İstanbul Boğazı’nın en özel noktalarından biri olan Beykoz’daki Küçüksu-Göksu hattı, tarihi dokusu, doğal güzellikleri ve sosyal yaşamıyla her hafta sonu binlerce ziyaretçiyi ağırlamaya devam ediyor. Osmanlı döneminden günümüze uzanan köklü geçmişiyle dikkat çeken bölge, aradan geçen yüzyıllara rağmen cazibesinden hiçbir şey kaybetmiş değil.

Bir dönem Osmanlı padişahlarının kayıklarla gezintiye çıktığı, İstanbulluların mesire alanlarında dinlenip eğlendiği Küçüksu ve Göksu çevresi; şarkılara, şiirlere ve hatıralara konu olmuş özel mekânlar arasında yer alıyor.

Osmanlı’nın Gözde Mesire Alanlarından Biri
Bölgenin önemi özellikle Sultan Abdülmecid tarafından 1856 yılında ünlü mimar Nikoğos Balyan’a yaptırılan Küçüksu Kasrı ile daha da arttı.

18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı saray çevresinin gözde dinlenme alanlarından biri olan Küçüksu-Göksu hattı, padişahların “biniş kasırları” ile öne çıkıyordu. Sultan IV. Murad’ın servi ormanlarıyla kaplı Göksu’ya “Gümüş Servi” adını verdiği rivayet edilirken, Göksu Deresi de İstanbulluların en önemli mesire alanlarından biri olarak biliniyordu.

Kayıklarla dere içine girilen, saz heyetlerinin eşlik ettiği gezintilerin yapıldığı bölgede, çayırlarda piknikler düzenleniyor, Boğaz’ın eşsiz manzarası eşliğinde keyifli vakit geçiriliyordu. Küçüksu Kasrı ise yalnızca bir dinlenme mekânı değil, aynı zamanda yabancı devlet adamları ve diplomatik heyetlerin ağırlandığı önemli bir buluşma noktası olarak da kullanılıyordu.

Geçmişten Günümüze Değişen Yaşam
İlerleyen yıllarda bölgeye özel vapur seferleri düzenlenirken, İstanbul’un farklı semtlerinden gelen aileler için Küçüksu önemli bir piknik ve dinlenme merkezi haline geldi. Yoğun ilgi nedeniyle bölgede plajlar ve çeşitli işletmeler de hizmet vermeye başladı.

Eski Beykoz anılarında sıkça yer alan meşhur “Gaffur’un Otobüsü” de yolculukları sırasında burada mola verir, yolcular serin suların başında kısa bir dinlenme fırsatı bulurdu.

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün yapım sürecinde bir dönem şantiye alanı olarak kullanılan bölge, zaman içinde çeşitli düzenleme çalışmalarıyla yeniden eski değerine kavuşmaya başladı.

Küçüksu Nehri’ndeki Kirlilik Dikkat Çekiyor
Tüm güzelliklerine rağmen bölgenin en önemli sorunlarından biri ise Küçüksu Nehri’nde gözlemlenen kirlilik. Beykoz ile Üsküdar arasındaki sınırı oluşturan nehir yüzeyinin zaman zaman siyaha büründüğü ve çevreye kötü koku yaydığı görülüyor.
Bölge sakinleri, mevcut arıtma sistemlerine rağmen artan nüfus ve yoğun kullanım nedeniyle altyapının yetersiz kaldığını dile getiriyor.

Ferda Kazancıbaşı Rahmetle Anılıyor
Küçüksu-Göksu hattının yeniden canlanması ve hak ettiği değere kavuşması için yıllarca mücadele veren merhum Ferda Kazancıbaşı da bölgede saygı ve özlemle anılıyor.
Kurucusu olduğu Anadoluhisarı Turizm Kalkındırma Derneği aracılığıyla bölgenin tanıtımı ve korunması için önemli çalışmalar gerçekleştiren Kazancıbaşı, geride bıraktığı eserler ve çalışmalarıyla hatırlanıyor.

Bugün Alternatifleriyle Yaşayan Bir Merkez
Geçmişte Göksu Deresi’nde süzülen sandalların yerini bugün kano, deniz bisikleti ve kürek etkinlikleri aldı. Hafta sonları bölgeye gelen ziyaretçiler, yeşil alanlarda piknik yapıyor, spor aktivitelerine katılıyor ve Boğaz’ın tadını çıkarıyor.
Çocukların top oynadığı, ailelerin hamak kurduğu, doğum günü organizasyonlarının düzenlendiği Küçüksu-Göksu hattı, şehir yaşamının yoğun temposundan uzaklaşmak isteyenler için önemli bir nefes alma noktası olmayı sürdürüyor.

Bölgede yer alan Anadoluhisarı ve Küçüksu Kasrı da ziyaretçilerin ilgi gösterdiği tarihi duraklar arasında bulunuyor. Özellikle Küçüksu Kasrı’nın bahçesindeki tarihi çeşme, yıllar boyunca ressamların ve Avrupalı seyyahların eserlerine ilham veren simgelerden biri olarak öne çıkıyor.
Doğası, tarihi ve kültürel mirasıyla Küçüksu-Göksu hattı, İstanbul’un geçmişi ile bugününü bir arada yaşatan nadir bölgelerden biri olma özelliğini koruyor.