepkimelere Füzyon denir. (Örnek Hidrojen Bombası)</p>
<p>-Fisyon: Atom çekirdeğinin zorlanmış olarak (Nükleer Reaktörler ile) parçalanmasıdır. Ağır Radyoaktif maddelerin dışarıdan nötron bombardımanına tutularak daha küçük atomlara parçalanmasına fisyon denir. (Örnek Atom Bombası)</p>
<p>-Nötron Bombası: Atom çekirdeği içindeki yüksüz nötronların parçalanmasıyla elde edilen bombalar.</p>
<p>-Molekül: Birbirine bağlı guruplar halindeki atomların oluşturduğu en küçük temel yapısına verilen addır. Moleküller yapılarında birden fazla atom içerirler. Diğer bir ifade ile molekül bileşiği oluşturan atomların eşit oranlarda bulunduğu en küçük birimdir.</p>
<p>-Bileşik: İki veya daha fazla elementin sabit bir oranda kimyasal olarak birbirine bağlanması ile oluşan kimyasal maddelerdir.</p>
<p>-Mineral: Yer kabuğunda bulunan kimyasal maddelerdir. Mineral üretimi yapılabilen minerallere Cevher denir. Her mineralin üretimi yapılmaz, belirli bir oranda tenör içermesi gerekir.</p>
<p>Tenör: Bir cevherin içerisinde bulunan değerli metal miktarını belirtmek için kullanılan bir terimdir. (wt% veya altında olduğu gibi g/ton, tonda gram olarak ifade edilir.</p>
<p>Nadir Toprak Elementleri (Rear-Earth-Elements) Konusunda; Söylenmesi ve Bilinmesi Gereken Gerçekler: Yurdumuzda ESKİŞEHİR-BEYLİKOVA’da var olduğu tespit edilen 694 milyon tonluk NTE rezervinin yüzümüzü nasıl güldürdüğünü ve milletçe nasıl sevindiğimizi anlatmak isterim. Varmış, ama haberimiz yokmuş, varlık içinde yokluk çekiyormuşuz. Milletçe gözlerimiz parlıyor, ufkumuz açılıyor. Modern dünyanın en kritik hammaddelerine sahip olduğumuz tescillenmiş oldu ve oluyor. Modern Dünyanın Milletleri Diyor ki; dünyanın en kritik hammaddeleri haline gelen ve milyonlarca ton NTE ihtiva eden bu kaynaklara kim sahip oluyorsa ve onları kim kontrol ediyorsa “Stratejik ve Jeopolitik açıdan XXI. Yüzyılın üstünlüğünü elinde bulundurur”. NTE’lerine bu yüzyılın Petrolü denilmektedir.</p>
<p>Henüz petrol ve kömür son sözünü söylememiş olsa da NTE’lerinin kullanılması ile milyonlarca ton karbon gazı salan kaynaklar terk edilecektir. Onun yerine karbon dioksit yayınlaMayan kaynaklar konulacaktır. Bu yüzden bunlara “Yeşil Kapitalizmin Anahtarı” ve “Yeşil Elementler” denilmektedir.</p>
<p>Yakın bir gelecekte, 694 milyon ton NTE’ne sahip olan TÜRKİYE dünya BOR ihtiyacının da %48’ini karşılaması dolayısı ile Türkiye Teknolojik Üstünlüğün Merkezine yerleşmiş olacaktır. Türkiye bu potansiyeli ile dünyadaki fiyatları ciddi bir şekilde etkileyip değiştirebilecek güce de sahiptir.</p>
<p>Değerli okuyucularım: Geçtiğimiz günlerde Ay’a gönderilen uzay mekiğinin dönüşünde, dünya atmosferine girerken sürtünme ile oluşan sıcaklık 1700-2000 derece santigrattır. Buna rağmen mekik içerisindeki astronotlar 18,33 derece santigratta (65 derece Fahrenhayt) korunmuş olarak faaliyetlerine ve yaşamlarına devam edebiliyorlardı. İşte bu özellik, koruma ve dayanıklılık bile Nadir Toprak Elementleri (NTE)’nin uzay araçlarında kullanılması tekniği ile kazanılmaktadır. Biz de millet olarak, Türkiyemizin bu nimetleri sayesinde hedeflediğimiz teknolojik seviyelere ulaşacağız.</p>
<p>Yeter artık “Varlık İçinde Yokluk Çekmeyelim” diyoruz. Nadir Toprak Elementleri yarışındaki yerimizi almamız temennisiyle, Sağlıklı güzel günlere…</p>
<p>Muharrem KAYNAK</p>
<p>22 NİSAN 2026</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>23 NİSAN 2026 ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI</title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/04/22/23-nisan-2026-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:35:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=66731</guid>

					<description><![CDATA[Ne büyüksün sen Aziz ATATÜRK, 19 MAYIS 1919’da vatanımızın düşman işgalinden kurtarılması amacı ile SAMSUN’a çıkıyorsun ve...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ne büyüksün sen Aziz ATATÜRK, 19 MAYIS 1919’da vatanımızın düşman işgalinden kurtarılması amacı ile SAMSUN’a çıkıyorsun ve bir yıl sonra “23 NİSAN 1920’de” Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’ni açıyorsun. Meclisimizin açılması ile yeni Türk Devletimiz de kurulmuştur diyorsun. Bunu ben değil dünya tarihçileri de söylüyor biliyorsun, bilmeyenler de duysun.</p>
<p>Yokluk, yoksulluk ve çaresizlik bir yana, Osmanlı Hükümet ve Devlet yetkililerinin pasif ve teslimiyetçi tutumları durumu daha vahim ve içinden çıkılmaz hale getiriyordu. Bütün bunlardan öte; halkımızın ve Anadolu’da kurulan aynı amaçlı derneklerin “Düşman İşgalinden Kurtuluş Davasına” inandırılması ve birleştirilmesi hususu çok önemli idi. Atam siz bunu da başardınız, halkı inandırdınız ve size güvenmelerini sağladınız. Teslimiyeti, manda ve himayeciliği asla kabul etmediniz. TBMM’nin ve sizin aldığınız dâhiyane kararlarla üç yılda “30 AĞUSTOS 1922’de” yurdumuzu düşmandan temizlediniz. 9 EYLÜL 1922’de İzmir’in düşman işgalinden kurtarılması ile bunun en güzel örneğini verdiniz.</p>
<p><strong>19 MAYIS 1919’da ATATÜRK’ÜN SAMSUN’a Çıkışından İtibaren Yapılan ve Gerçekleştirilenler:</strong></p>
<p>&#8211; 28 MAYIS 1919’da HAVZA GENELGESİ’nin Yayınlanması,</p>
<p>&#8211; 22 HAZİRAN 1919’da AMASYA TAMİMİ’nin Yayınlanması,</p>
<p>&#8211; 23 TEMMUZ-7 AĞUSTOS 1919’da ERZURUM KONGRESİ’nin Yapılması,</p>
<p>&#8211; 4-11 EYLÜL 1919’da SİVAS KONGRESİ’nin Yapılması,</p>
<p>&#8211; 23 NİSAN 1920’de TBMM’nin Açılması,</p>
<p>&#8211; 6-11 OCAK 1921 BİRİNCİ İNÖNÜ MUHAREBESİ,</p>
<p>&#8211; 23 MART-1 NİSAN 1921 İKİNCİ İNÖNÜ MUHAREBESİ,</p>
<p>&#8211; 10 -24 TEMMUZ 1921 KÜTAHYA-ESKİŞEHİR MUHAREBELERİ,</p>
<p>&#8211; 23 AĞUSTOS-13 EYLÜL 1921 SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ (22 GÜN, 22 GECE)</p>
<p>&#8211; 26 -30 AĞUSTOS 1922 BÜYÜK TAARRUZ=DUMLUPINAR MUHAREBESİ=BAŞKOMUTANLIK Meydan Muharebesi ve 30 AĞUSTOS ZAFERİ, 9 Eylül 1922’de İZMİR’in Düşman İşgalinden Kurtuluşu.</p>
<p><strong>ATATÜRK’ÜM: </strong>23 NİSAN 1920 Tarihini ve TBMM’nin açılış gününü Türk Çocuklarına Bayram olarak armağan ettiniz. Adına da 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI dediniz. Ne mutlu bize ve bu bayramı halkımızla birlikte kutlayan çocuklarımıza&#8230;</p>
<p>Atam kurduğun ve bize emanet ettiğin bu Cennet Vatanımız “Türkiye Cumhuriyetinde” ben de yedi yaşımda ilkokula başladım. Her yıl okula başladığımızda, eğitim ve öğretim yılı takvimine göre, sırası ile hep seni andık, senin armağan ettiğin bayramları milletçe yaşadık ve kutladık. Her öğretim yılında 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI’nı kutladık, 10 KASIM geldiğinde seni andık, milletçe yas tuttuk ve üzüldük, 23 NİSAN’larda ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI’nı kutladık, 19 MAYIS’larda ATATÜRK’ü ANMA, GENÇLİK ve SPOR BAYRAMI’nı kutladık, 30 AĞUSTOS’larda da ZAFER BAYRAMI’nı kutladık ve hala da kutluyoruz&#8230; Ebediyete kadar da kutlayacağız.</p>
<p>1955-1956 eğitim yılında ve 23 Nisan Bayramında, ömrümün ilk şiirini okurken çok duygulandım ve heyecandan şiiri unuttum ve hemen başa döndüm. Arkadaşlarımda unutunca başa döner ve bazıları üzülür, ağlardı. Pencereler dâhil, sınıflarımızı bayrak ve şerit kurdelelerle süsler, elimizde bayraklarla “Dağ Başını Duman Almış Marşını Söyler” uygun adım yürürdük…23 NİSAN’larda gece fener alayları düzenler, okul müsamereleri yapardık. Her sabah ANDIMIZ’ı haykırarak okur, söyler, coşar ve koşarak sınıflarımıza girerdik. Öğretmenimiz 23 NİSAN’da şiir okuma görevi vermez ise üzülür, ağlardık…</p>
<p><strong>Bu yıl, 23 NİSAN Bayramında; milletçe içimiz buruk ve gözlerimiz yaşlıdır. Bu yıl 23 NİSAN törenlerine, bayram öncesi yitirdiğimiz Çocuklarımızı ve Öğretmenlerimizi anarak başlıyoruz. </strong></p>
<p><strong>Yine bu yıl, kutladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızda; Aziz Atatürk ve Kahraman Silah Arkadaşları ile Aziz Şehitlerimizi minnet ve rahmetle anıyor ve ruhları şad olsun</strong> <strong>diyoruz.</strong> <strong>Bayramımızın 106. Yılı Kutlu Olsun.                           </strong></p>
<p><strong>Muharrem KAYNAK</strong></p>
<p><strong>23 NİSAN 2026</strong></p>
<p><strong>NOT: 23 NİSAN 2026 tarihinde 106. Yılını kutladığımız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız için yazdığım iki adet 23 NİSAN şiirimi sizlerle paylaşıyor ve geleceğimizin teminatı çocuklarımıza armağan ediyorum. </strong><strong>             </strong></p>
<p><strong>23 NİSAN</strong></p>
<p>Adım adım ileri</p>
<p>Unut eski günleri</p>
<p>Umutlu, mutlu günüm</p>
<p>Nisan’ın yirmi üçleri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Atamdan armağandır bugün</p>
<p>Gelin gelin çocuklar</p>
<p>Bayrak elde el ele</p>
<p>Verin güzel çocuklar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gelin haydi umutlu</p>
<p>Gülün haydi çok kutlu</p>
<p>Koşun haydi çok mutlu</p>
<p>Bayramınız çok kutlu</p>
<p>Kutlu olsun çocuklar.</p>
<p><strong>Muharrem KAYNAK</strong></p>
<p><strong>23 NİSAN</strong></p>
<p>Işıl ışılsa gözler</p>
<p>Cıvıl cıvılsa sözler</p>
<p>Bahar kokuyorsa her yer</p>
<p>İşte o gün 23 Nisan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevinç doluysa çocuklar</p>
<p>Mutludur anne ve babalar</p>
<p>Elde bayrak, çiçek ve balonlar</p>
<p>İşte o gün 23 Nisan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplanıp her kıtadan</p>
<p>Çoluk çocuk bunca insan</p>
<p>Söylüyorsa marş ve türkü hep bir ağızdan</p>
<p>İşte o gün 23 Nisan.</p>
<p><strong>Muharrem KAYNAK</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ    (RARE-EARTH- ELEMENTS)   </title>
		<link>http://www.beykozolay.com/2026/04/15/nadir-toprak-elementleri-rare-earth-elements/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:53:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sür Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem KAYNAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.beykozolay.com/?p=66354</guid>

					<description><![CDATA[Birkaç yıldan beri Nadir Toprak Elementleri diye bir kavram duyuyoruz ve seviniyoruz. Çünkü araştırmacılar “Nadir Toprak Elementlerinin”...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birkaç yıldan beri Nadir Toprak Elementleri diye bir kavram duyuyoruz ve seviniyoruz. Çünkü araştırmacılar “Nadir Toprak Elementlerinin” yurdumuzda bol miktarda var olduğunu bildiriyorlar. Yurdumuzda bol miktarda NTE’nin var olduğunu ABD bile bizden önce duymuş ve biliyor. Biz millet olarak bunu öğrenmekte biraz geç kalmışız. SÖYLEDİLERDE BİZ Mİ DUYMADIK!</p>
<p>Mendelyev’in Periyodik Sistem Tablosunda katı, sıvı ve gaz formunda 118 element mevcuttur. Bunlardan 17 adedi Nadir Toprak Elementi olarak adlandırılmaktadır. Yurdumuzda ESKİŞEHİR-Beylikova’da yaklaşık 694 milyon ton NTE rezervi olduğu saptanmıştır. (Bizdeki bu rezerv Çin’den sonra dünyanın ikinci en büyük rezervidir.)</p>
<p>Esasında yer yüzünde bol miktarda var olan hepimizin bildiği; antimon, berilyum, kobalt, lityum, galyum, grafit, niyobyum, platonononidler (doğal bileşikler), renyum, tantal, tellür, tungsten, vanadyum dâhil “bu saydığımız 13 kıymetli metal” Kıymetli Elementlerdendir. Ancak Nadir Elementlerden değildir. Onların en önemli özelliği, diğer metallere bağlı olarak, minerallerin içinde yer almalarıdır. Bunlar yaklaşık olarak 30 hammaddelik “mineral cevher” sayılan bir alt kümedir.</p>
<p>***Peki, konumuzu oluşturan Nadir Toprak Elementleri hangi elementlerdir ve kaç adettir:</p>
<p>Nadir Toprak Elementleri; 17 element’tir. Bunlar; sayıları 15 adet olan LANTALİT’lere Skandiyum ve İtriyum’un da eklenmesi ile sayısı 17‘ye ulaşan elementlerdir.</p>
<p>-Diğer bir deyişle NTE’leri = (Lantalitler + Skandiyum + İtriyum’dur.) NTE’leri, Hafif ve Ağır Toprak Elementleri olmak üzere iki guruba ayrılır.</p>
<p>-HAFİF OLANLAR: 7 adettir.</p>
<p>1.Skandiyum, 2.Lantan, 3.Seryum, 4.Proseodim, 5.Neodimyum, 6. Prometyum, 7.Samaryum.</p>
<p>-AĞIR OLANLAR: 10 adettir.</p>
<p>1.İtriyum, 2.Evropiyum, 3. Godolinyum, 4.Terbiyum, 5. Disporsiyum, 6. Holmiyum, 7.Erbiyum,</p>
<p>8.Tulyum, 9.İterbiyum,10.Lütesyum.*NTE’leri teknolojik ve sanayi açısından kritik değeri olan kimyasal elementlerdir. Neticeten: 7 hafif+10 ağır = Toplam 17 Nadir Toprak Elementi vardır.</p>
<p>-BAŞKA BİR DEYİŞLE: Hafiflerden Skandiyum’u, Ağırlardan da İtriyum’u çıkartırsak geriye kalanlar Lantalitlerdir. Lantalitler 15 adettir. *Prometyum doğada nerede ise bulunmaz ve Radyoaktiftir.</p>
<p>-Lantalitler’e Skandiyum ve İtriyum’u da ekleyerek 17adet Nadir Toprak Elementine ulaşmış oluruz.  Lantalitler; 57 lantal’dan başlar ve 71 lütesyum’a kadar dâhil toplam 15 elementten oluşur.</p>
<p>****Bir de, doğada az bulunan ve çoğu Radyoaktif olan Aktinitler vardır. AKTİNİTLER: Periyodik</p>
<p>Sistemde 89’dan… 103’e kadar olan elementlerdir. Aktinyum, toryum, protaktinyum, uranyum neptünyum, pülütonyum, amerikyum, küriyum, berkelyum, kaliforniyum, ayınştanyum, fermiyum, mendelyum, nobelyum, lavrensiyum 103 olmak üzere aktinitler 15 adettir.</p>
<p>Nadir Toprak Elementleri: Periyodik tabloda genellikle LANTALİTLER ve AKTİNİTLER olarak bilinen, doğada nadir bulunan ve kimyasal olarak benzer özelliklere sahip elementlerdir. Doğada ender rastlanan ve genellikle özel uygulamalarda (Örneğin: bilgisayar, elektronik mıknatıs, nükleer enerji, yenilenebilir enerji alanında) kullanılan elementlerdir.</p>
<p>İnsanlık, antik çağ ile Rönesans arasında sadece yedi metalden yararlanmakta idi. 20. yüzyılda 10 kadar, 1970’li yıllardan itibaren 20 kadar metal kullanıldı. Günümüzde Periyodik Sistem Tablosundaki 86 metalin nerede ise tamamı kullanılmaktadır.</p>
<p>*NTE’leri Periyodik Tablonun 17 özel elementinden oluşmaktadır. Şu özet bilgiyi de aklımızın bir köşesine yazalım; Lantalit ve Aktinit Elementler ile Kıymetli Metaller çok kıymetli elementlerdir.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansının verilerine göre: NTE’lerinin tüketimi 2020 yılı verilerine göre; 2040’a kadar 7 kat artacağı (nikel 19, kobalt 21, grafit 25, lityum 42 kat artacağı) ve Nadir Metaller ile minerallere hücumun artacağı tahmin edilmektedir. Adı üstünde NADİR: Az bulunan, sık rastlanmayan, seyrek ve ender rastlanan, çok kıymetli demektir. Az olsun, nadir olsun, değerli ve kıymetli olsun, yeter ki bizim olsun.   Nadir Toprak Elementleri Nerelerde Kullanılır:</p>
<p>1.Cam ve seramik sanayi, metalürji, lazer üretimi, mıknatıs üretimi, petrol katalizörü ve ileri teknoloji cihazlarının üretiminde kullanılır.</p>
<p>2.Cep telefonları ve Bilgisayarlar, Elektrikli araba motorları, Jet motorları, Rüzgar türbinleri, Güneş panelleri, Manyetik alaşımlar, Elektronik cihazlar, Optik sistemler, MR Cihazları, Görüntüleme sistemleri gibi teknolojik ürünlerin imalatı dâhil birçok alanda kullanılmaktadır.</p>
<p>3.Savunma sanayinde; tanklarda, destroyerlerde, radarlarda, akıllı bombalarda, anti personel mayınlarında, gece görüş donanımında, sonarlarda, hatta lazer toplarında ve savaş uçaklarında nadir metaller kullanılmaktadır.</p>
<p>NOT: 1-NTE’leri nabit (saf) halde bulunmazlar. Prometyum hariç tamamı bileşik halde bulunur. Prometyum’a yer kürede çok az rastlanmaktadır ve ekonomik bir önemi de yoktur.</p>
<p>NOT: 2-NTE’ler 160’a yakın mineralin içinde bulunabilmektedir. Dünya genelindeki üretimin %95’i BASTNAZİT ve KSENOTİM ve MONAZİT olmak üzere üç mineralden sağlanmaktadır.</p>
<p>NOT: 3-NTE’ler 1948’e kadar HİNDİSTAN ve BREZİLYA’daki Plaser yataklarından elde edilmekte idi.</p>
<p>-1950’lerde Güney Afrika’da keşfedilen büyük MONAZİT damarı dünyanın tek kaynağı oldu.</p>
<p>-1965-1985 Mountain Pass madeninden (ABD’nin Kaliforniya eyaletinin Mojave çölü bölgesinden) elde edildi. *1985 yılından sonra ÇİN’deki BASTNAZİT ve MONAZİT yataklarından elde edildi. Çin’in NTE madeni Moğolistan’ın Özerk Bölgesinin BAOTOU şehrinin 120 Km. güneyindeki BAYAN OBO madenidir.</p>
<p>YURDUMUZDA: ESKİŞEHİR-BEYLİKOVA’DAN başka; Aksu Diamas (İsparta)/Mortas Boksit (Seydişehir-Konya), Kuluncak Sofular (Malatya), Çanaklı (Burdur) URANYUM ve TORYUM zenginidir, Mazıdağı (Mardin) (Ekonomik değildir),Tunçbilek (Kütahya’da) da NTE yataklarımız bulunmaktadır.</p>
<p>-Periyodik sistemdeki 118 elementten ilk 94 element dünyada doğal olarak mevcuttur. 95 nolu amerikyum ile 118 atom numaralı Oganeson arasındaki 24 element sadece laboratuvarlarda sentezlenen yapay elementlerdir. İlk 94’ün 83’ü ilksel, 11’i ise yalnızca ilksel elementlerin bozunma zincirinde ortaya çıkar.</p>
<p>NEDEN NADİR: Doğada az bulunmasından değil, ekonomik olarak çıkartılması ve ayrıştırılmasının zor oluşundandır. Kayalarda ve diğer yaygın metallerin içerisinde çok küçük oranla bulunmakta, çıkarılma ve ayrıştırılmaları da çok pahalıya mal olmaktadır. Bu metallerin çıkartılması ve asitli ayrıştırma süreçleri aşamalarında “Radyoaktif Atıklar” çevreye ve sağlığa zarar vermektedir.</p>
<p>Şöyle ki; 1Kilo Vanadyum için 8.5 ton, bir kilo Seryum için 16 ton, bir kilo Galyum için 50 ton, bir kilo Lütesyum için 1200 ton kayaç ayrıştırmak gerekmektedir. Elde edilen şey bir bakıma yer kabuğunun “Etkin Maddesidir.” Milyarlarca yıl süren jeolojik etkinliğin bize sunabileceği en iyi şey hiç görülmedik özelliklere sahip atomlardan oluşan bir yoğunlaştırılmış (konsantre) bileşiktir. (NOT: Vanadyum: NTE olmamakla birlikte Atom No: 23 olan, bir geçiş elementidir, 23 proton ve 23 elektrona sahiptir)</p>
<p>Bu metallerin küçücük bir miktarı bile sanayide işlendiğinde yüksek bir manyetik alan yaratır. NTE’leri sayesinde Milyonlarca ton KARBON GAZI salan kaynaklar terk ediliyor, yerlerine KARBONDİOKSİT yayınlaMAyan kaynaklar konuyor. Bu yüzden YEŞİL KAPİTALİZMİN ANAHTARIDIR. Bunlara YEŞİL ELEMENTLER de denilmektedir. Daha az kirlilik ama aynı zamanda daha çok enerji.</p>
<p>Ancak PETROL ve KÖMÜR henüz son sözlerini söylemedi.***BU ALANDA LİDER KİMDİR: ÇİN &#8211; Pekin NTE’nin efendisidir denilmektedir.</p>
<p>***YERYÜZÜNDE NERELERDE VAR: Çin’in NTE madeni Moğolistan’ın Özerk bölgesinin 120 Km. güneyindeki BAYAN OBO madeninde. Çin, Kazakistan, Endonezya ve Güney Afrika ülkelerinde var.</p>
<p>*KIRŞEHİR kent konseyinin yaptırdığı analizler sonucu; Kervansaray Dağlarında altından yüzlerce kat daha değerli NTE’leri ile “titanyum, lantan, lityum, toryum ve uranyum gibi” Stratejik Madenlerin bol miktarda bulunduğu bilgisi basınımızda da yer almıştır.</p>
<p>-İleri teknoloji ve sanayi açısından ciddi bir katma değer potansiyeline sahip NTE’lerinin değeri dünya petrol pazarlarında 220’de birdir. 2035 yılı gibi yakın bir tarihe kadar sadece elektrikli araçların batarya ihtiyaçlarını karşılamak için 400 yeni maddenin hizmete girmesi, küresel ihtiyaçları karşılayabilmek için bu günden &#8211; 2050 yılına kadar insanlığın başlangıcından beri çıkartılandan daha çok metal çıkarmak gerekiyor.</p>
<p>KAYNAKÇA: Nadir metaller savaşı geçişinin ve dijitalleşmenin karanlık yüzü dergisi (Orijinal Adı: Laguerre des metaux  rares gullaume Piton.) Çeviren Alp Tümertekin. İş Bankası Kültür Yayınları</p>
<p>(2. Basım 2024)</p>
<p>SONUÇ: Nadir Toprak Elementleri modern dünyanın EN KRİTİK HAM MADDELERİ haline gelmiştir. Bu yüzden XXI. yüzyılın PETROLÜ deniyor. Bu kaynakları kim kontrol ederse STRATEJİK ve JEOPLİTİK açıdan XXI. Yüzyılın üstünlüğünü elinde bulundurur. Sosyo-Ekonomik açıdan: Türkiye’nin bu kaynakları işleyip teknolojik ürünler üretmesi, dışa bağımlılığı azaltacak ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok büyük bir üstünlük kazanacaktır.</p>
<p>Dünya Bor ihtiyacının %48’ini karşılayan Türkiye: Dünya ticaret piyasasında fiyatları ciddi bir şekilde değiştirebilecek kadar önemli bir paya ve yapıya sahiptir. Keza; Nadir Toprak Elementlerine sahip oluşu ile de zamanı geldiğinde bu varlığını ve potansiyel gücünü en iyi şekilde değerlendirecek ve kullanacaktır. “Yeter Artık Varlık İçinde Yokluk Çekmeyelim diyoruz…”</p>
<p>Teknolojik üstünlüğün merkezine yerleşmiş olan Nadir Toprak Elementleri (NTE) yarışında yerimizi almamız temennisiyle… Hoşça kalın.</p>
<p>Muharrem KAYNAK</p>
<p>09 NİSAN 2026</p>
<p><strong>NOT: Nadir toprak elementleri ile ilgili olan bu yazı ve eklerine daha sonraki yazılarımızda devam edilecektir.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
